BİSİKLETLE KAZIYA


yenikapı

Her yere götüren bisiklet ile bu kez arkeolojik kazıya gidiyorum; Manyas Gölü yakınındaki Daskyleion antik kentine...  


daskyleion

İstanbul'dan Daskyleion'a gitmek kolay. Yenikapı'dan Bandırma feribotuna biniyorsun. Biletler 40 ila 60 lira. Son güne bırakırsan pahalıya alırsın. Bisiklete para yok. 


Bandırma'dan sonra 30 km kadar pedal basınca Daskyleion'dasın. Giderken arkamızdan esen rüzgâr işimizi çok kolaylaştırdı. Bunun bir de dönüşü var!


Bandırmalı bisikletçi tayfası bu bölgede hangi tarlanın kavunu tatlı, hangisinin karpuzundan bal damlıyor, hepsini biliyorlar. 


Günaha ortak olduk.


Ve en sonunda Daskyleion'dayız...
 

Kazı evinde bizi büyük muhabbetle karşılayan, İstanbul Üniversitesi Klasik Arkeoloji Bölümü'nden sınıf arkadaşım Sedef... Sedef akademide kaldı, doçent oldu. Arkadaki şapkalı beyefendi ise yine bizim okuldan mezun Profesör Kaan İren. Kaan Bey kazı başkanı ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nde öğretim üyesi...


 Bizi evvela güzelce doyurdular. Kaan Hoca başladı anlatmaya... Sağdaki kırmızı beyaz formalı, Bisikletliler Derneği Başkanı Murat Suyabatmaz. Biz Murat ile İstanbul'dan geldik. Diğerleri bu yörenin çocukları... 


 Kazı evi böyle bir yer. Sıra sıra odalar, depolar, mutfak gibi bölümleri var. Biz gittiğimiz sırada bütün Ergili bok kokuyordu. Vallahi bak. Sedef söylemişti ama. Gübre mevsimi miymiş, bi şeymiş, her yerin koktuğunu söylemişti. Koksun, boktan zarar gelmez de bu yazıyı yazarken tuhaf bir haber buldum, bak onu paylaşayım... 

%E2%80%99Polen+ka%C5%9F%C4%B1nd%C4%B1r%C4%B1yor%E2%80%99+diye+a%C4%9Fa%C3%A7lar%C4%B1+kestiler

Fotoğraf 2013'ten. Ergili halkı, kızılçam ağaçlarının polenleri kaşındırıyor diye 60 tane ağacı kesmiş, aboo... Haberin linki şurada: Tıkla.  


Antik kenti gezerken başka bir tuhaflıkla daha karşılaştım. Onu da şuracığa bırakıvereyim. Burası Manyas Kuş Cenneti bölgesi ya. Hah, kazı alanının yanındaki tarlanın sahibi dayı, silah sesi çıkaran bir düzenek kurmuş. Yarım dakkada bir havaya sıktığı patırtı ile kuşların ödünü koparıp kaçırıyor. Valla billa bizde akıl yol ha!


Bu plastik kasalar, keramiklerin tutulduğu odadan. Keramik demek, pişmiş toprak eser demek. 


Bunlar hemen her zaman böyle kırık dökük olur. Maharetli eller, bunların parçalarını bulur birleştirir. Eksik yerlerini alçı ile doldurur. Kapları kacakları orijinal şekline sokar. Buradaki keramik parçası, kırmızı figür tekniği ile süslenmiş bir kaptan.


Sedefciğim anlatıyor... Diyor ki, burası tıpkı Troya gibi farklı dönemlere tarihlenen katmanlardan oluşuyor ve yüzey araştırmalarında bulunan eserler taa Kalkolitik çağa kadar inebiliyor.


Sonra kazının başkanı Kaan hoca başlıyor anlatmaya... Arkeologlarca kesiti açılmış bir höyüğün katmanlarına bakarak, yerleşim dönemlerini nasıl görebileceğimizi söylüyor.


Bu sur Lidyalılar'danmış mesela. Parayı seven, surunu diker.


MÖ 7. yy'da, Lydia Kralı Daskylos, hanedan kavgaları sebebiyle Sardis'tekilerle papaz olunca kalkmış buraya gelmiş. Niye gelmesin? Çiçek gibi memleket. Havadar. Manyas Gölü'ne 2 km. 


Bazı antik yazarlar diyor ki, "O-hoooo, Daskylos efendiye kadar, buralar dutluk muydu sandın? Ta 12. yy'dan beri burada yerleşim var." Yazarlar böyle deyipdursun, yüzey araştırmaları kalkolitik çağa dek eserler bulunmasına yaramış. Yani demem o ki, Daskyleion adamakıllı sağlam bir höyük. Kat kat kat kat medeniyetlerin izi var. 


 Kaan hoca, bizim gittimiz o sene, iki tane sağlam mutfak bulmuştu. Mutfaklarda Lidyalılar'a ait kap kacak, kemik, tohum, istiridye kabukları, bazalt taşından havan, kemik, balık kılçığı gibi şeyler varmış. Meğer bu mutfakların biri MÖ 600, öteki MÖ 540 yıllarına tarihleniyormuş ve ikisi de kendi dönemlerinde çıkan yangınlarda üst üste çökmek suretiyle aslında bir nevi korunma kalkanının içine saklanmış. 


Bu tepe, höyüğün en yüksek yeri ve Manyas Gölü'ne bakıyor. Aşağıda adam boyunda sazlar var. Rüzgârla salınan sazlar, Kaan hoca'nın anlattığına göre "Midas'ın kulakları eşek kulakları" diye bağıran berberin sesini almış fısır fısır taa ötelere taşımış. Bunu öyle bir anlattı ki, bütün ekip oradan ayrıldıktan sonra uzun süre sazlıklara bakıp Kral Midas'ın berberinin ağzına sığmayan o koca sırrı âdeta duydum: 
Midas'ın kulakları eşek kulakları!
Bak valla billa eşek kulakları!


Cumartesi günü kazı alanında çalışmadıkları hâlde bizi ağırlayan ve gününü bize ayıran Profesör İren ve ekibine teşekkür ederek kazı alanından ayrıldık. 


Dönüş yolunda at bacaklı genç bisikletliler rüzgâra aldırmadan nefes nefese asıldıkları pedallarıyla basıp gittiklerinde ben kıpkırmızı değerli taşlara benzeyen domateslerin süslediği tarlada haramın tadına bakmaya çoktan başlamıştım bile...


 Başkan Murat beni yalnız bırakmadı dönüşte. Nasıl bıraksın? İstanbul'dan beraber gelmişiz. Fıtı fıtı sürüyor o da benimle ama rüzgâr, yokuş aşağı bile indirmiyor. Öyle sert. Geri bakıp kamyon mamyon bi şey bizi alır mı diye yolu kolluyor Murat.


30 kilometrelik yol öldür Allah bitmiyor. Sanki 300 km daha var ve bizim ileri gitmemiz imkânsız. Ben yorgunluktan geberecek gibi olunca, adamcağız benim bisikletimi de eline alıp yürüyor. Ben de arkasından.


Bir sürü kamyona, minibüse, otobüse el ediyoruz. Katiyen almıyorlar. Lan öldünüz mü, başınıza iş mi geldi diye durup sormuyorlar bile. Bisikletliye karşı çok hainsin lan halkım. Oh iyi oldu yedim domateslerinizi! En nihayetinde bu kamyoncu abi bizi alıyor. 


E kapalı kasada gidecek hâlimiz yok, sıkışıveriyoruz ön tarafa. Ben tam bir çingene kalaycıya dönüşüp dua ediyorum o esnada: "Alla ne muradın varsa versin be abi! Bak az daha çatlıcaktık be orda, senin gibi kral adam billa yok, nur olasın be abi!"


Yolda bi baktık, bizim at bacaklı bisikletliler dili dışarda pedallara asılmış gidiyor. He he, biz yanlarından bu yakışıklı abinin kamyonu ile vırt diye geçtik gittik.


Bu günübirlik kazı macerasını şu video ile toparladım, şugar oldu be abi. İzle bi. Nur ol. Gözcüğün derde bakmasın.




Epeydir çok tembellik ettim ve yazmıyorum ama dünya bir cennet cicim ve ben onu iştahla yaşarken bazan bilgisayarın düğmesini, klavyenin tuşunu bulamıyorum. Anladın onu sen. 😉


Bu yazının şarkısı bu. Seversin. Öptüm. 👄









Cumartesi, Nisan 07, 2018 tarihinde yazıldı.

0 yorum:

Yorum Gönder