ANNALİ OĞULLİ ATİNA


Daha yıl geçmeden ikinci kez, Atina'dayım. Peki niye? Çünki ucuz, güzel ve bil bakalım başka niye?


5-8 Mart 2015 tarihindeki bu gezi için yanıma paşamı aldım. "Anne bak senin yüzünden dersleri ekiyorum, yakıcaksın valla beni" dese de uluslararası ilişkiler okuyan bir üniversite öğrencisi için ne ka ülke, o ka görgü, bilgi demek. Ata da benimle geliyor. Takip ettiysen geçen ay Hindistan ve Sri Lanka'ya sürüklemiştim çocuğu. Oh ne de has etmiştim. 


2014 yazında gittiğim Atina'da belediye otobüsünde tanıştığım bi Ali vardı hani, şu yazıda. Bi de onun ömrünün aşkı Annali. Hah, onlara gidiyoruz bu kez. Yani tam da başlıktaki gibi Annali, oğulli Atina...  


Önce onlar yılbaşında bana geldiler. Otele geleceklerdi, "Aklınızı mı kaçırdınız, bana geliyorsunuz hemen" dedim.


Annali benden bilhassa simit istedi. Yunanistan'da buna kuluri diyorlar ama katiyen bir İstanbul odun simiti değil. 


Yine Pegasus'la ve doğal olarak Sabiha'dan gidiyoruz. Milletimiz online check in yaptırmaya alışamadı. Deli gibi kuyruk bekliyor. 


Makineden bileti çat diye aldık, hop diye pasaporttan geçtik, iş bitti. 


Ege'nin üstünde uçmaya bayılıyorum. Her yer ada ada ada ada ada ada... 


Cama dayanmış adaları seyrederken sol göğsümde, bak bildiğin göğsümde, bir el hissediyorum. Anaaa, el de diil, bildiğin toynak! Şuna bak. 


O hırsla ayağa kalkıp kafasına iki tane çaktım. Ay çok mahcup oldu. Yanlışlıkla olmuş olabilir mi diye düşünüyorum şimdi. Kardeşim! Yanlışlıkla... Uçakta... Öndeki kadının kolu da diil göğsüne nasıl elini uzatırsın? Yok ya, bence vicdan yapmayayım. 


Ay adamın eliydi, oy memeydi derken hop diye Atina'dasın zaten. Bir saat kadar sürüyor. 


Şehre giden otobüs 96X'in bileti 5 Euro. 


Biz demincek Kadıköy'den Sabiha'ya 4,5 Lira'ya gittik ya, sövüyoruz, bu ne kadar pahalı diye. Aslında adamların 5 Lirası... Bizim para değersiz. 


Pire'ye gidiyoruz. Anna'nın evi Pire'de... 


Ay otobüste bu düğmeye bacağımı dayamışım. Hiç farkında değilim. Otobüsü durmayacağı duraklarda da durdurmuşum. Şoför gelip gülümseyerek dizimi gösterdi. Çok utandım lan. 


Alicim bizi durakta karşıladı. Kafasının üstünde ok olan Ali... 


Mis gibi de bir hafif sofra kurmuş. Önce karnımızı doyurdu. Anna yok, dükkânda. Kafe çalıştırıyor Annali. 


Sonra Pire'yi gezmeye çıktık. İlk durak Dimotiko Tiyatrosu... 


Ve tabii ki ardından Pire Limanı. 


Koca koca yatların yanı sıra 


 enfes küçük kayıklar da var, insanı hayal limanından hülya denizine dalgasız çıkaran.


Şimdi buradayız ya, yürüye yürüye eski Turko Limano'ya, şimdiki Micro Limano'ya gidiyoruz. 


Ali İngilizce öğretmeni. Atina'yı iyice öğrenmiş, gelen Türk grupları gezdiriyor zaman zaman. Bize de öğrendiklerini satıyor şimdi. 


Benim yakışıklılarım bunlar... 


Bunlar varken bana n'olur? 


Yürürken ilginç şeyler görüyoruz. Günlerden Mart'ın 5'i... Bunlar, açık havuzda yüzüyor. Brrr... 


Manzara güzel... 


Bi kilisenin önünden geçiyoruz. Yunanlar Ortodoks... 


Ata, sarı bayrağı gösteriyor. "Anne bak" diyor, "Çift başlı kartal. Bu Bizans'ın simgesi." Akılları var ya, hep İstanbul'da kalmış, yazık. Biz değil günde, ayda en fazla bir kere Yunan temalı bir şey getiriyorsak aklımıza, bunlar her dakka İstanbul'u yani Konstantinopolis'i düşünüyor. 


Geçtik... 
Balkonlarını seviyorum. Bizden gayrı her milletin balkonla medeni durumu, âşık sevgililer gibi, bizimki ise tıpkı kötü bir karı koca ilişkisi... Balkonu pimapenle kapamak ne demek yani, ne demek? İşte Türk icadı... 


Micro Limano'nun 1907'deki hâli. Bahaliko'nun içinden çekiyorum bunu.


Bahaliko, zamanında buranın bakkalı imiş. Şimdi Rum tavernası. 


İçi böyle. Ay ne güzel. 


Dükkânların tabelaları hep ve pek güzel. 


Baraka yazıyormuş mesela burada. 


Restoranlarda biraların fiyatlarına bakıyorum. Daha ucuz yöntemi var bira içmenin. 

fix hellas beer

Sokaktaki büfeden 4 Euro'ya iki bira kapıp 


şu balık ağlarının yığıldığı balıkçı barınağında dikiveririz ana oğul. 


Yani, Annali Oğulli... 



Ev Bezgini sayfasının teknik işlerini yürüten çok sevdiğim Resul, Facebook'ta, buradaki fotoğrafımızı görünce böyle bir montaj yapıyor. Yıl: 1930. Aha ha... 



Atina'da sokaklar, yer, gök turunç... Ben olsam, katiyen limona, ekşiye para vermem. Salatalara, yemeklere hep bunları sıkarım. 



Yürümeye devam. Bak o gördüğün Olympiakos Stadı. 


Bunlarda ekonomik kriz var ya, fakirlemişler biraz ve esasen ciddi anlamda da tembeller. Kaldırımları yabani otlar bürümüş. Kesen eden yok. 


Lakin balkonlarından hayat fışkırıyor. Halıya bak. Bize çok benziyorlar. 


Eve yaklaştık. Evvela bir markete uğrayalım. 


Market güzel, pahalı değil. Önemli bir ipucu vereyim. Duty Free'den içki alıp kazıklanma. Avrupa'nın neresine gidersen git, marketlerdeki fiyatlar kesinlikle havalimanından daha ucuz. 


Eve vardık. Apartmanın alt katındaki kahvehane burası. Bildiğin Türkiye manzaraları. 


Annali hâlâ işte ama bize sabahtan yemek yapıp bırakmış. Ben de bir salata parlatıyorum. Sofra hazır. 


Yemekten sonra Ali katalitik sobayı yakıyor. İstanbul'da asarı atika oldu di mi bunlar? 


Bilgisayardan bi sayfama bakayım diyorum. Resul, logonun üstüne Yunan bayrağını çekmiş. O sırada hangi ülkedeysem, onun bayrağı dalgalanıyor Ev Bezgini'nde. Bence bu şahane. 


Derken, Anna geliyor. 

Anna sevgi topu. Dost canlısı. Yol yordam bilir. Sıcacık bi Yunan. İlk geceyi kucaklaşarak ve hasret gidererek kapatıyoruz. 



Ertesi sabahın kahvaltısı. Annali bol bol ot tüketiyor. Paskalya Bayramı'na kadar hayvansal ürün orucu var. 


Kahvaltıdan sonra bi taksiye atlayıp Sweet Melek Pastanesi'ne gidiyoruz. Taksici abi İstanbul'a hasta. Sarılıverdim arkasından. 


Şimdi sana Sweet Melek Pastanesi'nden söz edeyim. Sahibi Anuşka Crisian adlı İstanbullu bir Ermeni. Beni buraya gazeteci arkadaşım Adil yönlendirdi. "İlla git" dedi. Geldim. 


İyi ki gelmişim... 


Adil bana dedi ki, "İşi gücü bırakıyorsun. Sweet Melek Pastanesi'ne gidiyorsun. Naki diye biri var, onu mutlaka buluyorsun..." 



Dediklerinin hepsini yaptım. Sarışın fıstık, Anuşka. Mavi kazaklı Murat gazeteci. Anuşka'nın eşi. Burada Radyo Atina diye bir internet radyosu da kurmuşlar. Ali benim arkamdaki. Solda Ata'nın yanında oturan beyaz montlu da Adil'in muhakkak gör dediği Naki, yani Stefanos... 


Stefanos Damatos, Büyükadalı bir Rum. 70 yaşının üzerinde şahane bir delikanlı. Komiğin komiği. 


Londra'da oyunculuk eğitimi almış. Türk dizilerinde oynamış. Yunanistan'da oyunculuk yapıyor. Bir gün, 13 yaşında falan bu tamam mı... Vapura binmiş, okula gidiyor, İstanbul yakasına. O gün tarih dersinden sınavı var ve kitaba gömülmüş, İnönü Savaşı'nı okuyor. Ay Allah aşkına gerisini kendi ağzından dinle: 


E biz gül gül gül Allah gül, çatladık. Stefanos'ta hikâyeler gırla. Sırf onu görmek için tez vakitte bir daha Atina'ya gidebilirim. Çok ciddiyim. 


"Nakiciğim, bi fotoğraf çektirelim." diyorum, öyle uzaktan olmazmış. İyice sokulacakmışım. İkiletmiyorum. 



Sweet Melek Pastanesi'nin tam karşısındaki kilise ve manzara bu. Şahane evet. 



Mis gibi tatlıları da lüpletip ayrılıyoruz. 



Teşekkürler Anuşka. Seni çok sevdim ben... 


Şimdi yeniden durağa... 


Biletini, durağa gelir gelmez okutma. Çünki belli bir kullanım süresi var. Tam tramvay gelirken okut. İndikten sonra belki bir daha binersin, süre azalmasın beklerken.  



Atacığımın keyfi yerinde.  


E benim de... 
Ali çok yakışıklı di mi? 



Syntagma'da iniyoruz. Syntagma, Atina'nın Taksim'i... 


İllaki meclis binası... 


Şapşik askerlere bakıyoruz. Çok komikler Allah affetsin. 


Tıkla oynasın... 

 
Ata taklitlerini yapıyor. 


Hoşçakal asker... Hoşgörülü asker. 


Meclis binasına arkamızı dönüyoruz. Monastiraki'ye gidiyoruz şimdi. Monastiraki'ye inen cadde, bizim İstanbul'daki İstiklal Caddesi gibi. 


Yürürken uğradığım tuvaletin kapısından. 


Genç yaşta anne olmak şahane bir şey. Seviyorsun, öpüyorsun, kokluyorsun, tepesine çıkıyorsun, nazlanıyorsun. Her şeyini çekiyor. 


Ayy öpüşenler ne güzel bak o sırada... 


Monastiraki Meydanı'na yaklaşınca, Ali bizi geçen sefer geldiğimde görmediğim bu kiliseye götürüyor. Atina Metropolitan Katedrali... 


Katedralin içinde iki lahit var. Bunlar Osmanlı tarafından öldürülen iki aziz için yapılmış. 


Ali mumları dikiyor... 


Kiliseden çıkınca son Bizans İmparatoru Konstantin Palaiologos ile karşılaşıyorsun. Katedral gibi, onun heykeli de restorasyonda. 


Savaş kötü bir şey, bir savaşta biz İstanbul'u almış olsak bile. Keşke İstanbul taa başından beri bizim olsaydı da savaşmamıza gerek kalmasaydı. Ama madem savaşarak almışız, işte o savaşta bu Konstantin Palaiologos teslim olmamış, ölmüş. Cesedi bulunmuş mu, bulunmamış mı tam belli değil. Ölü askerlerin içinde biri varmış, ayağında mor çizmeleri olan. Bi tek imparatorlar giyermiş o çizmeyi. İşte belki o Konstantin olabilirmiş. İnanışlarına göre cesedi bir melek tarafından mermere dönüştürülmüş ve Rumlar bir gün İstanbul'u alınca yeniden dirilecekmiş. O güne dek, altın kapılı bir mağarada duruyormuş. Bu iyi geliyorsa, buna inanmalarında bir sakınca yok tabii... Elleri değmişken beni ölü kedim Şero'yu da diriltirlerse, billa cennete giderler. 

 
Katedralden sonra Monastiraki'de gezmeye devam. Yunan ekonomik krizini özetledikleri tişörte bak. 

 
Bu abinin şort giyememe sebebi de burada. 


Ve evet haklılar. Tutunacak sağlam bir dalın yoksa, aşk da aşk değildir. Bunlar hep tişörtlerden, komikli hediyeliklerden falan. 


AEK Shop gördük yolda. Ben olsam dönüp bakmazdım. Erkek algısı, kurcaladılar. 


AEK'nın amblemindeki çift başlı kartal yine Bizans'ın simgesi imiş, Yani spor kulüplerinde bile İstanbul'a duydukları özlemi işaret eden bir şey varmış. Bizimkiler öyle dedi. 


Gidersen ve işin düşerse, Monastiraki'de kocaman bi bisikletçi var. 


Şimdi bi daha trene ve doğruca eve. Acıktık. Akşam oldu. 


Trenleri grafiti dolu...


Geçin bakayım, çekeyim bi fotonuzu...


Bi de beni tek çek...


Ve saat 8 buçuğa doğru evdeyiz. 


Ohh, Annali uzoları açmış, kebapları hazırlamış. 


Yemekten sonra televizyondaki dizi ilgimi çekiyor. Dizinin adı Tamam... 


Bir Türk bir de Yunan'ın aşkını anlatıyor. Bizim Yabancı Damat gibi. 


Ve ertesi sabah. Erken uyanıyorum ya ben, kalkayım biraz temizlik yapayım dedim. Elime ne geçerse silkelerken Ata'nın çorabını bu balkondan aşağı uçurdum ayyy... 


Neyse çorap orada kalsın, inince alırız diye düşünürken bu sefer mutfağı süpürüp tozları faraşa çektim. Faraşı çöpe boşalttım. Kalan ince tozları da balkondan üfleyeyim derken ay sen faraş da elimden kurtulup aşağıyı boylamaz mı? Amaaannn. O sırada Yunan bi kadın aşağıdan teneke sesiyle cırlamaya başladı: "Kenefis, faraşis senin ağzına kapakis, kafama düştü hayvanis" falan dedi sanıyorum. Ben hop içeri kaçtım. 


Ata uyandı. "Oğlum, annem, faraşla çorap düşürdüm aşağı. İnip alır mısın?" dedim. "Ulan anne, bir turist, Atina'da balkondan aşağı hem çorap hem faraş nasıl düşürebilir, tebrik ediyorum" dedi ama indi aldı evladım.


Faraş krizinden sonra, Akropol'e gitmek üzere evden çıkıyoruz. Ben biliyorum ama Ata'nın görmesi gerek. Bu üstteki Yunanistan'ın üç katlı metro hattını gösteriyor. 


Ali, bizi az yürütmek için bu üç katın birinden diğerine, diğerinden ötekine indirip bindirirken, şaşırıp ters tarafa yönlendirdi. Yolumuz süre ve mesafe açısından iyice uzayınca, "Kim ulan bunun sorumlusu he, versin suçluluk pozunu" dedim. Ortaya bu fotoğrafı çıktı. 


Ali olmasa kafamızın iyice karışacağı metro macerasından bonra nihayet Akropoli'deyiz. Meşhur Athena Tapınağı Parthenon var ya hani, hah orası... 


Metro istasyonunda arkeolojik buluntular. Hava atmayın karşiim, bizde de var. 


Parthenon'a doğru tırmanırken, okulda öğrendiklerimi hatırlamaya çalışıyorum. Mimarlık dersinde en sevdiğim konulardan biri, duvar örme teknikleri idi. Yunan kardeşlerimiz duvar örer fakat sıvamazdı. Tıpkı burada olduğu gibi. Ve bu dörtgen taşları aşırtmalı olarak dizerlerdi ki sağlam olsun. Eğer bu taşlar her sırada aynı boyda ise buna isodomum, bir sıra geniş bir sıra dar olursa buna da pseudoisodomum denirdi. Allahım insan aklı ne acayip. En lazımlı şeyleri unutur da bu gereksiz bilgileri çatır çatır aklında tutar. 


"Anne bi zamanlar buralar hep müslümandı" diyen Ata, müezzin taklidi ile yine beni güldürüyor. 


Akropol, tırmanmalı bir yerde. Tırmandıkça kente yavaş yavaş yukarıdan bakıyorsun ve 


nihayetinde Parthenon ile burun buruna geliyorsun... 


Hell yeah! 


Ata yine başlıyor tarihten bildiklerini komikli komikli anlatmaya. 


"Anne, O Merzifonlu Karamustafa Paşa var ya, Viyana kapılarında Osmanlı ordusunu kendi keyfine bekletmese, aha buralar hep Türkçe konuşuyodu şimdi ha" diyor. 


Sonra birden Zeus olmaya karar verip, çapkın cümleler kuruyor. "Uuuu, bu gece Hera ile mi takılsam?"


"Vay anam vay, şu aşağıdaki ölümlü parça da fena değil..."


"Gidip onun bikbiklerini mi yoklasam" diye Zeus Efendi'nin kulaklarını mı çınlatıyor artık, ruhuna rahmet mi okutuyor, buyur sen seç. Ali'nin dediğine göre, Yunanistan'da hâlâ 12 tanrının olduğuna inanan tipler varmış. Ben billahi onun yalancısıyım. 


Geleneksel bayrak altı pozumuzla birlikte, 


"Ben bunun okulunu bitirdim karşim" bakışımı da attıktan sonra 


size Atina'yı yukarıdan göstermek istiyorum. 


Bildiğin çirkin! Gereksiz incelikler aramaya falan lüzum yok. Taş yığını işte. Yunan halkı ile bu yüzden de birbirimize çok benziyoruz. Gamsızlar. Düşüncesizler. 



Betona çevirmişler güzelim ülkeyi. Kızdım lan. Pis... 


Antik kentin taşları üzerine kazınmış yazılar hep çok dikkatimi çeker. 1920 tarihi gerçek olabilir mi? Öyle ise evet heyecanlanıyorum. Bildiğin arkeolog heyecanı. Eski her şey, kalbi hızlandırır bizde. Mana ararız. Lan n'olacak halbuki? Hırtonun biri 1920'de gelip mermeri kazıyıp gitmiş işte. 


Akropol'den aşağı inince sağda müze var. Orada, Akropol'ün evreleri maketlerle anlatılıyor. Bu, ilk zamanları. Yüksek ve kutsal olmaya uygun bir toprak parçası. 


Zamanla bu hâle geliyor. 


Bu da Osmanlı yönetimindeki yılları. Atalarımız sur yapmayı seviyor. Süper bi analistim evet. 


Köyün emmileri gidiyoruz. Gülme. Yaş büyüdükçe, emmi yürüyüşü kendiliğinden geliyor. 


Acıktık. Monastiraki'de sıra sıra, dizi dizi şahane lokantalar var. Fiyatlar fena değil. Bu garson İranlı, Türkçe konuşuyor. Şeker oğlan. 

greek salad

Bu Greek salad. Bi numarası yok. Soğanları at toynağı kadar doğranmış, bol zeytinyağı basılmış peynirli çoban salatası işte. 


Fakat kebap için aynı sıradan cümleleri kuramayacağım. Zira enfesti, şahaneydi. Bu yoğurt yığınının altında 4 tane Adana usulü kıyma kebap var. Etler misler gibi ve çok lezzetli. 


Yunan biraları güzel. Avrupa'da biralar genelde güzel. 


Monastiraki'de kişi başı 10 Euro'ya süper lezzetli sofralar kurman mümkün. Şunu da söyleyeyim. Yunan sofraları, en unutamadıklarım listesinde başa oynar. Adamlar yemek yapmayı biliyor. 

Monastiraki

Atina'ya gidince Monastiraki Meydanı'na nasılsa uğrayacaksın. Syntagma'dan Ermou Caddesi aracılığıyla ineceğin yer burası. Pire'ye giden trenler için de istasyon burada. Arkadaki bina bir cami. 1759'da yapılmış, ismi de Mustafa Ağa Camisi ve ibadet yok. 


Yunanistan, Euro bölgesinin en ucuz hediyelikçi ülkesi. 1 Euro'ya sevdiklerine şahane hatıralar götürebilirsin. Esnaf abi İstanbullu Rum. Bir şey düşürdü kırdı diye karısından tonla azar işitti. Ben de aralarına girip soytarılık yaptım. "Boşa sen bunu annem" deyip yalandan kadının tarafını tutup dayıya da çaktırmadan göz kırptım. N'apim ayh... 


Alış veriş sırasında esnaftan bazısına çıkarıp 20 TL verdim. "Bu geçer mi karşim burda?" diye oyun yapana kadar uyanıklardan birkaçı Ali'ye bakıp "Aaaa, sizin paranın üstündeki adam" diye heyecan yarattılar. Biz onları trolleyeceklen, trollenen olduk iyi mi? E, Ali de Atatürk'e benziyor be kardeşim. 

Olympiakos Stadı

Eve dönüş yolunda, ilk geldiğimizde tepeden gördüğümüz Olympiakos Stadyumu'nun yamacından geçiyoruz. 


Evin yakınındaki bir marketten bi ton saçma sapan ve ucuz şey satın alıp, bu sırada birbirimize oyuncak balta ve kılıçlarla girip, şaşkaloz fotoğraflar çektirdik. 


Gece ise tavernaya gittik. Nasıl bu acayip yere düştük bilmiyorum ama kebap ve uzonun harika olduğu bu yerde Arnavutumsu, Bulgarımsı müşteriler ve müsamere tipleri gibi müzisyenler vardı. Eğlenceliydi aslında. Ben gecenin sonuna kadar burada otururdum, Allah biliyor. 


Fakat o gece bize katılan ve bir önceki Atina yazımdan tanıdığın sol baştaki Selcan ile 


Annali'nin bacısı ve damadı, "Burayı nerden bulduk lan, kalkın da gidek" temalı itirazlar edince, e kalktık... 


Ohh Micro Limano'ya gidiyormuşuz. 
Yamaaas Greece!


Hani ilk gün gösterdiğim, eski bakkal, Bahaliko diye bir taverna vardı ya, hah oraya giriyoruz... 


ışıklar yanıp söner ve gece insanın içine akarken, 


sahnede yanık sesli ve İspanyol gırtlaklı Kristina, şarkılarıyla herkesi kendinden geçiriyordu. 


Bu geceden sağlam bir ses kaydımız yok ama Selcan'ın garsonları ayartmasıyla kendimi sahnede Kristina ile düet yaparken buldum. O gece Bahaliko, Türk-Yunan ortak şarkıları, Beni Yak Kendini Yak, Rüzgâr ve Olmasa Mektubun ile sanki Sezen ile Haris sahnedeymiş gibi dağıldı, inledi. Vallahi inlettik ve billahi inlettik. Sırf Kristina ile yeniden düet yapayım diye Atina'ya giderim. Annali'nin, Selcan'ın evinde kıvrılıp uyuyabileceğim bir köşe her zaman hazır nasılsa. 


Çünki hep söylediğim gibi dünyanın en güzel arkadaşları bende. Bunlarla bazan işyerinde tanışırım, bazan okulda, bazan bir arkadaş toplantısında, bazan da Atina'da belediye otobüsünde... Sevgili Ali, her şey için çok teşekkürler. İstanbul'da bir kızkardeşin olduğunu hiç unutma. Sen de Annali de... 


Ve elbette bu yazı, o son gece Kristina ile söylediğimiz bu güzel şarkı ile son bulacak... 

Ελλάδα αχ! Ω όμορφη και παλιούς φίλους!
(Ah Yunanistan! Ah güzel ve eski dost!)



Perşembe, Mayıs 21, 2015 tarihinde yazıldı.

22 yorum:

  1. çok güzel bir anlatım harika bir gezi olmuş,eline diline sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Böyle yaldızlı, fosforlu...

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Cansın sen...
      Tanzanya, Madagaskar bizi bekler...

      Sil
  3. Her yazını aşkla okuduğum güzel kadın...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anamın doğurmadığı hazır kardeş...

      Sil
  4. Bu da çok iyi..İyi gezmeler.gitmiş kadar oluyoruz.saol..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dinleyiciler Ülkesi'nin kralı varmış bi tane... Adı Yusuf'muş... Çok kral adammış ama sahiden... :)

      Sil
  5. Kalemine ve makina na sağlık Kankim..Çok güzel olmuş..Birlikte gezdiğimiz o güzel anları tekrar hatırladım ve mutlu oldum..Teşekkürler..

    YanıtlaSil
  6. Nur Banu Hanım merhaba,
    Geçen yıl bugün ve izleyen 3 gün arkadaşlarla Atina'daydık.Aşaağı yukarı aynı yerleri görmüşüz. Çok keyifli ve esprili sunumunuz için çok teşekkür ediyorum. Her zaman karşılaşmak dileğiyle selamlar, saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamlar ve teşekkürler Şerafettin Bey.

      Sil
  7. Çok güzel ve samimi anlatımınızla beni bir kere daha eğlendirdiniz. Yine bir geziye kadar kendinize iyi bakın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pınar, hep benimlesin ya, sana bayılıyorum bitanecim...

      Sil
  8. Mukemmel ve cok eglenceli ayrica cok tatlisiniz hepiniz. Bende cok yakinda Atina yi ziyaret edecegim normal oteller yaninda apart otel yada aile yani konaklama nasildir acaba ? Atinadan adalara gecis nasildir diye arastiriyorum. Bizler Ingiltere de yasayanlarin biraz gunese ve d vitaminine ihtiyaci var, gidince gunes biraz kemiklerimize isler umarim. Soyle bir meyhanede guzelce iki tek atmak dertleri unutmak , sari sacli mavi gozlu Heleni yaad etmektir niyetimiz.
    Ingiltereden sevgilerle
    Love from the land of hope and glory

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Adsız,

      İnşallah bu cevabımı görürsün. Ben Atina'da hep arkadaşlarımın evinde kalıyorum lakin makul fiyatlı konaklama seçenekleri olduğunu sanıyorum. Booking favorimdir. Bakarsan kolaylıkla bulursun.

      Adalara geçmek konusuna gelince. Pire, Atina'nın dibinde. Buradan her gün adalara tekneler kalkıyor. Günübirlik olabileceği gibi, konaklamalı ada tatilleri de yapabilirsin. Şimdiden iyi tatiller, iyi eğlenceler. :)

      Sil
    2. Nur hanim cok tesekkur ederim cevabiniz icin. Gecen hafta Ispanyanin Seville sehrinde kaldik Corpus Christi kutlama torenine katildik, her gun sarap hergun sangria derken orada da bir cok yunanistanli ziyaretci ile tanistim. Onlarla da baglanti kuracagim. Ispanyada aileler evlerini paylasip odalarini kiraliyorlar festivaller zamani ama dediginiz gibi booking e de bakacagim.
      Dertsiz tasasiz festival tadinda bir hayat dilegi ile hosca kalin,

      Sil
    3. Şahanesin. :) Ben de evinde kaldığım Ali ile şehir otobüsünde tanışmıştım. :) Hayat çok güzel ve kardeşçe... Lütfen sen de çok mutlu ol...

      Sil
  9. Anlatım çok güzel ama Yunanistan pek tatsız tutsuz geldi ama. Hiç ruhu yokmuş gibi şehrin...

    YanıtlaSil
  10. Nur hanim tekrar merhaba, sonunda Atina dan donebildim ha bu arada ben bir ust deki mesajin sahibiyim. Oncelikle www.airbnb.co.uk sayfasindan bir apartman dairesi ayarladik, Ispanya gibi Atinada da aileler evlerini ziyaretcilere kiraliyorlar ve insan evinde gibi hissediyor. Kaldigimiz yer Atinanin merkezine yurume mesafesin de olan Evangelismos metro istasyonuna yakin bir yerde idi ordan hergun Sintagma, Monastraki ,Kolonaki ,Omonia gibi yerlere kisa surede ulastik.
    Oncelikle, Kalimera,Kalispera,Kalenita, Yasas ve Efaresto diyerek guzelim Yunanistani sevgiyle aniyorum. Valla ne diyim dunyada bir cok ulke gezdim o yukaridaki yorumcunun , ruhu oldugunu idda ettigi sehirleride muhtemelen gezmisimdir ama aksine Ben Atinayi aydinlik ruhu olan bir mabet olarak buldum. O tavernalar o insanlardaki guzellik ve souvlakinin lezzeti havada caciki ve uzo kokusu ben bu ruhu ne Avustralyada ne Kanada da hissedebildim nede Italya ,Fransa vs de. Atinada hangi lokantaya ,restoranta giderseniz gidin sarap surahi ile gelir . (House wine ekolu ile gelir mutlaka ikinci surahi de dibini bulur:)
    Insan kendinden birseyler buluyor evinde hissediyor Yunanistanda hatta Turkiyeden daha medeni ve daha pozitif,mutlu bir ulke. Malesef ulkemizdeki makarna yi ekmekle yemeye aliskin zevat resesyondaki Yunanistani batmis bitmis olarak goruyor ya ona gulerim ,sarkin cariklisinin akli iste :) Neyse . Atinaya yakin adalara gittik Poros adasinda konakladik oralarda ayri bir guzellik kiliseleri hep adalarin en yuksek tepelerine yaparlar bizde usenmedik ciktik Aya Yorgiye Yunanistandan selamlar gonderdik. Ben hala soktayim eve yani Britanya ya donmek istemedim acik ceza evi diyorum ben bu adaya:) Ileride Turkiyede yasamak gibi bir niyetim yok ama Atina ya her turlu evet derim. Bu gri avrupa Yunanistan olmasa hic cekilmez . Video daki tanidiklarinizi tekrar izledim O beyefendiler yunanistandaki insanlar cennetlik degilde kim cennetlik .
    Hala biraz sarhosum ben ordayken bir tavernada aman cevriye hanimi bile calip soylediler (Aman Katerin hanim Uzun katerin hanim ... hey gidi hey.
    Sizlere bol bol seyahatler diliyorum.



    YanıtlaSil
  11. Merhaba Nur Hanım;

    Selanik,Kavala,Thasos adasına mutlaka gitmenizi öneririm.. Buraları görünce aslında Atinanın ne kadar taş tığını olduğunu, aslında eğlenmenin, rakının , zeytinyağlıların tadını nerede olduğunu daha net görüceksiniz..Uçağa bile gerek yok , 6 saatt karadan Selanik( Çeşme gibi ) Dönüş Kavala ve Thassos Adası...Kesinlikle öneririm..

    Sevgiler

    Burç Dura

    YanıtlaSil
  12. Her zamanki gibi döktürmüşsün.Çok beğendim,bu yaz Atina gezi planımda işime yarayacak.Teşekkürler

    YanıtlaSil