DÜNYA CENNETİ SRİ LANKA



Önce bir itirafta bulunayım da rahat edeyim. Sri Lanka'ya 2015 Şubat ayında gittim ama ancak mayısta yazıyorum. Neden? Çünki arada Atina, Cenevre, Dubrovnik, Fas ve yurt içinde de küçük ziyaretlerim oldu ve yazmaya fırsat bulamadım. Bence maşallah de... Üç beş yamulmadan sonra billa nazara inanır oldum. Oh be şimdi rahat rahat yazayım.

Hindistan'ın gözyaşı

Bir itiraf daha gelsin. Sri Lanka, orada bulunurken de yazarken de anarken de ağlatan ülkelerden. Aşkını bırakıp gelirsin ya, aynen öyle. Zaten haritaya bakarsan, "Hindistan'ın gözyaşı" diye anılmasına da itiraz etmezsin... 


Bir önceki yazım Chennai ve Hindistan dizisini okursan, bu güzelceleri daha kolay anlatırım sana. Berenimle uçaktan liman binasına giden otobüsteyiz. Beren, Chennai'da bizi ağırlayan Gezgenler'in kızı...


Oğluşum Ata, anne Beyhan ve ay en küçükleri Berkin. Uçakta canımıza okudu velet. Sarı velet. 

Sri Lanka vize

Sri Lanka vize istemez tatlıcım. Lakin girişte azıcık paranı alır. Helalü hoş olsun, 35 Amerikan Doları ver, geç... 

Kırmızı pasaport

Ben hiç öyle milliyetçi ve hamasi söylemleri olan biri değilimdir. Lakin hep anlatılan, "Ay Türk pasaportum var diye öyle hor görüldüm, böyle itildim, şöyle kakıldım" diyenleri de hiç anlamam. Bence onlar tipsiz. Bak söyleyeyim. Bizim pasaportun bırak ittirip kaktırmayı, ciddi bir prestiji var. Ya da buna maruz kalanlar çok suratsız. Azıcık gülümsemeyi denesinler. Bunu Sri Lanka için değil, gittiğim tüm ülkeler için diyorum bak. 


Ata ve Kıvanç'a form doldurma ve


valiz taşıma işlerini ittirip


bizi karşılamaya gelen şoförümüzü buluyoruz...

Sri Lanka Rupisi

Otel ve araç paralarını ödedim ama Sri Lanka'da karnımızı doyurmak ve alışveriş için biraz Sri Lanka Rupisi alıyorum. Oy anam, ne masraflı bir gezi oldu Hindistan'la birlikte, bi bilsen...


Aracımız minibüs...


E çoluk çombalak anca sığarız zaten...


Limandan çıkar çıkmaz, Sri Lanka'nın muhteşem bitki örtüsü bizi karşılıyor...

Sri Lanka otobüs

Hindistan'ın zırıl zırıl ağlayan otobüslerinden sonra burada şahane toplu taşıma araçları ile karşılaştık. 

tuktuk

Bob Marleyli tuktuk... Binmez misin bunlara? Binersin. Sri Lanka'da toplu ulaşıma evet. Hindistan'da katiyen hayır... 


Şimdi sana bi harita daha göstericem. Tıkla büyüsün. Solda uçak resmi var ya, hah orası başkent Colombo'nun kuzeyi. Biz onun güneyine iniyoruz. Wadduwa'ya... Allahım, başkentin içinde bir trafik! Kuran evliya çarpsın, İstanbul'u ararsın... 


İki buçuk saatte Colombo'dan çıkınca bizim şoföre, "Abi gözün yağı yiyem, bi yerde dur da iki soluklanak" dedik. Anladı... 


Arabayı okyanusa paralel giden tren yolunun kenarına park etti ve 


ohhhh bizi buraya getirdi. 


Canım benim ya... Güzel surat. İngilizcesi gayet tamam. Çok da nazik. 


Buyur sana yeme içme listesi ve fiyatları. Genelde böyle. Kolaylık olsun diye parite vereyim: 100 Türk Lirası 4900 Sri Lanka Rupisi... 5 bin diyiver yuvarlak, öyle hesap yap. 


Ay balıklar mis...


Karidesler kafam, 


 bizdeki keyif ise na dünyalar kadar!


Restoranın defterine çaktım imzayı! 


Okyanusun havası, tipi, kokusu, dokusu bi başka tamam mı... Üstelik aylardan Şubat, heyt be kardeşim! İstanbul kar kıyamet... 


Beren'i alıp denize koşuyorum... Buraya kadar olan bitenin bi videosunu göstereyim sana bak: 



Tıkla, oynasın... 

Villa Ocean Hotel

Yemekten sonra hızlıca ve doğruca otelimiz Villa Ocean'a... Bizi çiçekler ve 


offf akıl uçuran bir manzara ile karşılıyorlar... 


Dakka durmadan kendimi okyanus kıyısına atıyorum. Güneş de devrilmeye yüz tutuyor... 


Hint Okyanusu, belli ki Sri Lanka'da bizi büyüleyecek, mest edip, şapşal maşuklar gibi geri gönderecek. 


Oteli oda+kahvaltı konaklama olarak satın aldık. Akşam yemeğindeki atıştırmalıklar ekstra... 

Lion Beer

Sri Lanka'nın Lion birasını ben sevdim. Tamamdır yani. 


Ananaslı ve karidesli bir de salata çaktım. Aslında bunu büyük bir şey sandım. Bu kadar minnak gelince bozuldum, çaktırmadım. 


Yemekten sonra animasyon niyetine yılan oynatıcılar geldi. Ay çok üzülüyorum şu yılanların hâline. 


Bu sarhoş Rus da irice bi yılanı kendine doladı. Hep gömleği ıslandı. Yılan ıslak bi hayvan demek ki. Ben dolamam, bana ne, ne dolıycam! 


Ay oh uyuduk uyandık sabah oldu, otelin bahçesi arsız balıkçıllarla dolu. 


Bak arsız kelimesinin içini tam doldurucak kadar arsız. Fena. Çantandan paranı alır, öyle... 


Masaya doluşup 


hapır hupur tıkınıp


Sri Lanka'yı keşfetmek üzere yola koyulduk. 


Yalnız bi dakka dur, bi şey söyliycem. Bu köpeciği otel restoranının kapısından kovalamayan, hattâ orada yatmasına izin veren Sri Lankalıları öperim severim ben be... Bizde olsa, "Ay melaike gelmez, uy abdest olmaz, puu mekruh" diye itip kakarlar hayvanı. Zaten müşteriler de istemez. Güdüğüz desem şimdi, hamşonun biri çıkar, kızar. Kızarsan kız karşim! Yalan mı? 


Berenim de bu arsızlara bastı ekmeği ve 


Hazreti İsa korumasında yola koyulduk. Çoğunluğu Budist olan Sri Lanka'da şoförümüz Hristiyan. Bizce hiiiç sakıncası yok. Ne onun ne de öbürünün... 


Kandy'ye gidiyoruz. Adanın ortasına doğru yüksekçe bir yer. Güzel tapınakları ve enfes manzarası varmış. Çarşısı da bombaymış.



 Yolda çaylıklara denk geliyoruz. 


Bak nasıl el sallıyorlar. Ay insan seven insanın hastasıyım... 


Hemen aracı durdurup atıyorum kendimi aşağı ve iştahla onlara doğru koşup bu kütükten köprüleri geçiyorum, ya bismillah... 

Sri Lanka Tea Garden

Sri Lanka aslında Seylan biliyorsundur belki... Hani şu kaçak çay denen herze var ya, hah işte onlar Seylan yani Sri Lanka çayı. Lipton falan buralarda çaylıklar kapamış. Belki Rize'de de kapamıştır, ben bilmiyorum, şimdi çok acayip bir şeymiş gibi anlatmayayım. 

Ceylon Tea

Fakat kısaca demeye getirdiğim şu ki, Sri Lanka için çay ve turizm çook ama çok önemli. 


Ay bendeki ağız da kimsede yok kardeşim. Ham yapsam, sanki dünyayı yutucam... 


İyi ki durup inmişim. Yol kenarında Sri Lankalı bu bebeği görüp seviyorum. 


Poşet içinde satılan balıklar da dikkatimi çekiyor ve hızla arabaya geri koşuyorum. Yolumuz uzun bugün... 150 kilometre gideceğiz ama yol otoban değil. 

Sri Lanka Iguana

Tam arabaya binecekken bizimkiler çığlık atıyor: "Baaaanuuuu, bak kız baaak, caddeden karşıya ne geçiyor?" 
Lan, caddeden karşıya ne geçebilir anasını satayım? İnek olsa, ona alıştık. Hindistan'da gırla... 


Abbooovv, hakkaten çığlık atacak kadar var. Toptoraman bir iguana bu. Düşüyorum hemen peşine... 


Yapıştırıyorum hemen bir selfi ama ödüm de kopuyor; döner de bana dalar diye. Kızım Nil olsa, bak abartmıyorum hem vallahi hem billahi onu yakalar, şapır şupur bi de öperdi. Öyle ruh hastası! 


Bu da kısacık videosu... 

sümük

Tekrar yola devam. Çocuk işi biraz sümüklü bi meseledir. Berkin bi hapşırdı, işte manzara bu. 

tuktuk

Kandy yolunda gördüklerimi anlatayım. Renk renk tuktuklar... 

buda

Köşebaşlarını tutmuş Buda Efendi, 

buddha

hem de onlardan dolu var bak... 


Muz kamyonları... Topraktan bereket fışkırıyor Sri Lanka'da... 

sri lanka

Yollar yemyeşil ve aynı zamanda 


çok renkli... Fotoğrafını çektiğimi görünce, öyle güzel gülümsedi ki... 


Laylay loyloy yaparken hop polis durdurdu. Baktı etti, yeniden saldı... 

Pinnawela Elephant Orphanage

Kandy yolunda evvela Kegalle'deki Pinnawela Elephant Orphanage'da filleri göreceğiz. Bildiğin turist kazığı bunlar aslında ama Üsküdar'da fil yok, ne yapayım, kazık mazık... 

Pinnawela Elephant Orphanage

Yetişkinler için 50 Lira, çocuklar için ise 25 Lira'ya yakın bir para ödeyip dalıyoruz fillerin dünyasına... 

Pinnawela Elephant Orphanage

Önce biberonla süt içiriyorum. Giriş ücreti vardı ya hani 50 Lira civarı. Hah, süt içirme ona dahil değil. Biraz da buna para verdik. 

Pinnawela Elephant Orphanage

Kardeşim, fil de fil hani! Corp diye bir çekti, hop 30 saniyede boşaldı biberon. 

Nur Banu Molla

Hortumuna elledim, yupyumuşacık. Fil, tatlı hayvan. 

Ata Kaan Yıldız

Ata hayvanlara yeşillik verdi. 

Elephant

Sonra filleri bir yere götürdüler. 



Onlar arkamızdan sürü hâlinde geçerken son fotoğraflarımızı çektik. 


Şahane!


Bu iş tamamdır, şimdi Maha Oya nehrinin  kıyısına yayılmış filleri seyrede ede yemek yemenin vakti... Muhtemelen deminki fil sürüsü de buraya, suya geliyor. 




Et yemeğine yumurta kırıyorlar. Bu usûl Fas'ta da var. 


Amanın, dayı on parmak dalmış... Neyse canım bize ne... 


Tekrar Kandy yoluna çıkıp devam ediyoruz. Az kaldı. Kıvanç, araç kirası için ödeyeceğimiz parayı sayıyor. 


Ay surata bak, ahahaha, para verecek ya sanki bir melodramın başkahramanı. 

Kandy'ye varmadan bizi bir de botanik bahçesine sokuyor şoförümüz... Bu çocuk ağaçları anlatıyor tek tek. 


İşte coconut, Hindistan cevizi... 


Coconut kabuklarından tarh... 


Meyvesinden yağ... 


Kakao ağacı. 


Ne koklatmış lan bu bize?


Hamam otu gibi bir şeyin marifetini göstermek için gözünü Kıvanç'ın bacak kıllarına dikiyor... 

Badem kremi. Billa güzel kokuyordu. 



Karabiber ağacı gördün mü hiç? 


Ya zencefil? 


Bahçalıktan sonra Kandy'nin girişindeyiz. Buda daha bi büyüdü, etlendi butlandı bak... Belki biraz daha ilerleyince Nirvana'ya ulaşmışını buluruz. 

Manzara sahiden güzelmiş... 

Bak tepede hakikaten Nirvana'ya ulaşmış bir Buda var. Taa en uzaklardan bile seçiliyor. 

Kandy'de önemli bir Budist tapınağı var. Sri Dalada Maligawa...


Dalada Maligawa'nın bahçesinde tavuk ve horoz kaynıyor. Beren'in gözünden kaçmadı. 


Ve ziyaretçilerin çoğu çıplak ayak... Terlikler, ayakkabılar taa sokak tarafındaki kapıda. Bahçede bile yalın ayak. İtikat ve saygı meselesi, bi şey diyemem. 



Bizimkileri de kıçı çıplak diye içeri almadılar. Onlar da kapıda satılan "namuslardan" alıp sarındılar. Annem, denize girerken mayosunun üstüne sarındığı pareoya namus derdi. Bu hatırlama şeysi oradan... 


Anaaam, tapınakta öğrendiğimiz şeyle şaşırıp kalıyoruz. Meğerse bu tapınakta Buda'nın dişi varmış. Kutsal emanet mevzu yani. 


Buda öldüğünde, Hindistan'da sandalağacı kullanılarak yakılmış ve o sırada sol köpek dişi alınmış. İşte bu diş, o dişmiş... Budizm, bir tanrı inancı olmaksızın, bir öğreti ve felsefenin izinden giden 500 milyon kişiyi kendine bağlaması açısından çok dikkat çekici. 


Tapınak bahçesinde bu heykeller de dikkatimi çekti. Kimdir nedir bilmiyorum. Belki Buda yakılırken dişini çekip alan Arhat Kemha'dır. Uydurdum. Elindeki aletle değil diş, adamın aklını alır. 


Kandy ziyaretini burada bitirip geri dönüyoruz. Yol çok uzun çok. 4 saate yakın sürecek. 

Dönüşte bayılıp uyumuşuz. Yalnız bir ara Kıvanç'ın bağırdığını duyarak uyandım. Şoför de uyumuş. Ondan sonra Kıvanç saçma sapan sorularıyla adamı diri tutmaya çalıştı. Gece yarısını epey geçe otele geldik. Yorgunluktan bayıldık. Hele Berkin. Bebekle iyi iş çıkardık doğrusu... 

Ertesi sabah yolumuz bu kez Mirissa'ya, yani Sri Lanka'nın güneyine doğru. Erkenden yola koyulduk.


Sri Lanka'da trafik. Hindistan'la kıyas kabul etmeyecek kadar iyi. 

Lakin burada da soldan aktığı için araç kiralamayı düşünenler çok dikkatli olmalı. Bir İngiltere değil bak, demedi deme... 


Yol kenarında Hindistan cevizi toplayan bu arkadaşı görünce hemen aracı durdurup aşağı fırlıyorum.


Önce adamın, 


sonra etrafın fotoğraflarını çekiyorum. 


Ay iyi ki durmuşuz. Burası müthiş... 


Coconutlarla ben de poz veriyorum.  


Kıvanç ile ters akan trafikteki şapşallığımıza bak. 


Arabaya doğru yaklaşırken bir şey dikkatimi çekiyor. 


İşte bu ev!


Biraz içine doğru sokulup fotoğraf çekiyorum ve kendime soruyorum: 
Yoksa? 


Maalesef, o ev, 2004'teki büyük tsunami felaketinde okyanusun perişan ettiği evlerden biri. Bu fotoğraf ise o günlerden kalma... 


Mirissa yolu boyunca bu evlerden çok gördük ve çok üzüldük. 


Bak bu fotoğraftaki trenin çok hazin bir hikâyesi var. 26 Aralık 2004 günü, Budistlerin Dolunay tatili ile Hristiyanların Noel tatili birleşince, tren çok sayıdaki yolcusuyla Colombo'dan kalkar. Queen of the Sea Line diye bilinen tren, güneye, bizim şimdi geçtiğimiz yollardan geçerek inecektir. Lakin, dev tsunami dalgalarıyla trende 2 binin üzerinde kişi hayatını kaybeder... 


Bu anıt onlar için... 


Anıttaki ayrıntılar can yakıyor... 
Allahım nasıl üzülüyorum!


Ölülerini de hemen oracığa gömmüşler. 


Felaketin olduğu Peraliya/Hikkaduawa bölgesine bu dev Buda heykelini tsunamiden sonra yapmışlar. Şuursuz turistler gibi önünde selfi çekmedik. Çekemedik... İçimiz kaldırmadı.


Aradan geçen 11 yıla rağmen, anıları ve acıları dipdiri...  


Bu restoranda bir şeyler yemek için durduk. 
Gel de yut! 


Tsunaminin ah ne canlar yaktığı bu topraklarda şimdi biz sağlıkla biralarımızı kaldırıyoruz. 
Hayat!


Yola devam ederken çok güzel evler görüyoruz. Bunlar ağır hasardan sonra onarılanlar. 


Şahane evler ama bak. 


Yolumuza çıkan bir maske müzesi ve imalathanesine uğruyoruz. 


Bir iki hatıra ve hediye alıp yola devam ediyoruz. 


Sri Lanka'nın ara sokakları çok cezbedici. Araçla yanlarından akıp gittik ya, çok aklım kaldı be. 



Okyanusa yüzmeye doğru gidiyoruz ama önce Madu Ganga nehrinde bot turu yapacağız.

İşte bu mühtiş!


Buyur bak... 


Ata'nın keyfi çok yerinde. 


Beren ile benim de... 


Böyle bi  yerden gidiyoruz. 


Etrafta bizden başkaları da var. 


Ay amanın o da ne!


Bi anda böyle bi tünele giriyoruz. 


Neyse ki çok sürmüyor. 


Az ileride bu iskeleye yanaşıp 


bir tarçın ormanına çıkıyoruz. Yer gök tarçın koruyor. 


Tarçın ormanının annesi bu kadın  


yere oturarak tarçın dallarını nasıl tarçın çubukları hâline getirdiğini göstererek anlatıyor. 


"Hindistan'dan iyi ki almadınız" diyor bana. Hindistan pismiş... 


Tarçından yağ ve toz da yapıyorlar. 


Kadın hiç gülmüyor. 


Şurada biraz güler gibi mi yapmış? Ehhh, sanki, biraaz... Bak ayaklar yine çıplak. O ayaklar var ya hep kösele gibi. Nasırlaşmış; ayaklar, ayakkabı olmuş. Acımıyor. 


Tarçınlardan tekrar bota... 


Kothduwa diye bir tapınak varmış ırmak kıyısında, ona çıkacağız. 
Ata, çek bakayım annem beni iskeleye... 


Bahçede oh nihayet tavuskuşu gördük. Malum Sri Lanka'nın simgesi. Lakin hiçbiri kuyruğunu kabartmadı. Kur vakti değildi sanırım. 

Ya gülmeyeyim diyorum ama bu Budalar bildiğin vitrin mankeni. Çok şekerler değil mi. İnsanı hiç ürkütmeyen, hep güldüren bir din varsa o da kesinlikle Budizmdir. 


Buda'ya çiçekleri sunan rahibe bu. Sakallı ama çiçek kokuyor... 


Lan! Ben rahibenin fotoğraflarını çekerken tekneye binmişler, palamarı da çözmüşler... 


Koş Banu!


"Yaa, beni bekleyin be!"

Elbette beni o tapınakta bırakmıyorlar... 
Madu Ganga'daki bot turumuz bitiyor. Yeniden yol. 


Hava biraz bozuyor. Okyanus dediğin şey atarlı, giderli. Karattı suratını. 


Aaa, yağmaya bile başladı. 

Biraz üzülüyorum. Mirissa'da yüzmek istiyorum çünki. 


Allahtan o dakikalarda güneş yeniden parlıyor. 


Çuluk cücük hep suda. 


         Sun Shine Beach Inn diye bir restoran ve                hostelin kumdaki masalarına çöküyoruz. 


 
Ata dev dalgalarla boğuşmaya koyuluyor. Bir ara, laplacivert bir duvara dönüşmüş azgın dev dalgaya "Gel la gel, Üsküdar çocuğuyuz" diye yumruğuyla kafa tutuşu vardı ki, ah artık onun da fotoğrafını çekemedim. Kıçın kıçın kaçıyordum sahile. Gülmekten çatlardın. 


Ah Mirissa!

 
Ah Berkin!

 
Ah Beren!


Bu kadar gezerim ederim yerimde durmam ya ben, Mirissa'daki mutluluğumu çok az yerde yaşamışımdır. Beyhanlar'ın katkısı çok. Var olsunlar. 


Ve tabii ki benim dünya paşası oğlum Ata'nın. Annesinin en şahane yol arkadaşı o. 


Bir şeyi koşulsuz sevmek çok güzel. Sevgiyi, iğrenme tiksinme gibi yılışık başlıklarla çürütmemek lazım. 


Sevginin içine ihanet, hıyanet, hurafet, cürufat komamak lazım. 


Senden olmayanı da sevmek lazım... 


Çünki sevmek, bize en çok yakışan...


Mirissa sahiline gecenin, 


 keyfime Lion biranın, 


ve dostluğun hepimize çok iyi geldiği gibi... 


Mirissa'nın sahiline dizilen tezgahlardan kıpkırmızı ve ipiri bir levrek seçip


Son balık ziyafetimizi de burada çektik... 


Ertesi sabahın kahvaltısında biraz buruk duruyoruz...


Hele Ata benden çok... 


Zira sevgililerim Gezgenler bugün gidiyorlar. Onlar bugün Hindistan'a, biz yarın İstanbul'a... 


Kahvaltıdan sonra sevdiceklerimizi uğurladık... Canlarım benim... Sizinle yolculuk, tatil, Hindistan, Sri Lanka, her şey harikaydı... Gittiklerinde ağlamaklı oldum, yazarken de burnumun direği sızlıyor... 


Bugün otelin, havuzun ve okyanusun tadını çıkarmayı planlıyorum. Çevreyi didikleyeceğim. 


Ata yer yer benimle takılıyor


yer yer de ben yalnızlığın tadını çıkarıyorum. 

 
Otelimizin sahiline bisikletiyle gelen ressam, üç kuruş ekmeğinin derdinde. 


Coconutçı amca da uyku cücesinin ninnisine çoktan teslim olmuş.


O uyurken, coconutları ile ilgileniyorum. 


Biraz suya giriyoruz ve 


Kazakistan'dan tek başına gelen bu teyze ile fotoğraf çektiriyoruz. Helal olsun valla ne kadınlar var. 


Burada durmayıp biraz sahil boyunca yürümeye başlıyorum. 


Okyanus ve balıkçılar, gözlerime bayram ettirecek, içimi sevinçle dolduracak görüntüler veriyor. 



Balıkçılar binbir güçlükle, belli bir ritim ve komut eşliğinde denizin derininden bir şey çekiyor. Muhtemelen içi balık dolu ağ... 


Sesleri ilginç. Tıkla izle... 


Sonra tekrar otele dönüp


Biraz güneşlenip


bu arsızları besliyor ve 


bahçede turluyorum. Dallarda maymunlar... 


Hattâ pencerelerde. Hırsız bunlar. Açık bulsa, dalar içeri. 


Tepeden işeyen maymunları için izle :) 


Sonra yeniden sahile inip kankalarımıza mesaj gönderiyoruz. 


Ali dağcı. Her çıktığı zirveden bana bu jesti yapar. Ben de gittiğim yerlerden... 


Kuzeye doğru yürümeye başlıyoruz...


Ata bi balıkçı buluyor ve muhabbete dalıyor.


Ben arkadan gidiyorum. 


Çokça fotoğraf çekiyorum. Sri Lanka güzel ya hani, insanı daha da... 


Ata benden koptu otele gitti. Ben biraz daha yürüyüp sahilden değil, yoldan geri dönüyorum.


Kelimelerin ve kalemin kırılıp döküldüğü, hislerimi tarif etmenin çok güçleştiği bir an bu. Videodaki o tren var ya, ah işte o tren tsunamide binlerce kişinin can verdiği tren... 


Yine güzel evler var.


Ve otelin çok yakınında müthiş bir kilise...


Hava da kararıyor, daralıyor... Şahane pozlar veriyor İsa, kilise ve Sri Lanka. 


Ve ertesi gün. Yolculuk vakti... 
Hoşçakal Villa Ocean... 


Hoşçakalın güzel insanlar... 


Hoşçakal Buda... 


Colombo Havalimanı'nda THY bankosu önündeyiz... 


Artan bozuk paralarımızı atmak için bunu yapmışlar...


Ata, "At at, silah alıp Tamil kardeşlerimizi vuruyorlar o paralarla" diye yine komiklik yaptı serseri ya. 


Sri Lanka hattımızın kartı. Kıvanç almış, giderken bize bırakmıştı. Hoşçakal ulan sim kart... Seni bile sevdik. 


Boarding pass...


Pasaport...


Çıkış onayı... 


Ve hop uçaktayız... 10 saat kadar sürecek... 


Çünki uçak dolmuş yapacak. Maldivler'e inecek... 


Her gezide bir kırmızı ruju perişan ediyorum. Bunu Elif Girginciğim vermişti. Elele editörü... 


Koltuğumda Planet çalışmıyor. 10 saat ne film var ne başka bir eğlence. 


Anca ye iç uyu... 


Zaten yorgunluktan bayılıyorum ama THY bunu telafi etsin. Dünyanın parasını veriyoruz bu biletlere. 


Bir Türk Hava Yolları kolay olunmuyor şekerim. Planet bozuk ne demek? 


Lakin yemekleri her zaman diğerlerine fark atar.


1 saat kadar bir uçuşla Maldivler'e inip yolcu aldık. Oradan basa basa İstanbul'a uçuyoruz. 


Ve nihayet gönlümün sultanı, şehirler şâhı İstanbul'dayız... 

***

Bir final notu yazmak gerek her seferinde. Öncelikle şunu söyleyeyim. Ben bu gezi ile büyüdüm. 15 gün önceki Banu diilim artık, net... Budizmi, Hinduizmi iyice anlamış, sanki resmen başka bir gezegene gitmiş, insanların yokluğuyla dertlere gark olmuş, varlığıyla sevinmiş, bambaşka kültürlere değmiş, yalamış, yutmuş bir Banu'yum artık ben. Oğlumu da oralara götürdüğüm için sevinçliyim. Kıvanç ve Beyhan'a minnetarım. Beni onlar tetikledi. 

Maliyet soracak olursan... 
Hindistan ve Sri Lanka dahil, iki kişi için en az 10 bin lira harcadım. Hindistan için sana önerdiğim kısa tur, Jaipur yazımın altında. Bu kadar büyük rakamlara çıkmadan Hindistan'ı görebilirsin. 

Peki Sri Lanka'da ne harcadım? 
İki kişi otel için 840 Lira verdim. 4 günlük bu. Ama bebek var diye bu oteli seçtik. Bebeksiz gitseydik, Mirissa'da gecesi 20-30 Lira'ya kalırdım. Araç kirası için 225 USD verdik. E yine çocuklar var diye. Çocuksuz gitsem biner trene, Colombo'nun deli trafiğine de kalmazdım. Bir öğün yemeği de kişi başı 15-20 Lira'ya getirebilirsin. Yok ben pahalısını yiyeceğim dersen, taş çatlasa 50 Lira tutar. Uçak biletlerini ise ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Türk Hava Yolları'nın Sri Lanka uçuşları ay pek fena pahalı. Sayfalarından bakabilirsin. Hindistan-Delhi uçuşu için THY pahalı gelirse Pegasus da gidiyor... Şimdi "Sri Lanka'nın altında niye Hindistan'dan söz ediyor bu" dersen, Delhi, Agra, Jaipur yazılarıma bi bakmanı öneririm. 

Ev Bezgini'nin bir alışkanlığı daha var. Her yazısını bir şarkı ile bitiriyor. Orada bir şey dinlemedim yaldır yaldır gezmekten. Ama bunları yazarken muhakkak bir şeyler çalıyordu. 


Perşembe, Mayıs 07, 2015 tarihinde yazıldı.

21 yorum:

  1. kafam attı, uçak biletini aldım, fakat orada kalma ücretleri ve yeme içme ücretleri ne kadar ?ne kadarlık bütçe almalıyım yanıma, ? güzel yer.. :)

    YanıtlaSil
  2. Galiba bu kısımları eksik bırakmışım. Toplamda 10 bin lira ödeyince. :) Yeniden düzenleyeyim madem. Booking'den Villa Ocean Sri Lanka diye ara. Otel güzeldi. Odaları, havuzu, denizi... Fiyatı da ortalarda idi. Ha yok daha ucuz olsun, sahili de hareketli olsun dersen Mirissa'yı öneririm. Mirissa'da Sunshine diye bir yere yanaşıp yemiş içmiş yüzmüşüz ya, hah orası ucuzun ucuzu. Çok da güzel yer. Evet ya düşündüm. Bi daha gitsem öyle bir yere giderim. Yaprakların arasında bahçede duş alıyorsun falan şahane. Hattâ beraber gidelim :)

    YanıtlaSil
  3. Her okuduğum yazıda oraya gitmek için can atıyorum. Galiba bu yazının ayrıntıların derinliğinden anlatımının yalınlığından geliyor. Ne diyim kalemine sağlık sen hep git hep anlat

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beraber beraber... Tez vakitlerde. Tanzanya... Bunun biletini bi aldırayım da ben sana gör. Kış vakti İstanbul'da durmak yok daha. :)

      Sil
  4. Nur Banu senden bi ricam var. Gezdiğin ülkelerin ekmeklerini de anlatmanı istiyorum. Biliyorum biraz tuhaf bi istek:)
    Yazı güzel, Sri Lanka çok güzel ama deprem anıtı iç yakıyor. Yazının altına yorum yazabildiğimiz gibi keşke fotoğrafların da altına yazabilsek. Güzel gezmeler diliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekmekler benim de dikkatimi çekiyor. Yazabilirim evet.

      Her fotoya yorum fikri bugün iki kişiden daha geldi ama sayfanın teknik altyapısı buna izin vermiyormuş.

      Sil
    2. Ekmekler benim de dikkatimi çekiyor. Yazabilirim evet.

      Her fotoya yorum fikri bugün iki kişiden daha geldi ama sayfanın teknik altyapısı buna izin vermiyormuş.

      Sil
  5. Yorum yazmak ve onaylatmak teknik olarak biraz sıkıntılı. (Ben Robot Değilim)

    YanıtlaSil
  6. Yine çok güzel bir geziydi elinize ,emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  7. Teşekkürler çok sevgili Pınar...

    YanıtlaSil
  8. Rusya'dan merhaba

    Kiz arkadasimla Eylul ayi basinda Sri Lanka'ya gitmeyi planliyoruz. Arastirma yaparken sayfanizi gordum, cok guzel bir dille cok aciklayici olmus, tesekkur ederim. Bizim gezi suremiz biraz daha uzun (13-14 gun) Moskova-Kolombo ucusundan sonra ilk gece Kolombo'da kalip Kandy-Sigiriya-Trinkomale-Batticoloa yapip (1'er gece kalabiliriz) tatilin geri kalan kismini Arugam Bay'da gecirmeyi planliyoruz. Donus Arugam Bay'dan Kolombo'ya otobusle yapip Moskova'ya ucacagiz. Genelde turumuzu tren+otobus ile yapmayi planliyoruz, aslinda araba kiralamakta soz konusu olabilir ama internette cok fazla bilgi bulamadim. Uluslarrasi ehliyet gerekli mi? kredi karti olmadan kiralayabilirmiyiz? soforsuz kiralasak sorun olur mu gibi sorularim var. Eger bilgilendirirseniz sevinirim.

    Simdiden tesekkurler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Orkun merhaba,

      Kolombo'nun içinde akılalmaz bi trafik oluyor. Trenle geçmenizi öneririm.

      Araç kullanmayın bence. Trafik hem ters hem de biraz deliler. Araç kiralamak istersen bizim kiraladığımız şirketin iletişim bilgilerini Kıvanç'tan alıp göndereyim. Tren ve otobüs iyidir ama en azından bir kısmında araç size zaman kazandıracak. Evet kirala ama sen sürme. Yaz bana yine lütfen ihtiyaç olursa.

      Sil
    2. 1 Sene sonra merhaba :)
      22 Temmuz'da MSK cikisli tur biletlerimizi aldik cebimize koyduk. Galle'nin az dogusunda Koggala bolgesinde 10 gece 11 gun kalacagiz. Buyuk ihtimal gunu birlik Galle, Colombo, Matara gezisi yapariz. Ayrica iki gunluk Sigiriya-Dambulla-Kandy-Nuwara Elliya gezisi yapacagiz. Gelismelerle ilgili bilgi veririm.

      Sil
  9. Merhabalar,
    Bizde nişanlımla balayı için sri lankayı tercih ettik. bizimde süre biraz uzun, 12 gün :)
    Colombodan direk beruwelaya geçeceğiz 3 günlük bir dinlenme konaklaması için,sadece güneş,okyanus ve yatmak.
    ondan sonra araç kiralayıp 8 gün filan gezmeyi planlıyoruz.
    Evet fil besleyelim, mirisada bira içip okyanusa girelim, nehir turu yapalım, ama sigiriya ve nuwara eliyayıda boş geçmeyelim diyoruz.
    varsa önerileriniz dikkatle duymak isteriz :)
    selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel bir seçenek!

      Zamanınız çokmuş, mis. Her yerini kurcalayın. :)

      Sil
  10. Nasıl pozitif,nasıl hayat dolu,nasıl güzelsiniz bu kadar,size rastladığım için çok mutlu oldum,çabuk bitmemesini dileyerek bütün yazılarınızı okuyacağım,sevgiler,Levent.

    YanıtlaSil
  11. Banu hanım sayfanızı dün keşfettim ve şimdiden Hindistan, Sri Lanka, İsviçre, Atina gezilerinizi okudum. Çünkü çok güzel yazmışsınız. İyi ki yazmışsınız. Benim ellerinizden öper iki küçük çocuğum var. Onlar büyüyünce sizin gibi çocuklarımla gezmek büyük keyif olacak. Sizi sevgiyle kucaklıyorum.

    YanıtlaSil
  12. Hoşşş geldin, buyur geç en baş köşelere. Sevgiyle, sağlıkla.

    YanıtlaSil
  13. Merhaba cok guzel bir yazi olmus. Cok heves ettim. İngilizcem yok nasil olur peki

    YanıtlaSil