ATİNA'NIN ELİNDE UZOSU

2014 yazının ilk yurt dışı gezisi Atina'yı anlatacağım. Sırada biletleri alınmış Budapeşte ve Cenevre var. Ardından Hindistan, Sri Lanka, Fas, Saraybosna ve bisikletle Tuna Nehri boyunca Viyana-Belgrad turu planlarım var. 


Yamas Greece!
Şerefe Yunanistan!



Esin ile gidiyoruz. Tarih, 15-19 Temmuz 2014...


Arabayı Pegasus Ekopark'a koyduk... Günlüğü 12 Lira. Sadece sırtımdaki çanta benim. Diğerlerini Selcan'a götürüyorum. Selcan, Atina'da evinde kalacağımız arkadaşım.


İki koskoca kadının, yaşımızı işimizi unutup pek bi şımardığımız yerler hava limanları, özellikle dış hatlar... 


Uçakta solda en arkadayız. Bu iyi. 



Dergiden Pegasus'un dış hatlarına bakıp yeni rota hayalleri kuruyoruz. Bu, bildiğin yol arsızlığı, ev bezginliği. 



Bak İstanbul Boğazı. Üçüncü Köprü inşaatının tam üstündeyiz.


Bir saat kadar bir uçuş süresinin ardından Yunanistan üzerinde alçalıyoruz.


İndik. Ay bismillah, körükte önümden yürüyenin çatalı bu. 


Limanda dikkatimizi ilk çeken Yunan alfabeli tabelalar. 


Şehir merkezine gitmek için X96 numaralı belediye otobüsüne binmelisin. 5 Euro kişi başı... 



Biz aslında biletsiz binmiştik. Otobüsteki bu Türk, yani Ali, "Kızlar şuradan bilet alın" diye bizi yönlendirdi. Ali mühim. Bak neler oldu sonra. 


Aha bunlar da bilet. Belediye otobüsü için bizim parayla pahalı.


Otobüste bu, tam önümde.


Selcan bizi sımsıcak karşıladı. Yunanistan'da bir turizm şirketi var. 


Selcan uzoları açtırmış, yavaştan demlenmeye başlamış bizi beklerken. Biz de çöktük hemen. 



Edem sahili ve gün batımı müthiş.


Yunanistan'ın bizden en büyük farkı, yaz ve denizin şehirle kan kardeş olması. Bizde yani İstanbul'da yaz, şehirle kavgalı. Denize girmek zor. Kuma basmak hayal. Bunlarda tam tersi. Her yer plaj, kumsal. 


Fıstık Selcan'a, fıstık yeşili bir plaj elbisesi hediye ettim. Bayıldı. Güle güle giysin...


Oh denize de girdik... 


Ben de şımardım hâliyle... 


Uzoları da devirip


evin yolunu tuttuk. Uzo ve deniz Esin'e iyi gelmiş. 


Bu yazının donu görünenlerinden biri de bisikletli bu teyze. Atina'da bisiklet yolu yok. 



Bu da bizimkilerin kapıdaki hâli...



Selcan bize İzmir işi köfte yapmış. Uzo'ya devam... Ne uyuruz bu gece biz...


Fakat, uyku muyku yok öyle hemen. Burası Atina. Tekrar sokağa çıktık. 



Merak edersen tıkla büyüsün, fiyatlara bak. Nea Smirni bu semtin adı. Yeni İzmir demek. Gelibolu bile var burada. Arasan Üsküdar da çıkar. Niye çıkmasın ki? Kalpleri Anadolu'da kalmış. 


Bu Esin. Gece sinekler hatrını sormuş, pikeyi cibinlik etmiş kendine. Benimle zerrece ilgilenmediler. Bir sineksavar olarak en yakın arkadaş Esin'i kullanmak. Bisikletle Gelibolu yazımda beni ne hâle koyduklarını anlatmıştım. Pis heyvanlar.


Sabah oldu, kalktık. Bu, Selcan'ın balkonundan müthiş gürültülü Nea Simirni kavşağı. Ay sabaha kadar dat dat, ınn ınnn, uyutmuyorlar... 


Balkonlu millet. Seviyorlar. Bunlarda da İtalyanlar gibi balkon önemli ve bizdeki gibi ay dur pimapenle kapatıp ardiye yapalım kazmalığı yok. Balkon, balkondur. 



Kahvaltıdan sonra fırladık sokağa. Akropol'e gidiyoruz. Otobüse binerken bilet bulamadık, öylece atladık. Yakalanırsan, bilet fiyatının 60 katı ceza varmış. 



Otobüsler hep mayolu bikinili kadınlarla dolu. Dedim ya, her yer plaj. Atina denizle barışık barışık, bizden değil.  



Singru bölgesinde solda Akropol'ü görünce otobüsten zıpladık. Durakta simitçi var. Kuluri diyorlar burada. 60 sente satılıyor. 


Bugünkü plan Akropol ve Plaka. Plaka, güzel sokakları ve binalarıyla şekerce bir yerleşim yeri. Akropol eteklerinde. 



Atina'da çok az bisikletli var, şaşırdım. Yolda numunelik buna denk geldik. 



Bayılırım beleşe. Kaptım iki tane. 



Akropol'e doğru giden caddenin girişi. 


Akropol'e girerken 12 Euro'ya bilet alıyorsun.


Aboo, ne kadar tepede Parthenon. 


Tırman, bismillah... Hava da hava hani, yanıyor. 


Bizim Efes gibi. Bitmeyen restorasyonun iskeleleri. 


Akropol'ün yani en tepedeki kutsal alanın etrafında tam tur attık önce. Hacı gibi tavaf ettik. 


Orayı öyle dört dönerken tepeden iki ayrı tiyatroyu fotoğrafladık. Bu ilki. 


Bu da ikincisi. 


Bunlar oradaki muvazzaf arkeologlar. Benim gibi kuru diplomalı değil. 


Oy anam başım döndü. Oraya çıkılacak. 

Akropol

Nihayet tepedeyiz.

Parthenon

Gördüğüm tapınaklar içinde en heybetlisi. Didim'deki Apollon da beni hep çok etkiler. Parthenon olmasa Atina yalan. Bi numarası yok. Athena'ya adanmış bu tapınağı ziyaret ederken ben de bir Athena elbisesi giydim. 


Bu Parthenon, zamanında anamı az ağlatmadı. Her bir cephesinde anlatılanları tek tek ezberledik. Üstelik bütün bir öğrenim yılı boyunca. 


Ay çok goy goy yaptık. Tanrılar kızdı. 



Kapkara bulutları görüyor musun! Zeus hepimizi yiycek!


Antik Yunan insanını anlamaya çalış. Öyle hâkim bir tepe ki burası, havadaki değişimleri, taa uzaktaki denizi ve dağları öyle bir görüyorsun ki, bu düzeni anca kalabalık bir tanrılar sülalesinin yönettiğini uyduruyorsun kıçından. E n'apsın adamlar? 


Bak bak, denize, adalara bak. Poseidon efendi de kızdı mıydı, oradan bir çemkirir ki, alimallah gemileri denizleri fırlatır atar Akropol'ün eteklerine. 


İcabında Hades, Persephone'yi salar yeryüzüne, Demeter çiçeklerini açtırır doğanın... 



Tüm hayvanların dostu Athena bir ninni söyler, bu toraman böyle uyur gider yüzyıllarca. Bak inan, olur bunlar. Adam neye inansın? 


Aha bu coğrafyada, bu lokasyonda?

karyatid

Bunlar karyatid. Yani? Basit... Kadın şeklinde sütun. Evi de taşır, yükünü de, gamını da, kederini de... Kadın işte! Karyatid... 

erektheion

Solda karyatidli Erektheion Tapınağı, sağda ulu Parthenon, ortada Yunan bayrağı. Yiyin 12 tanrının ekmeğini yiyin. Yunanistan, coğrafyası ile sahiden mitlere doğum yeri olmaya çok layık. 


Adamların 3 bin 54 tane adası var. Bi düşün bak. Ülkenin etrafı adadan geçilmiyor. Ama bu adaların sadece 87'sinde insancıklar yaşıyor. 

yunan bayrağı

Feysbuk'a bu fotoğrafı koydum. Biri kalktı, "Amma o bayrak oldu mu şinci Banu Hanım" dedi... Bayrak dediğin nedir kardeşim? Benimki cici, Yunanınki kaka mı? 

aşk

Bak bu adam uçaktan sonra bindiğimiz otobüsteki Türk Ali. Onu öpen de Yunan Anna... Ben çok az kadının, bir erkeği bu kadar çok sevdiğini gördüm hayatta. Yazarken bile tüylerim diken diken. Hani bayrak? Sen görüyor musun? 

athens

Tepeden bakınca Atina'da ağaç az. Baksana, Gazze şeridi gibi. Sıkış tıkış. Zor.

life is ismple

Oysa hayat ne kadar basit ve duru. Bunu, Akropol'den Plaka'ya inen yola yazmışlar. 


kediler

Her mahallenin bir kedili delisi var ya, işte onu bulduk. Annem, geçkin yaşımda benim böyle olmamdan endişe ediyor, ben de kızımın. 



Akropol'den Plaka'ya doğru vurunca kendini, mis gibi kafeler, restoranlar çıkıyor yoluna. 



Millet keyifte. 



Sokaklar cici. Küçük kavşaklardan geçiyorsun. 



Adım başı antik bir yapı. 



Akropol aşağıdan böyle görünüyor.



Az önce haddimizi aşıp dedikodusunu yaptığımız tanrılar, hediyelikçi raflarında hüküm sürüyor anca... 


Bu Yunanlar her şeyi bizden araklıyor ya, ay Karagözüm, Hacı Cavcavımı da kapmışlar. 


Bir de fallus ile araları çok iyi. 


Gezdik tozduk iyi de karnımız acıktı. Bir sürü yer içinde burayı seçtik. Hayır tabii ki okuyamıyorum. 


Sofrayı kurdurduk. 



Evvela iki bira. 


Kalamar...



Tavuk döner gibi bir şey... 



Güveç...


Yunan salatası da vardı ve ödediğimiz hesap bu. 


Adamlara "Sigara nereden alınır" diye sordum. İçinde 4 dal kalmış bu paketi, al zıkkımlan diye bana hediye ettiler. 


Yemekten sonra adını kesinlikle okuyamadığımız bu otobüs durağından


otobüse binip eve dönmeye çalışırken (tabii yine beleş, biletsiz)


anacım çok kel alaka bir yüksek mahalleye çıktık. Yanlış otobüse bindik. Esin, "Okudum ben okudum, Simirni yazıyordu" dedi, atladık gelene. Okulda Yunanca'yı iyi kötü okuyan ben, bu alfabe konusunda o kadar iddialı diilim. 


Böyle saçma sapan bir yere geldik. 



Herkes derin siestada sanki, çıt çıkmıyor. Bu kadından yol tarifi aldık, sağ olsun, telefonumu da şarj etti. Sana burada biraz belediye otobüsü şoförlerinden söz edeyim. Bizde bunlar üniformalı falan ya, ay Yunanistan'da öyle bir şey yok. Jean giymiş, beli düşük, tişörtü kayık, Justin Bieber'ın yandan yemişi oğlanlar belediye şoförü. Ha niye fotoğraf çekmedin dersen, ya hu zaten kaçak biniyoruz, bi de fotoğrafını mı çekeyim? Tırstım.


Neyse, doğru otobüse binip Singru'ya indiğimiz vakit Ali ve Anna ile buluştuk. Ali, ilk otobüsteki hani. Anna da sevgilisi. Adamla hemen niye kanka oldun be diye çemkirme. Facebook'tan ekledik, aa bi baktık ki Nafia ortak arkadaş. Referans sağlam olunca bir sürü aşamayı zıplayıp, yapyakın arkadaş olduk. 


Nea Simirni Belediyesi'nin ordaki La Strada Cafe'ye geldik. En güleryüzlüsünden servis, 

coffee

en tatlısından kahve, 


en beleşinden mastika içip 



hesabı Ali'ye mi çaktık, ben mi ödedim hatırlamıyorum. Bu fiş neyin nesi çıkaramıyorum vallahi şimdi. Okuyabiliyorsan yorum atsana şu şudur, bu budur diye... 


Ali ve Anna'dan sonra Selcan ile buluştuk. Bunlar Nea Simirni'nin kiralık şehir bisikletleri. Ay bildiğin heves baltalayan. Anlatacağım sonra. 


Bir meyhanenin sokak masalarına oturup


...başladık Allah ne verdiyse. Kabak kızartması bu. 



Ay bu neydi, unuttum, kendime inanamıyorum. 


greek salad

Bu da patlıcanlı bir şey sanki ha, Greek Salad gibi de görünüyor. 


Eziyete bak. Aslında Latince listeleri de var. Ama ne gereksiz değil mi böyle kalabalık ekipmanla yaşamak. Biz Osmanlıca ile devam etseydik demek böyle olacaktık. Tabelalar falan çift alfabe ile yazılacaktı. Mecbursun çünkü. Latin alfabesini herkes okuyor. Dünya ufaldı, başkalarını da düşünmek zorundasın. 



Ekmeği böyle kâğıda sarılı getirdiler, pek hoşuma gitti. 



Galiba yine mastika da içtik. 



Bu, mekânın adı, su şişesinde yazıyor. Öldür Allah okuyamam. 



Bu da ödediğimiz hesap...


Ertesi sabah kahvaltının ardından



markete gittik. 



Zeytinyağı, sabun

cheese

ve peynirler aldık yine. Değişmez bunlar. Hangi ülkeye gitsek hep aynı. 


Bu da ödediğimiz para.



Sonra otobüs durağına yollanıp



adını katiyen okuyamadığımız yerlerden 

rayban

en beleş ve kaçağından yine biletsiz bindik. Şşşşş...

nurse

Feysbuk'tan paylaştığımız o fotoğrafı, bizim Resul bu hâle getirmiş. Ağır güldük. 



İnince yolda ne gördüysem çektim. Polis otobüsü...



Şehrin hemen her yerindeki antik eserler...


Parkın ortasında rap rap yürüyen askerler...


Daha önce Toroslar'dan bana bu jesti yapan trekking arkadaşım Ali için ben de kral bi hareket tertipledim. 


Elcağızımla çiziktirdiğim bu fotoğraf mesajını ben de Ali'ye gönderdim. Mest oldu... 


Sonra Syntagma'ya gittik.


 Burası Yunanistan'ın Taksim'i... 



Onlar da nöbet devri yapan askerler. 
        
Çok komikler. Böyle asker mi olur? Belki de güldürürken öldürüyorlardır. 


Bu da komik askerlerin durduğu hökümat binası. Haberlerde çok çıkar buralar. 


Atina karışınca ilk buralar kaynar sevgili arkadaşım. 

bicycle

Aaa, bisikletli bir aile. Ama bunlar da bizim gibi turist olsa gerek. 



Aslında ben de bisiklet kiralamak istedim. Cyclopolis diye bir sistemleri var. 


Fakat yok üyelik kartı, yok bilmem ne diye o kadar şey yazıyordu ki üzerinde, bisikletler de zaten kazulet gibiydi. Dedim ya, heves baltalayan. 


Yeniden Syntagma Meydanı'na dönelim gel... 



Syntagma'da meydanda sahne ve ses düzeni kurulu idi. 


Üstteki dede, fotoğraf kareme uzaktan bu bakışıyla giriverdi. Güzel bak dede, seviyorum seni.


Başladık Syntagma'dan aşağı Monastiraki'ye doğru inmeye. Syntagma Taksim dedim ya, bu cadde de İstiklal Caddesi, Beyoğlu gibi...



Hatun ne tatlı di mi? İtalya'da çok. Burada az. 



Sokak satıcıları bizdeki gibi.


yunan simidi

Yine kuluri. Anna hiç sevmiyor bunu. Bizim simitler daha iyiymiş. Ali 5'er 5'er taşıyormuş. Anna iki günde hop lüpletiyormuş hepsini. 


Sağda solda yine kafeler. 


Monastiraki'ye inen yolun sonunda eski, minik ve güzel bir kilise çıkıyor karşına. 


İçine girdik...


Fotoğraflar çektik.


Sonra Monastiraki veletleri geldi. Oğlum Ata uzakta, Amerika'da ya, içim kıyılıyor akranlarına. 


Bu herif kapıda dileniyordu, fotoğrafını çekince o geberik gözlerine fer geldi, ayakları canlandı, üstüme üstüme öyle bi sert yürüdü ki, gıcık olduk. 


Atlas Happy Train. Kaç paradır sormadık bile. Madem Atlas'sın, yüklen taşı di mi beleşinden... 


özçekim

Durmadan selfi çektik.


Etrafı çektik...



Kimi zaman şaşırdık...


Kimi zaman da bize şaşırdılar. 
Ne bakıyon lan?


Mağazalara girdik çıktık. 


Yürüye yürüye Monastiraki Meydanı'na geldik. O soldaki kilise eskiden cami imiş.


Turistler, yerliler meydana yayılmış, keyifte.


Gençlik ne güzel şey...


Bu restoranın kapı önünde bir masaya çöküp



karnımızı doyurup


beer

iki de Mythos çaktık. 


Fiyatlar böyle.



Üstüne yine mastika ikram ettiler. Mastika, sakız likörü.



Çarşıda biraz daha turlayıp



ama hiçbir şey satın almayıp



bolca kudurduktan sonra


Pire'ye gitmek için tren istasyonuna seğirttik. 


Bu gezimizin geyiği, toplu taşıma araçlarına önceden bilmeyerek, sonradan gayet maksatlı olarak kaçak binmek oldu. 


Ama tren için turnikeler olduğundan tıpış tıpış bilet almak zorunda kaldık.


Orada da bir çakallık yapıp biletin en ucuzunu aldık. Pire'ye gider mi gitmez mi bilmiyoruz. Soran olursa katiyen İngilizce konuşmayacağız, aaaa, biz bilmiyoruz ki diyeceğiz. Ama Türkçe! 


Hadi gidelim madem...


Aşağı inelim...

pire tren istasyonu

İstasyon selfisi çakalım...



Adı bu istasyonun...


Son istasyona gidiyoruz. Kaçırmak mümkün değil.



Tren yolunun etrafı grafiti dolu. Bir şehri güzelleştirmek için grafiti ve sardunya yeter aslında. 



Estetik kaygısı olmayan şehirleri sevmiyoruz. 



Ve Pire'deyiz. Üst geçitten çekiyoruz bunları.



O geçitte biraz kudurdum ben.



Dağ taş, yer gök gemi dolu.


Blue Star Ferries


Gemilerin yanına gittik. 



Motoruyla Avrupa turu yapan Finlandiyalı'ya laf attım.


Ay çok da sarıymış be, akvaryum balığı gibi. 

highspeed 6

Şu katamarana bak. Ne uçar bu.


Bu kadın taksiciyle sohbet ettik. Yanındaki kocasıyım diye geldi ama bence diil. Olsa ne, olmasa ne hem!


Esin bu mağazadan bir iki şey aldı.



Arkamdaki şişelere bak...


Adalar temalı uzo şişeleri yapmışlar. Her bir karı koca adasına göre farklı giyinmiş.


Şekerci dükkânları var sonracığıma. Aynı bizim Hacı Bekir Lokumcusu gibi...


Lokum da var işte. Sorsan her şeye "Yunaaaan" diyorlar. N'si ince. İmam Bayıldı bile bunlarınmış. Ahaha, imam ya hu!



Mastika. Var ya hani, oooooo mastika mastika. Ha bu işte. 



Sonra gittik gittik Aya Triada Kilisesi'ne geldik.


Çok kalabalıktı. :P


Fresklerde yine türlü filmler...


Teyzeler gelip gidip İsa ile Meryem'i öperken


ben teyzeleri öptüm. 


Esin kutsal mekânlarda hep bi hâllenir. Elini açar Fatihasını okur. 



Aha, kapıda yine dilenci. Lan madem utanıyorsun, ne dadanıyorsun?


Dimotiko Tiyatrosu'nun önüne geldik. Ali ve Anna gelecek. 


Beklerken ne yapalım? Bol bol fotoğraf çektik.


Abarttım, yerlere yattım.


Tavanı çektim.



Doymadım, tavanı çeken kendimi çektim.


Derken Ali ile Anna geldi.


Vay babam, Dimotiko kumpanya o zaman başladı işte. 


Ali'yi ortamıza alıp paraladık.


Annacım çekti. Yunaaann. N'si ince... Anna öyle okuyor. 



Ali ile Anna Lapseki'deki Türk aile tarafından pek onaylanmayan bir ilişkinin iki kahramanı. "Yürü oğlum, dinleme, hayat senin" diye biz de gazladık Ali'yi. Eylül'de Pire'ye Anna'nın yanına taşınıyor. 



Sonra da bana gelecekler.



Ay Pire'de bu elbiseyi gördüm, bayıldım. Kazık ama biraz. Zaten Yunanistan'da giyim kuşam hep kazık. 



Ali bize enfes tatlılar ısmarladı. Acımadan ödettik. Ne de olsa, ilk otobüsteki bileti onun yönlendirmesi ile almıştık. Biz yoksa kaçak göçek biner, 10 Euro ile zaten kendimize tatlı alırdık. Ödesin! :) Anna da onayladı. Türk parası ile 100 Lira'ya yakın ödedi. 


O muzlu, krepli, dondurmalı tatlıyı lüplettikten sonra, ben!


Masada Yunanca-Türkçe muhabbeti çok döndü. Berberin Yunanca'sına bak.  



Yunanistan'da uydu anteni çok az. Çatılara bak hep kılçık. Gel gidip çanak işine girelim. Köşeyi döneriz valla billa. 


O gece Ali ve Anna'dan sonra Selcan ve arkadaşları ile kızlar gecesi yaptık.

uzo

Kalamaki'de, Ostria'nın içindeki Ellados Oikones'e gittik. Muhabbet fenaydı ben sana diyeyim. Masa da öyle...


Şunlara bak...


Şaraplı midyeler, 


balıklar, 



uzolu köfteler, domates mücverleri güzeldi. Ama Kos'taki sofranın tadını Yunanistan'da hiçbir yerde bulamadım.


Müzikleri de yaramaz. Entel caz müziği yaptılar. Sirtaki yapamadık. Taverna şarkıları dinleyemedik. Bu gecelik öyle olmuş.



Gece sonunda ödediğimiz hesap. En üstte yazana bak. 100,30 Euro. 


Restoranın önündeki sahil ve gece manzarası böyle. 


Takside eve gidene dek şarkı söyledik. 


Ertesi sabahın yani son günümüzün planı bu: Denize gidiyoruz yihhuu!


Tabii yine otobüse binilecek. Soldaki teyzenin şalvarıma bakışına bak...  


Aya Fotinis durağından ve 


 elbette bilet alınmayacak. 



Artık son gün azıcık tırsmaya başladık ha. Yakalanırsak 120 Euro'dan az olmamak üzere ceza ödeyeceğiz. Az mı? Değil. Peki buna değer mi? Valla billa öyle denk geldi. 


Otobüsler güneş yağı ve deniz kokulu insanlar taşıyor. 


Geldik. Denize Lutra Alimu'dan gireceğiz.




Dedim ama ben girmedim. Deniz başlığında çok kılım. Kum olacak, sığ olacak, cam gibi olacak, az insan olacak, patırtı olmayacak. Falan filan. 


Bu öpücüklü selfiyi kime yolladım yattığım yerden bilmiyorum ama,


radyodan spiker arkadaşım Tuğba, "Çıkar o yemenileri, gözlükleri de öyle bi fotoğraf gönder, saçların uçuşsun" dedi. Bu, onun için. 


O arada, İstanbul'dan Resul sataştı. 


Gündüz yüzülen bu sahil, akşama doğru düğün hazırlıklarına sahne oldu. 


Ortalık süslendi.

düğün töreni

Her yere uğurlar asıldı.


Ağaçlar gelin oldu.


Sonra kalktık yeniden yola koyulduk. Ay, halecan, pıt pıt! Yine kaçak yolcuyuz.


Bunu da atlatırsak, yarın son seferi hava limanına yapıp kurtulacağız. İstanbul'a dönüyoruz evet.  


Otobüsten yine yakalanmadan kazasız belasız inince, hadi Nea Simirni'de bi yemek yiyelim dedik. Cacıki, çöp şiş, bira, Yunan salatası falan . 


Yan masada bu çatalı gördüm bu kez. Kıçınıza sahip çıkın kardeşim. 


Anam birer çöp şiş istedik ya, gele gele sahiden iki tane çöp geldi. Tanesi 1,40 Euro. 



Bak sana yemin ediyorum, ekmek Kuran çarpsın bu iki dilim pideye de yazmasınlar mı 2 Euro! Oha be dedik. İstanbul'a dönelim de bi çorbacıya gidip ekmeğe doyalım diye hayal kurduk. Yan masadadaki ihtiyarlar kalkınca bıraktıkları ekmeği de kaptık. 


Bu da hesap. Çarp sen onu 2,85 ile. 


Ya, bi de paramızla aç kaldık beee..  



Ve ertesi sabah. Uçağa hazırlanıyoruz artık.



Evi azıcık toparladık, kirli çamaşırları ayırdık falan ama gel de çalıştır şimdi bu makineyi. Selcaaan, gel şuna bak hele!


Selcan bizi otobüse rahat binebileceğimiz bir noktaya kadar bıraktı. O da kitesurf yapmaya gidiyor bugün. 


Esin de bunu gösteriyor. Ne o be? Gece şovu mu? Yakıp uçağı kalalım mı ne yapalım, ben anlamadım ki? 

X96

Ve duraktayız. Havalimanı otobüsü X96 gelecek. Şeklime bak. Günlerdir kaçak gezdiğim yetmiyor, bir de sanki babam belediye başkanıymış gibi oturmuyor muyum, Allah beni ne yapmasın!


Durakta çok bekledik. Beklerken etrafı dikizledik. Balkonlar yine dikkat çekiyor. 


Bisikletli abim gezintide. 


Bu yakışıklı da performansa çıkmış... 


Derken otobüs geldi. 


Selamsız sabahsız bindik. Tam bunu çekerken sürücü Yunanca bir anons yaptı. Bizi çağırmış. Gittim, elimde 20 Euro ile. Baktım orası bilet dolu. "Tamam şimdi değil, havalimanında ödersiniz" dedi. Canıma minnet. 


Gittim yayıldım. Belki inerken kalabalıkta sıvışır 10 Euro'yu kurtarırız diye düşünüyoruz. Pisliğin tekiyiz evet. Bu da böyle oldu n'apalım. 


Oh bi de uyuyorum. Mesafe çok. E kaçak yolcuyuz aslında ama paramızı gösterip iyi niyetle bilet almak istedik, adam sonra dedi. Bunun da rahatlığı var tabii. 


Meğer bizden çakal, şoför varmış. İnerken bizi ıskalamadı. Seslenip çağırdı. Uçağa da ucu ucuna yetişiyoruz diye dikkat etmedik. Bizden 10 Euro alıp, biletleri  vermedi. Yani para belediyenin kasasına değil, şaaak diye şoförün cebine indi. Namıssız. 

passport

Oh neyse uçağı kaçırmadık. 



Çocuklar teknolojiden sayko olmuş. Etrafında ne olup bitiyor, dünya nasıl bir yer, haberleri yok. 



Bu adam da babaları. Çatıııır çatır osuruyordu Allah seni inandırsın. 


Uhuhuhu, yine aynı koltuktayız. Sol, en arka... 


Hoşçakal Atina... 


Hoşçakalın adalar... 3 bin 54 taneniz de, çok hoş kalın... 



Yol boyunca deniz ada dolu. Bir dev olsan, adalara basa basa Attika'dan Anadolu'ya geçersin.

Prens Adaları 
Merhaba Büyükada... Biz geri döndük.  

ouzo

Oh be! Hayat sahiden çok güzel ya... 


Şarkıyı dinlerken, bütçe notlarıma bak. 

*Uçak biletini gidiş dönüş 285 liraya aldık. Pegasus taksit de yapıyor. 
*Sokaklarda minimal para harcamaya gayret ettik. Marketi, uzosu, birası, cacıkisi derken Esin ile ortak havuzdan toplam 350 Euro kadar para yedik. 
*Pegasus Ekopark 60 Lira para aldı. Bunun bi yolunu bulmam gerek. Ben o paraya uçak bileti alırım icabında... Di mi ama cicim? Öndeki arkadaki yazılarımla devam et alttaki butonlardan. Öperem.


Pazartesi, Temmuz 28, 2014 tarihinde yazıldı.

15 yorum:

  1. Selam,
    Blogu rastgele google aramasıyla buldum ve gayet beğendim.Süper yazmışsınız+karakterinize de bayıldım.
    Yurdum insanında genelde görülmeyen bir hayat enerjiniz var.Hasta oldum.
    Yazmaya devam edin,biz de okuyalım dimi?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sağ ol gemici... Rüzgârın az, denizin düz olsun. :)

      Sil
  2. Sevgili Nur banu eline,ayağına,emeğine sağlık şahane olmuş,önümüzdeki dönemler atina'ya yol gözükse elimizde klavuz bir yazıt var çok teşekkürler...

    YanıtlayınSil
  3. Sevgili Ev Bezgini;
    Bloğunu baştan sona okuyan ve takip eden biri olarak benide evden bezdirdin tebrikler :D Sen gez bizde okuyalım yolun açık,gönlün açık olsun sevgiler :) :)

    YanıtlayınSil
  4. Banu harikasın kısa ve öz bilgilendirmeler yaparak Yunanistan turu yaptırdın gitmeme gerek kalmadı ama Atina yı ağlatmamak için gidecegim tebrikler herşey fevkeladenin fevkinde olmuş:))

    YanıtlayınSil
  5. Bu yazarı neden sevdiğimi söyleyeyim ey okur, Hem gününü güzel yaşamasını ve yaşadıklarını aktarmasını bilen biri, hem duygusal, hem romantik, hem cadaloz anında çemkirebilen, hem hesabını iyi yapabilen, lüks otellerde alınamayacak zevklere sahip ve bunları son derece makul fiyatlarla karşılayabilen ve hesabını çok iyi bilen, sözcüklerin kimi zaman yetersiz kaldığı son yılların yeni velespitçisi, deli dolu bir arkeoloğumsu radyocu...

    https://www.youtube.com/watch?v=Gjxri6x2e38

    Homeros19

    YanıtlayınSil
  6. yazılarınızı keyifle okuyorum :) bilgisayar ekranından taşan enerjinizle insana sanırım hayat gerçekten güzel diye düşündürten bir insansınız :) ben ki hayatımda hatırı sayılır sayıdaki insanı sevmeyen bir insanım sadece netten tanıdığım bir insanı bu kadar seveceğimi hiç düşünmezdim.
    Bosna Hersek'i çok merak ediyorum ama daha birkaç yıl gidip görememem sanırım. bir daha rotanızı oraya çevirmeniz beni çok mutlu eder. oraları sizin gözünüzle izlemek de beni kendim gitmişim gibi mutlu eder sanırım.
    sağlık , mutluluk ve enerjiyle kalın
    sizi çok çok çok kıskanan bir takipçiniz

    YanıtlayınSil
  7. anladığım kadarı ile bişey yokmuş

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Böyle söylemek çok haksızlık olur. Bir de tabii ne beklediğine bağlı. Bir Floransa, Viyana mimarisi beklersek evet havamızı alırız. Fakat Atina'nın da çok başka özellikleri var. Hissettirmeye çalıştım. Sahilde uzo bile yeniden gitmeye değer.

      Sil
  8. Hindistan-Sri Lanka'dan hoş gelmişsiniz
    San Francisco'dan sonra nihayet başka bir gezini daha okudum abla :) Gene gece vakti, "yarın sabah dersim yok, napayım?" derken hadi bi Atina'yı Ev Bezgini ile gezeyim dedim.
    İki okuma arasını bu kadar uzun tutmamalıyım bi dahaki yorumum daha çabuk olacaktır :)
    Atina'ya gidesim geldi tanıdık da var orda ama öncesinde bi Helsinki planım var gibi hadi inşallah

    YanıtlayınSil
  9. allah, kitap, allahuekber, bismillah, ay bismillah, vallah, billah, inşallah, maşallah. her cümlede bir arapça kelime kullanmışsınız. sizi kınıyorum. keşke türkçe olarak anlatsaydınız gezinizi.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Türkçe, tıpkı diğer diller gibi bünyesine sirayet etmiş tüm unsurlarla müthiş bir müziği olan muazzam bir dildir. Arapça ve Farsça dilimizi nasıl besler, sadece aşk kelimesi üzerinden örnek vererek açıklamaya çalışayım. İmkânsız aşk mı demeyi seçersiniz, olanaksız sevi mi? Kakır kukur oldu di mi? Evet oldu...

      Şimdi bu fonetik kaygıdan hariç zsizin asıl işaret ettiğiniz ve alt metinde aşağıladığınız Arapça meselesine geleyim. Dünyanın en güzel dillerinden biridir bir kere. Anamın babamın komşularımın cümle memleketimim kullandığı bu kelimelere tukaka edip benim Atina keyfimi ıskalamak sizin güdüklüğünüz olsun. Güdük zorunuza gittiyse kavruk da diyebiliriz.

      Nihayetinde toparlayayım:

      Saçmalama kardeşim!

      Yeni bir yazıya konu olacak Bodrum tatilindeyim. Beni bak neyle uğraştırıyorsun Allah akıl versin inşallah, bana da maşallah, tööbe tööbe estağfirullah, ya Allah bismillah ya hu...

      Sil
  10. Büyük adadan bir önceki foto Avşa adası ,çok hoş

    YanıtlayınSil
  11. Büyük adadan bir önceki foto Avşa adası ,çok hoş

    YanıtlayınSil