HADİ ÇIPLAKLAR KAMPINA



Başlığı görünce hemen aklına neler geliyo di mi? Seni Allah almasın, gir içeri, gel gel, anlatıyorum.

Seni şimdi dünya tatlısı, biricik, kıymetli, lokumdan baldan yapılmış, komik, şapşik, canımın ta içi arkadaşım Nezoş ile tanıştırayım. Samsun'da kaldığım yıllarda yani 1993-96 arasında hayatıma girmiş nefis biri. Gümüşçü Nezoş. Samsun onu öyle tanır. 


Nezoş, İstanbul'a taşındı. Beyoğlu'nda bir kafe açtı. Kafenin sokağı, Galatasaray Hamamı var ya hani, hah orada. E tam sokağın başında bomba patladı falan, arkadaşımın işleri biraz bozuldu, tadı kaçtı. Dedim ki, "Kız gel seni çıplaklar kampına götüreyim." 

O herhalde çıplak kısmını atlayıp bi tek kampı duydu. Yol boyu "Hadi beee, yok beee, yürü beee!" diyerek inanmadığını belirtip durdu. 


23-25 Mayıs 2016 günleri için havalandık, gidiyoruz. Karadağ, uçaktan bakınca sahiden kara dağ. Adamlar ismini bilmiş de koymuş. Monte Negro. Dur buraya bi kalp gelsin. 💓


Karadağ'ın başkenti Podgorica'ya uçuyoruz. 1 saat 45 dakika sürüyor. Oradan da fıstık gibi Mercedes taksi ile nehir evimize. Pegasus'un uçuşu yok. Mecburen THY ile gidiliyor. Hâliyle biraz pahalı. Pegasus sponsorum falan değil fakat belirtmeden geçmeyeyim. Olmasa, Avrupa'yı biraz zor gezerdim fırt fırt. Bugüne dek hiçbir aksilik yaşamadım. Hakkında yapılan olumsuz yorumlara katiyen katılmıyorum. Rötarlar zaten havayollarının sebep olduğu bir şey değil. Bilip bilmeden konuşmasınlar, tadını çıkarmaya baksınlar.


Limandan Bojana adasına 86 kilometre var. Taksiciler bunun için 50 Euro istiyor.


Bak sana kalacağımız yeri bi göstereyim. Hakikaten sıradışı güzellikte bir coğrafya. Arnavutluk sınırına yakın, Adriyatik kıyısında. Bojana nehri, döküldüğü yerde üçgen bir delta yapmış. Island Apartment yazan yer var ya, hah biz oraya Vukcevic'in evine gidiyoruz. 


Taksici arkadaşa dedim ki, "Kanka en müsait bi yerde dur, 86 kilometre yol baka baka geçmez, bizim bira almamız lazım."


"Bak şurada güzel bir yer var, mola verelim." diyen şoför arkadaş, bizi İşkodra Gölü kıyısında durdurdu biraz.


Tamam çok güzel de bok götürüyor, hani siz Avrupalıydınız, ne lan bu, demedik.


Şimdi bu hava söndürülür mü?


Bu fotoğrafta ne yaptığımı hiç bilmiyorum.


Yol atmosferini hissetmek için bu videoyu tıkla cancağızım.


Ve nihayet Vukcevic'in tabelası göründü. Vukcevic, ailenin soyadı. Rezervasyonu booking'den yaptım.


Evimizin girişi böyle.


Ay anam ay, içi böyle...


Manzarası da böyle.
Ay aklımı kaçırıciim, bu ne güzellik ya rabbi!


Evin iskelesine oturup, yaşamın sesini dinliyorum. Hayatta olmanın, sadece bunun, tek başına sağlıklı olmanın verdiği hazzı tartıyorum. Ağırlığından iskele yıkılabilir. Evimizin iki gecesi için 120 Euro ödüyoruz. Şimdi 500 liraya yakın.


"Kalk bacım" dedim, "Denize gidelim." 
Düştük bu toprak yola.


Mayıs ya, kedi gibi mayıştık. Yaz ne güzel bir şey.


Böyle bir yoldan 2 km kadar yürüyüp adanın köşeciğindeki kamptan denize gireceğiz. Ben biliyorum, orası FKK çıplaklar kampı. Nezoş bir türlü inanmıyor.


Sonunda vardık. Girişimizi izlemelisin. Ahah hahhah. Nezoş, Allah seni ya!


Nezoşun, "Ay yok kız, hepsinin şortu var baksana" dediği 'şortlu' adamlar bunlar. Ahah haha...


Çıplaklar kampı diyince aklına öyle Apollonlar, Adonisler, Afroditler gelmesin. Gayet ölümlü tipler. Ne sandın?


Arada böyle taş parçaları çıkıyor ama eşekliğin âlemi yok. Evvela biraz nudist felsefe hakkında oku, öğren, gideceksen öyle git.


Bu da benim nudist felsefem. Ahah haha, yine sesli gülüyorum. Çantamda her zaman oyalı bir yazma hazır biliyorsun. 


Plajda bi görevli, "Nooo tekstil! Siz şöyle kenara doğru geçin bakem, hadi." diye bizi kışkışladı. Geçtik oraya ama sonrasını anlatmayacağım. Gerisini merak et.


Bu kelaj, kampta tanıştığımız Sırp Tihomir. Tiho dedi ki, "Gelin kızlar, size ömrünüzün en güzel kalamarını ısmarlayayım." Kalktık gittik. Tihomir'in hikâyesi beni derinden sarstı. Henüz 45 yaşında demir gibi bir adam. Kolon kanserine yakalanmış. Karnından açılan bir kolostomi ile dışkısını poşete akıtıyor. Bu yüzden üzgün ve o da bizim gibi giyinik. N'apsın evladım? Giyinikler kampın ötesine berisine gidiyor, unutma. Oturamazsın çıplak insanların içinde. Nerde o yoğurdun bolluğu?


İlk gün müthiş geçti. Akşam yemeği için evimize döndük.


Çekmecede makarna, dolapta ketçap bulduk. Biz de sosisle yoğurt aldık. Al sana sofra!


Ertesi sabah, Nezoş'un evimizin iskelesinde keyiften eriyip dereye akmış hâline bak.


Dedim "Kız, kalk yayılma, gidelim gezelim."


İkiletmez benim balım. Huyu güzelim.


Başladık fırt fırt yürümeye. 


Ulcinj tarafına bağlanan köprüye çıktık. 


Buralar çok güzel. Ben de güzelim. Güzel olmasam da güzelim. Bozma, küserim.


Buyur, baktığım yere sen de bak.


Köprüden benimle beraber karşıya geç.


Gel, köprünün karşı ayağındaki masama buyur...


Biramdan bi fırt çek...


Benimle bu güzel anların hazzını hissetmeye çalış.


Eğer bir gün sen de Karadağ ve Bojana nehri civarına gidersen, lütfen oralı çocuklarla temas kur.


Ben kurdum. Kuramasam da kurdum. Tıkla.


Bu çocukları izlerken hissettiğim şey yüzünden kalkıp yeniden oralara gidebilirim. Tanrının ustalığı, yarattığı insanın kalbine sevgiyi koyabilmesinde bence. Geri kalanla pek ilgilendiğini sanmıyorum. İlgilense, dünyada hiçbir hayvan aç kalmaz, hiçbir çocuk muhtaç olmaz. Bu vesileyle ne yapıyoruz? Mesela, sokak köpeklerine yardım etmek istersen, lütfen BURAYI tıkla ve onlara yardım et. Sen mamayı al, o gideceği yeri biliyor.


Karadağ'da ikinci akşamın yemeği salata, bira, cips. Keyfimiz beyde yok.


Yemekten sonra iskelemize kurulup


güneşi sevinçle uğurluyoruz. Yalnız aman dikkat! Sinek milleti, güneş devrilir devrilmez pike yapmayı çok seviyor. Sinek kovucusuz, sakın ha ırmak, dere, göl kenarına gitme. Ben bunu hep söylerim ama hep de ibiş gibi avlanırım. Sen avlanma!


Bojana nehri kenarında hepi topu iki gece üç gün kalmaya geldik ya, aha üçüncü günün sabahının içine tüküren inşaatçılar geldi. Saat sabahın 7 buçuğu. Benim, seslerle sorunum var. Gereksiz hiçbir sesi istemiyorum hayatta. Bu beni, olduğumdan daha huysuz yapıyor. Zaten huysuzum, çekilmez oluyorum. Tıkla, anlayacaksın.


Sana Vukcevic'in annesini göstermek istiyorum. Dün gece yemekte bira içtik ya, sonra dedik ki, "Ulan bi şarap olsa!" 
Ulan o şarap nasıl olacak? Market falan yok ki yakında. Anne Vukcevic'e sordum, çıkardı bir şişe şarap verdi bize. Hem de bilâbedel. Canım.


Sonra da bizi uğurladı. Bayıldım ben bu insanlara. Nehir kenarında, su gibi dingin bi hayatları var ve iki güzel evlerini insanlarla paylaşıyorlar. Yalnız, dediğim gibi, gecesi 60 Euro. 😉


Havalimanına geliyoruz. Podgorica'da oturan Tiho, evden 86 km gelip, 86 km de bizi uçağa götürüyor. Nezoş diyor ki, "Kız bu oğlan sana âşık oldu." 
Olmuş olabilir. Tiho'nun derin sağlık dertleri içinde boğuştuğu bir dönemde biz çıktık gittik, müthiş arkadaşlık ettik. E Nezoş'a âşık olamayacağına göre! Melih abim adamın kıçını keser billa!


Hoşçakal Montenegro. 
Çok kısa zaman sonra, kalabalık bir ekiple yeniden sana geliyor olacağım...


Bu seyahatin şarkısı bu.
Çünki, nothing's gonna change my world. 
Asla! 
O, bi kereydi.






Pazartesi, Temmuz 24, 2017 tarihinde yazıldı.

0 yorum:

Yorum Gönderme