MAAİLE BUDAPEŞTE'YE

anne baba

"Bu kadar anlattın, hani kızım senin baban?" diyen varsa buyursun. Babamla Macaristan seyahatimizi anlatıyorum. Ya bismillah!

sabiha gökçen hava limanı

Aylardan eylül, senelerden 2016. Babamın arabasıyla gelin hanımcığımız Gözde limana bırakıyor.


Kim bu hepimiz? Babam, anam, kızım, ben. Babamı bir yere götürmek pek kolay değildir. Nasıl ikna ettim, bak dinle.


 

Şuraya bak evvela. 15 Temmuz hadisesinin olduğu sene yolculuk edenler hatırlar; limanlar, pasaportlar, girişler, çıkışlar hep debdebeli ve büyük kuyruklu idi. Ben sana bi şey diyeyim mi? Bu memleketin tadını kaçıran kim varsa, ben onun ta!




Hani Shell'den bir Roma seyahati kazanmıştım ya, o yarışmada, Sevgililer Günü için otomobilime duyduğum aşkı anlatan bir fotoğraf çekmiş, altına da içli içli yazmıştım. Pek tabii ki kazanmıştım. :) Sonra bunlar bir yarışma daha düzenledi. Bu kez Babalar Günü için babamıza duyduğumuz hisleri anlatacaktık. Ulen! Otomobili ile yarışma kazanan ben, babama yazacağım şeyle tabii ki yine jüriyi zorlayacaktım. Onlar da şaibe karıştı sanılmasın diye beni seçmeyecekti. Ödül yine seyahatti. Ben yarışmaya katılmadım ama kadere inat derhal o akşam babam da dahil hepimize Budapeşte biletleri aldım. Ömrümde ilk kez babamla seyahate çıkacak olan ben, bence yine bu yarışmayı kazanmıştım. Babamla Nil çok iyi anlaşır ve hep çok eğlenirler.



Ben babamla öyle eğlenmedim. Hiç eğlenmedim. Çünki ona öğretilmiş ya da kulağının kenarına kıstırılmış bir babalık anlayışı vardı ve hep korkarak büyüdüm. Annem de az değil, beni hep baba imajı ile korkuttu. Donuma sıçtım ben babamdan korkarken. Ulen halbuki ne iyi adamdır benim babam.



Fazilet pek hırlı değildir. Sinirlendi miydi çatılar havaya uçar, kapılar titrerdi biz çocukken. Babam öyle mi ya? Bir tokatını yemeden büyüdüm. Çok çalışırdı. Geceleri geç gelirdi. Çocukluğunun çaresiz garibanlığını ve o yılların yaralarını malla mülkle yıkayıp paklayacağını umduğundan birden çok işte çalışırdı. Yani bence öyle. Bir adam yoksa neden haftanın bir tek günü bile evde durmasın ki? 
Hâliyle, baba yorgun...


Heyt aslanım be! Oğlum Ata Budapeşte'de karşılıyor. Neden orada? Eski yazılarımdan bilirsin. Corvinus Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler yüksek lisansı yapıyor.



Budget'tan aldığımız yakışıklı otomobilimizle kutlu Macar serüvenimize başlıyoruz.



Bu seyahat için üç ayrı konaklama rezervasyonu yaptırdım. İkisi Budapeşte'de. Biri Slovakya'da. Bu ilk adresimiz. Peşte tarafında, büyük pazara ve Ata'nın okuluna yakın Romantic Downtown Apartments.



Evden görünen...



Rezervasyonlarımı hep ve büyük bir memnuniyetle booking.com'dan yaptırdığım için, bukingçiler de benden memnun olsa gerek, şampanya ile karşılanıyoruz. Ömrümce babamın gözüne girmek için çaktırmadan ama hep büyük gayretle haltlar yiyen bana bu şampanya bile şişinme kaynağı oluyor.



Ay evde peç var. Ruslar yaparmış bu sobalardan. Üzeri fayans kaplı, dekoratif ısınma araçları.


Evde çok oyalanmadan bizimkileri hemen yola revan edip bildiğim en şahane yerlere götürüyorum. Bu tenteneli gökyüzünün altından akarak 
ilk durağımız Rackeve'e gidiyoruz.



Tıklayınız cicim. Kısadır. Yoldan...



Evvelce buralardan bisikletle geçtiğim için yolları iyi biliyorum. Bak EuroVelo'nun 6 numaralı rotası.
 


Rackeve çok şahane bir yer. Kıskandıracak kadar hem de.


Kasabada şöyle bir tur atıp girişteki nefis köprüde annemle babamın bu güzel fotoğrafını anılar silsilesine ekliyorum.



Rackeve'den çıkıp daha güneye Tass'a gidiyoruz. Tass'ta Erzsebet Lenghel'in kiralık evinde kalmıştım evvelce. Restoranı ve bulunduğu yer çok güzeldi. Erszebet, insanı tatlış tatlış öyle bir güzel kazıklıyor ki, gıkını çıkarmıyorsun :D



Bu sefer de öyle oldu. Bu balığa mesela dünyanın parasını ödedik ama hesapları babama çakıyoruz diye o kadar da şiyetmedim ya Allah affetsin.



Ertesi sabah ilk iş annemleri Geller Tepesi'ne çıkarıyorum. Budapeşte'ye gidersen, muhakkak çık. Buradan Tuna ve Budapeşte'nin ruhuna akabilirsin.



Benimkilere de öyle oldu.



Babamla Citadella'nın altında bu pozu verirken



annem, ilerleme ve yükselişi tasvir eden küçük heykelin önünde pozuna durdu bile.



Bu heykel ise Citadella'nın solunda duruyor. Şeytanı tasvir ediyormuş.


Citadella bacımız ise elindeki defne yaprağı ile elbette özgürlüğü simgeliyor. 1947 yılından beri bu tepede.


Şehrin, Sovyet güçlerince Nazi işgalinden kurtarılması şerefine buraya dikilmiş. Sovyetler de sonradan bunların anasını ağlatınca bissürü gomonis heykelini kırıp atmışlar ama bunun başına ıslak havlu koyup üç gün dibinde mum yakıp dua edince, gomonisliğinin gittiğine inanmışlar. Biz de bugün böyle pozlar verebilmişiz hamdolsun.


Citadella'dan aşağı inince Nil ile hain planımızı devreye soktuk. Annem de çanak tuttu. Babamın ödeyeceği bir market alış verişi için Alman BİM'i dediğim Lidl'a gidiyoruz.



Anam sanki İstanbul'da eve alış veriş yapıyormuşuz gibi terliğinden tıraş köpüğüne market arabasını doldurduk.



Kafeinsiz filtre kahveyi ucuza bulunca 10 paket kadar aldım. Fiyatları görüyorsun Forint cinsinden. Macarlar AB üyesi ama kendi paralarını kullanmaya devam ediyorlar. Euro ile geldiğin Macaristan'da paranı hava limanında değil, şehir merkezinde Forint'e çevir. Limanda kazıklıyorlar.



Kasaya yaklaştıkça babam... ;P




Bu da "Ocağımı söndürdüler" derkenki hâli. Tıkla, videodur bu.


Bizimkileri bol kepçe Kürt Yusuf'un restoranına götürüyorum. Yusuf, Kuzey Iraklı. Taa zamanında gelmiş, buralı olmuş. Takılıyor. Raday Caddesi'ndeki kilisenin arkasında. Gidersen uğra, "Amanet Ata'nın annesi selam söyledi" de, bak nasıl doyuruyor aç karıncığını. (Amanet: Emanet)



Eve dönüp marketten aldıklarımızı yerleştiriyoruz.



Kısır yapacağım. Ata'nın fakülteden arkadaşları gelecek. Her biri başka milletten çocuklar.



Hay anasını ya! Parkomata para attım ama süresi yetmedi. Bozuk para için Ata'yı bekleyene dek cezayı geçirmişler.



Çocuklar geldi. Sol baştaki Bogdan İtalyan, Yanındaki kara oğlan Mutlu Alanya'dan, kırmızı gömlekli sarı pipi Sergey Rus, sağ baştaki de benimki.



Mısır da haşladım toramanlara. Analarından uzakta yiyip yiyip cırcır olsunlar.



Yemekten sonra oğlanlarla dışarı çıktım. İtalyan Bogdan'a Türkçe bir cümle öğretmişler, onunla eğleniyoruz. Tıklayınız cicim.


Sabah olunca toparlandık.



Kuzeye doğru çıkıp...



Estergon'a ve oradan karşıya Slovakya'ya geçeceğiz.



İlk durak, Szentendre.



Buraya daha önce Ata ile gelmiştik.



Turistik ve tarihî bir yer. Bizim Kuzguncuk'a benziyor.



Sokak aralarında resim, seramik atölyeleri, el işi üreten sanatçıların yaşadığı bir yer.



Budapeşte'ye de yakın olduğu için bol ziyaretçi alıyor.



Sen şu aşktaki inceliğe bak.



Baba, sen de bak.



Szentendre'ye Budapeşte'den trenle, otobüsle, bisikletle ya da kiralık araçla gelebilirsin. Mesafe kısa. Buradan itibaren arabayı Nil'e veriyorum. Estergon'a gidiyoruz.




Macar trafiğindeki videolarımı bu kliple toparladım. Tıklayınız reca ederim.


Bazilika. Macaristan'ın en büyüğü.



Büyük Estergon Bazilikası'ndan bakınca bunu göreceksin. Köprünün karşısı Slovakya.



Bu Viktor. Bazilika önünde flüt çalar. Beni görünce "Ev Besgiini" diye seslendi. Okuldan oğlanı almaya gidiyordu, duramadı.



Bak bu videoyu, daha evvel buralara bisikletle geldiğimde Yusuf kuzum çekmişti. Tıklayınız cicim.


  
Kaleden aşağı inince bir hamburgerci var. Allah Allah! Hem aşırı ucuz hem de retro hamburgerler yapıyor. Bak gidersen, haritana Alabardos Panzio yaz, onun karşısında.


Schengen bölgesinde, bir ülkeden diğerine nasıl geçilir, merak eden arkadaşlar tıklasın...



Hemencecik ırmağın karşısında, Tuna'nın öbür kıyısında Estergon ve bazilika manzaralı otelimize geliyoruz.



Babam ne kadar Beykoz'da doğmuş büyümüş de olsa, Rizeli genlerinden ötürü hep inşaatçı. Otelin çatısını kurcalıyor. Nasıl Yapmışlar?



- Hüüoop baba! Nasıl Yapmışlar?
- Good good. Nice nice...




Tabii sonradan Nil ile bunun gıybetini yaptık vatsaplarda matsaplarda.



Sonra ben bunları otelde bırakıp biraz yürümeye çıktım.


Slovakya, Macaristan'la hemen hemen aynı tonda hayatı sürdürüyor. E ne olacak ki?


Aynı ırmağın kıyısında iki ülke. Ülkecik hattâ. Coğrafya kader ya.



E be kardeşim! Sen kıçı kırık bi Slovak kasabasısın, bunu şimdi benim burnuma sokup moralimi bozmaya ne hakkın var di mi? Öttürdüm bi ıslık. Çıktı evin sahibi. "Gel la gel, ceviz topladım" dedim. Ama nazikçe. La'yı şimdi ekliyorum. Geldi tabii. Bu ecnebiler insan sıcağı millet. Eteğime doldurduğum taşları ceviz sandı. Açtı koca kapıyı. Ânında yığdım kayayı çakılı mıcırı oraya. Bu tam şapşal şapşal bakıp VatDıFak diye gevelemeye başlamışken, ben bi vurdum taşı bunun eve, önce baca indi. Hop bi daha derken bahçedeki saksılar, hop sırayla pencereler, garajın kapısı falan filan, evi düzledim ben. "Çekerim emaneti, öperim adaleti ulen! Bu ne biçim ev, akıllı ol" dedim, döndüm yürüdüm...


Şaka tabii... O güzel evi haset ettim diye uyduruyorum öyle.


Otele gittim, bizimkileri arabayla aldım ve çevrede tur attırmaya başladım.


Babam, Tuna'daki gezinti teknelerini merakla gözlüyor. Çünkü o Beykozlu Kaptan Baba ve aynı işi İstanbul Boğazı'nda yapıyor. Yapıyordu desem daha doğru, çünkü artık işleri kardeşim devraldı.


Gece indiğinde, Bazilika manzarası ile odalarımıza çekiliyoruz.


Sabah otelden ayrılırken, babam Slovakyalı otel patronunu Beykoz'daki balık ekmek teknesine davet ediyor. Ahah çok komik gibi gelse de bak ben sana diyeyim, kimin ne zaman nereye gideceği belli değildir bu hayatta. Gelir mi gelir. Olur mu olur.


Mesela gidip 14 yaşındaki Banu'ya sorsan, bir gün babanla Avrupa şehirlerinde gezecek misin acaba diye, o hevesli kız sana, babasıyla daha Antalya'ya bile gidemediğini söyleyecektir. Bir kere annem beni, "Baban, sen 14 yaşına geldiğinde bizi Antalya'ya götürecek" diye kandırmıştı da.


Bunları asla o günleri eleştirmek için anlatmıyorum. Koşullar, sosyolojik yapı, ekonomik imkânlar, sen de biliyorsun işte bambaşkaydı.


Ne yollar açıktı ne de biz yola çıkabiliyorduk. Darbe görmüş çocuklarız, kolay değil yani.


Evlenme kız Rabia bu ayıyla! Tarihî köprüye sığır gibi yazı yazandan koca olmaz, evlenme!


Sırtını böyle güvenle yaslayacağın bir adam bulursan evlen. Yoksa, bi bok yok evlenmekte.


Aha! Anna. :) Budapeşte'ye geri döndüğümüzde kaldığımız evin sahibi.


Ev bu. 1800'lerin sonlarından kalma nefis bir apartmanın köşe dairesi. Giriş katta.


Apaydınlık.


Burada da harika bir soba var.


Anna, eski pikapta çalalım diye plakları da hazır etmiş.


Ve bomba! Evin manzarası bu.


Macaristan meclis binası. Bilerek tuttum bu evi. Buralarda pek kiralık ev yok. Varsa da azıcık pahalı.


Babam fırlayıp etrafı kolaçan etmeye girişmişken, bu Macar kadına sokak süpürme işinde yardım ediyor. Kapıyor kadının elinden süpürge ile faraşı. Basit. Sen bırak! Ben yaparım!


Benim ömrüm de böyle geçmiştir. Kimseye iş yaptıramam. Her şeyi ben yaparım. Senelerce evli kaldım. Mesela arabayı hep ben sürdüm. Sonra o araba satılacak, hop Banu oto pazarına. Heriflerle sıra sıra dizilip araba aldım, sattım. Valla bak. Severim ama araba sürmeyi. Budapeşte'de de severim.


Burası Balıkçı Tabyası. Yemeğe giyoruz şimdi. Yolda denk geldik. Geldiğinde muhakkak gör. Nefis bir eski kale.


Andrassy Bulvarı'nda Langos Papa'ya getirdi bizi Ata.


Langoş, bunların geleneksel yemeklerinden.

langoş

Geniş ve yayvanca kızartılmış ekmek hamurunun üstüne tavuk ya da dana etinden harç hazırlıyorlar. 
Öyle çok aman aman bir numarası yok ama lezzetli mi? Evet tabii ki. Yağlı hamur ve et. Nasıl lezzetli olmaz?


Üstüne bir de tatlı gümlettik.


Ve finalde hesap: Yaklaşık 50 yuro.


Gece, meclis binası iyice yandı tutuştu, ayy...


Ertesi gün, bi oğlumun okuluna gideyim ama değil mi?


Corvinus Üniversitesi, Tuna kıyısında, Budapeşte'nin kalbinde bir okul.


Bilhassa sosyal bilimlerde, ekonomide, iktisatta epey iddialı imiş diye duydum.


Özgürlük Köprüsü'nün hemen yanıbaşındaki Corvinus'un adı karga anlamına geliyor. Valla bak. Kuzgun da olabilir. Zaten okulun simgesi de karga. Kuzgun da olabilir. Kuzguncuk'ta Corvin diye bir restoran var. Demek ki bu Corvinus da kuzgun demek olabilir.


Ha karga, ha kuzgun. Şahane okul.


Bu eski koridorları ile bana bizim okulu çağrıştırıyor.


Hangisi bizim okul? İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi.


Corvinus, 1846'da kurulmuş.


Ata ile benim hayatımda buraların ve bu okulun derin izleri var. Biz ilk kez yıllar evvel ana oğul buraya geldiğimizde hiç aklımıza gelir miydi, ömrümüze böyle derin izler bırakacağı? Ata'nın burada okuyacağı?


Nasıl başvurdu, nasıl kabul edildi, burada nasıl geçinilir gibi soruların cevapları bu videoda. Tıklayınız cicim.


Corvinus'un arkasında pazar binası var. Bizim Kadıköy sahilindeki konservatuvar binası var ya, o da zamanında böyle hâl binası olarak yapılmış. 1960'lardaki vahşi yıkım dalgasından canını kurtarabilmiş olması bizim için ne şans!


Pazardan pembe patates alıp


eve yollanıyoruz. Türkiye'de patatesin pembesi yok ya,


bizimkilere fırında sarımsaklı pembe patates pişiriyorum.


Budapeşte'de hiç mi avm yok dersen, seni eli boş çevirmem. Buyur, Corvin Plaza delikanlı gibi seni bekliyor.


Girerken Nil çok şaşırdı: "Aaaaa, kız anne, güvenlik yok!"


Güvenlik yok ama at suratlı bet apartmanlar burada da var.


Getto anasını satayım, getto. Ve büyük bir iştahla yenileri için derin temeller kazmışlar, haldır huldur inşaat yapıyorlar.


Yani demem o ki, insan her yerde aynı bok! Doymuyor. Ver yesin. Hababam yesin, hep yesin. Anca kanunlarla dizginleyebilirsen insanı durduruyorsun ve elindekilere de sahip olabiliyorsun.


Sana bir uyarım var dostum. Macaristan'a gelir ve araç kiralarsan bütün kurallara uy. Hattâ arabanı 80'lik bir dede gibi sür. Park yerlerine park et ve parkomatlara parayı muhakkak at.


Bu dediklerimi yapsan da sonradan kredi kartına haşırt huşurt trafik cezaları gelecek. Bunlar bizi resmen öpüyor bence. Bunun önüne geçmek için, Türkiye'ye döner dönmez, kredi kartını kapat. Yenisini al.


Budapeşte'de Tuna'nın ortasında turna gibi zarif bir adacık var: Margit Adası. Yazın burada nefis festivaller yaparlar ve gençler delice eğlenir.


Hadi bir çıkayım da yürüyeyim dedim. Adada herkes koşuyor.


Tek yürüyen kabagöt benim. Olsun, o da bi şey.


Kimi kanoda,


kimi aletlerde ama herkes sporda ve ada leş gibi ter kokuyor.

ev bezgini nur banu molla

Güzelsin Budapeşte. İnsanlarınla, tarihinle, coğrafyanla, her şeyinle güzelsin ve ben sana yine geleceğim. Biliyorum.


Ama şimdi veda zamanı. Atacığım, üniversiteyi Eskişehir'de okuduğu için uzun yıllardır evden uzakta ve biraz üzülüyorum bu gurbet meselelerine.

nil yıldız

Ama memlekette henüz 15 Temmuz diye bir acayiplik olduğu için uzakta olmasından memnunum. Yeter ki sağlıklı olsun.

ata kaan yıldız budapeşte

Hoşça kal annecim. İyilere denk gel. Kalbin sevinçle, sağlıkla çarpsın.

macaristan baba budapeşte

Vee geldik sona be baba. Ben oğlumla çok gezdim. Kızımla da... Annemle, arkadaşlarımla da. Hepsiyle defalarca yollara düştüm ama babamla ilk kez. Bu sebeple Budapeşte, hepsinden başka oldu. Hani insan insanı yolda tanırmış ya, ben de bu kez babamı biraz daha tanıdım. Sana bir şarkı çalayım mı baba?
Çok seversin bak. Hani ben de sana söyledim ya geçenlerde...



Gecenin Matemi

Söz: Mustafa Nafiz Irmak
Beste: Selahattin Pınar
Solist: Ümit Yaşar


Pazartesi, Mart 30, 2020 tarihinde yazıldı.

1 yorum:

  1. Muhabbetiniz bol ve daim olsun gezmiş kadar oldum.su sıkıntılı günde emeğinize sağlık

    YanıtlayınSil