GÜZELİM ODESSA


Burnumuzun dibindeki cennet Odessa'ya gidiyorum. Vallahi cennet, billahi cennet!



8 Aralık sabahı, Barbaros Köyü'ndeki kankam Gülfem ve erkek arkadaşı Asaf, gelip beni evden aldılar. Limana gidiyoruz.


Gülfem ile ikimiz gidiyoruz. Bu yıl Saraybosna ve İzmir'de de çok eşindik, gezindik.




Uçağımız Ukrayna Hava Yolları. Biletimiz business... Bu şirkette business uçmak, diğerlerine göre çok daha ekonomik, ekonomi sınıfı biletleri ise iyice ekonomik. Bu sebeple rahatlıkla tercih edilebilir.


Bizi daha limandan itibaren şımartmaya başladılar...



Yedik, içtik, keyfimizi yerine getirdik ve 



uçağa doğru yollandık... 



Koltuğumuz en önde, benimki cam kenarında. Gülfem zaten koridorcu.



Ukraynalı güzel hostesler, yolcuları incelikle karşılıyor...



Oh mis, en önde geniş geniş...


Kalkar kalkmaz servis başlıyor.


Beyaz şarabı ikimiz de çok seviyoruz...



Hostes hanımcım gelip gidip "Tea or coffee?" diye sordukça, "Nooo, white wine please..." diyoruz ve işte inmeye yakın hâli pür melalimiz...



Hello Odessa... Bir saatten azıcık fazla uçuşun sonunda alçalıyoruz.



Ekim ayında Haluk ve Pınar ile Kiev'e gitmiştik ya hani, uçağımız yine Ukrayna Havayolları idi. O uçuşta pilotu öpecektik. Bir uçağın tekeri bu kadar mı yumuşak konur... İşte Odessa'ya inen pilot, ondan da yumuşak bastı yere. Gülfem gözlerini pörtletip, "Bu ne be, bu nasıl iniş?" diye sordu. Ben alışık olduğum için hınzırca göz kırptım. Valla ne diyeyim, tebrikler. Demek böyle de oluyormuş.


Oh mis gibi geniş koltuklar, şahane ikram ve efsane inişin ardından devrilmeye yüz tutmuş kış güneşi ile Odessa bizi harika karşıladı. Keyfimiz gıcır...


Fakat ne zaman işler bu kadar tatlı gitse, oradan bir hıyar çıkar. Bu yazının hıyarı Khaled. Mısırlı... Havalimanında turist avına çıkmış taksici kahyası. 7,6 kilometre uzaktaki otele götürmek için 800 Grivna istedi. Yani 30 Dolar, yani 100 Liraya yakın... Gidersen, uyanık ol.



Gülfem 15 Dolar teklif etti, "Kız deli misin, o da çok" diye ben itiraz ederken, uçaktan inen bu Türkler bizi arabalarına aldılar. Oh, beleş beleş gidiyoruz ne güzel. Sağ ol Ümit Abim!


Burası Lotos Apartments. Primorsky'de. Yani eski Odessa. Arcadia bölgesi daha çok yaz için. 



İki odası var. 4 gece için 400 Lira ödeyeceğiz.


Banyoda çamaşır makinesi ve benim odamda tabak çanağı var. Böylesi iyi oluyor.


Atatürk Havalimanı'ndaki lounge'dan yüklendiğim meyve ve sandviçleri boşaltıp



market aramaya sokağa fırlıyoruz. Hah, bak ne yazıyor? Sü-per-mar-ket gibi di mi?



Ay yok şekerim, kuyumcular çarşısı imiş. Bu alfabe ile başımız belada.



Lotos'un asansörü eski ve gırlayarak çalışıyor. E ben zaten klostrofobik, bu acayip alfabe de içimi iyice darlıyor. 4 gün boyunca 7 kat indim çıktım. İşim bu!



Şehrin sokaklarında küçük haberleşme ve ilan panoları var. İnsanlar burada derdini anlatıyor, işini görüyor.



Biraz dolaşıp marketten bir şeyler aldık, 



sakin bir akşam yemeği ile günü tamamladık...



Yemek sakindi de bu yeşil yumurtalı vodkayı ne ara devirdik anlamadık...


Bi baktım ki, dekor niyetine koydukları simli kitsch dalları kafamıza takıyorum ben. Gülfem de katiyen itiraz etmiyor.



Ve yeni gün çocuklarla başlıyor. Ukrayna'nın kızları çok güzel diye bir tevatür var ya hep, hah sen onu unut... Esas güzel, çocuklar. Tıkla büyüsün bu fotoğraf, tipleri iyice bi incele bak Allah aşkına...



Odessa'nın içinde dev gibi parklar var. Dur düzelteyim. Dev gibi parkların içinde Odessa var.



İlk hedef, Pryvoz Market. Haritadan gördüğüm kadarıyla gepgeniş bir pazar burası.



İçeri bir giriyoruz ki Allah Allah, boy boy Karadeniz balıkları...




Rengârenk dondurulmuş sebzeler. Fiyatları şöyle çeviriver. 100 Grivna=12 Türk Lirası


Kasap tarafı çok fena... Yani bana fena. Meraklısı iyi hissedebilir.



Genelde kadınlar çalışıyor. Ellerinde balta, çat çut kemik kırıyorlar.



Tezgâhlar özenli.



Peynirler müthiş! Aklın gider bak diyeyim. Dönüşte valizine koy bolca. Limanda bık bık ederlerse güler yüzlü ol, geçersin.



Pazarın açık ve kapalı kısımları var. Her yanını didikliyoruz.



Kadınlar hep bu önlükten giyiyor. Almadığım için pişmanım. 15 Lira falandı. Gidersen bana getirsene.


Sigara fiyatlarına iyi bak. En pahalısı 50 Grivna, yani 6 Lira. Yerel marka bir vodkanın litresi 5 ila 7 Lira... Ay insan ciğeri çürütür bu memlekette.


"Çek bakayım bir Odessa hatırası" diyor benim deli... Çekmem mi!



Kahvaltıyı şu pazar fırınından aldıklarımızla sokakta ediyoruz.



Çok tatlı emaye kapları var. 


Teyzenin biri seyyar sex shop yapmış. Önünde dikilip o ne, bu ne diye tahminler yürütmeye başladık.



Gülfem abartıp paketlerden birini eline alınca teyze, eeehh eytere bea diye herslendi, çekip aldı paketi. Bu da onun parmağı. Fakat bak Gülfem ben sana diyeyim, fikrimce o mor şeyler senin dediğin işe yaramıyordu. Attın bence!



Pazarın arka tarafı hırdavatçılarla dolu. Ne işimiz varsa hararetle oraya da daldık. Buyur bu da videosu:


Hırdavat, alet, edevat faslından sonra yeniden içeri daldık.


Pazarcı kadınlar çok güzel, güleryüzlü ve sanki hep mutlular.


Şimdi şu teyzeyi senin pazarında görsen o turuncu kabaklardan illaki almaz, 



güzelim yumurta tezgâhını hüp hüp lüpletmez misin?


En sağdaki Nataşa. Türkmenistan'dan. Türkçe anlaşabildik. Turşu ve peynir aldık bu güzel hatunlardan.



Pazardan eve gelip öteberiyi bıraktık. Odamızdan manzara bu.


Sonra yeniden sokağa. Burası meşhur Deribasovskaya Caddesi. Trafiğe kapalı, genişçe, parklı purklu, güzel... Eminim yazın cayır cayır parlar.


Oradan opera ve tiyatro binasına...


Varsa bir gösteri izleyelim dedik ama bak tam bugünki etkinliğin üstünü beyaz kağıtla kapamışlar. Artiz takımı hasta falan olduysa demek.


Sonra da Potemkin merdivenlerine gittik. Şehrin deniz kapısı burası. Arkamızdaki ana liman. Asıl isminin Odessa Merdivenleri olduğu da söylenen bu basamakların hikâyesini daha iyi anlamak için Potemkin Zırhlısı filmine göz atmak yararlı olabilir. Filmin en etkileyici kısmının, Potemkin Merdivenleri'ndeki kıyım sahnesi olduğunu okudum...


Merdivenlerde yukarıdan bakınca sadece sahanlıklar görünüyor, basamaklar yokmuş gibi. Bu bir mimari başarı mıdır, yoksa bütün merdivenlerde bu böyle olur mu, aranızda mimar olan varsa bi diyiversin hele.


Hoplaya zıplaya aşağı indik...


Gülfem burada çok güzel çıktı...


Yeniden 192 basamağı tırmanıp en yukarı çıktığımızda anladık ki, Gülfem, çamaşır makinesinde çeken yün kazağını keserek yaptığı tasarım harikası (!) beresini aşağıda düşürmüş. Hop bir daha indi çıktı.


Çıkınca da oracığa bayıldı hâliyle.



Merdivenlerin üst tarafında yine güzel bir park var.



Akıl yürütüyoruz, işte şu Çarlık zamanından, şu Sovyetler'den falan diye. Çarlık'tan kaldığını tahmin ettiğimiz enfes yapıların Sovyetlerce tahrip edilmemesi, günümüzde de olduğu gibi korunması şahane...


Gidersen, Deribasovskaya'daki bu bina muhakkak dikkatini çekecek.


Bu, aynı binanın instagramda paylaştığım hâli...


Sonra bu telekom ya da kanal kapakları. Odessa şehrinin simgesi dört kollu çıpa. E ne olacaktı ya?



Ben en çok Deribasovskaya Caddesi'ni sevdim. Bu park da orada...



Erkek berberini görüyor musun, sağ tarafı gayet haysiyetli bir bar...



Bu bluzlar, yöre insanının geleneksel işlemelerinden. Fiyatları 25 ila 200 Lira...



Burası bir çarşı... Süslemeleri deli işi. Nasıl uğraşır ki insan?



Gülfem Rus şallarını görünce aklını kaçırıyor. Epeyce para vererek, Alaçatı kermesi için alıyor bunlardan.



Benim bi arkadaşım var, Zafer... Aslında o da gelecekti ama işi çıktı. Bu parfüm standı Zafer'in... Bir AVM'de yer kiralamışlar. Ukrayna'da Rus işgali ve itiş kakışın ardından uçup giden döviz rakamları ile tüm esnaf için işler pek parlak değil. Halkın parası buharlaşmış.



Odessa'da ikinci günün akşamı için Corvin'e yemeğe gidiyoruz. 



Salata, et ve kurutulmuş balık tabağı ile 



dondurmalı bu tatlı için



365 Grivna ödüyoruz. 4 de bira içtik sanırım. Bahşişle falan 50 Lira kadar vermiş olduk.



Hay ben senin kazaktan bozma berenin!


Ertesi sabahın kahvaltısı bu... Sonra yeniden pazar.


Demin anlattığım Pryvoz yani. Neden? Çünki Gülfem 27 tane çorap aldı, Alaçatı'ya, kermese... 


Çoraplar böyle...


Pazardan sonra yeniden şehrin kalbine yürüyoruz. Denk geldiğimiz kiliseyi merak edip içeri dalıyoruz, bi numarası yok.


Odessa mı, Kiev mi dersen, Odessa... Net. Ben çok sevdim. Belki başka şehirleri daha güzeldir. Kharkiv, Lviv mesela. Görmek lazım.


Bak bu, o mavi binadan ayrıntı.


Buralarda da kentsel dönüşüm var galiba. Fakat bu kazuletleri zaten yıkın gitsin şekerim. Bizim 1960'larda yediğimiz haltlar gibi eski güzelim binaları yıkmıyorsunuz a!


Şu turizm acentesinin tabelasındaki estetiğe bak.



Odessa'ya bir daha gitsem, şu geniş ve güzel caddelerdeki,


bu çok eski binalarda kalırım. Sen de gidersen öyle yap. Şimdi kaldığımız apartman biraz daha yenice.

 

Schevchenko Parkı'na geldik. Arkamızdaki abi Taras Şevçenko. Bakma şimdi bilmiş bilmiş bu Taras Abi dediğime. Hakkında zerrece fikrim yoktu. Sonradan Vikipedi'ye bi baktım ki ay, meğer hümanizmde, resimde, edebiyatta önde gelen bu Ukraynalı düşünür, 11 yaşında yetim kalan bir köle evladı imiş. İçim paramparça oldu.


Çıkardım çantamdaki konyağı, Taras Beyciğimle kapağından içimizi ısıttık. Ben, konyak içerek ısınmanın nasıl bir şey olduğunu Odessa ayazında öğrendim. 4 kapağı ile akşamı bulursun.


İşte o dakikalarda Kaygısızlar açıklaması ile Feysbuk'ta paylaştığım bu fotoğraf, arkadaşlarımızın ilgisiyle layk delisi oldu.


O gecenin yemeğini, Deribasovskaya'daki Kompot'da yedik. Elbette mantı. Sağdaki fırınlanmış, o daha iyice. Yoğurtta sarımsak yok ve eğer istersen ekstra para yazıyor şapşikler. 3 diş sarımsağa 15 Grivna yazmışlar. 1 Lira civarı.


Şarabımız beyaz...


Ortamımız şugar. Kompot'a muhakkak git.


Bir de tatlı yiyelim dedik. Çünki 4 saate yakın oturduk orada. Billa, biz de inanamadık.


Ya hu tatlı diye bu kez vişneli mantı geldi, Allah canınızı almasın ya. Yedim tabii, reddetmem. Gülfem öh böh etti yemedi.


Arka masadaki bu velet gece boyunca kaynadı.


Azmalara doymadı, kendini bizim masaya doğru devirdi. Anası rahat, bir kere dönüp de Sergey yapma evladım demedi. İsmi ben uydurdum şimdi. Hans olacak değil a!


Kombot'un kapısında bu fotoğrafı çektim. Feysbuk'a koydum, altına şöyle yazdım:
İçinizi titreten arkadaşlıkların üstünde n'olur tepinmeyin. Bilmişlik ve bilgiçlik taslamayın. Komplekslerinizle, zaaflarınızla, eksiklerinizle gösterin kendinizi ve onu da bu noksanlarıyla sevin, ayıbını örtün. Darlamayın, sömürmeyin, idare etmeyin. Hastaysa koşun, mutluysa coşun. Arkadaşlar genelde iyidir, bazıları ondan öte...


Tam burada kızım Nil gibi dua edesim geldi: "Allahım ne olur sen bizim ahengimizi bozma aşkısı!"
Videoyu izlemelisin. 


Yürümeye devam ederken, aboo, Ukrayna'nın meşhur kızlarının reklamını gördük. Fiki fiki işleri işte. Türkler, Azeriler ve Araplar bu işler için çok geliyormuş buraya. Her gelen adam da illaki bi yaramazlık yapıyormuş bak ben sana diyeyim. Kocan mocan dakka başı bayi toplantısı diye buralara düşüyorsa sen onun ipini az kısa tut bacım. Yeme o numaraları.


Caddede bir otobüs durağında bu kırık çerçeveyi ve içindeki kadın fotoğrafını görünce durdum. Aynı rahmetli Fatoş Teyzem. Senin Odessa'da ne işin var? 1980'de, 46 yaşında terk-i diyar eylediğin vakit ardında koyduğun 10 yaşındaki oğulcuğunu düşünür gibisin. İçim acıdı Fatoş! Almadım seni oradan. Hızlı adımlarla eve döndüm.


Ertesi sabah için teklifim, tramvaylara bine ine şehrin acayip yerlerine gidip görmek.


Gülfemcim hiç yok der mi? Bilet 2 Grivna. Vatmana ödüyorsun. Bilet, kart falan arama.


Merkezden azıcık çıkınca güzelim Odessa ağlamaya başlıyor...



Fakat bu seni buraya gelmekten caydırmasın...


Buraların da illaki bir hikâyesi var ve zaman geçirirsen, Odessa'dan edebiyat çıkar, resim çıkar, müzik çıkar...


Tramvayda evvela bu oğlan yanımda duruyor. Sırt çantasını tartıyorum. Ağırca! Kıyamıyorum velede. 


Kalkıp yerimi veriyorum.


 Biraz sonra o iniyor, bu içi geçik beyaz suratlı kızla anası biniyor. Ona da kıyamayıp kucağıma alıyorum. Gülfem dalga geçiyor, ay aynı da kendi çocuğu gibi taşımaz mı diyor...


Hadi onlar da inince bu kocakarı biniyor. E şimdi o ayakta, ben oturmakta olur mu? Ona da yer veriyorum derken, cümle âleme ilan ediyorum: 
Dünyanın en iyi kalpli gezgini
Şu bizim deli Ev Bezgini!


Bir mantıcı görüp giriyoruz.


Patatesli mantılar irice...


Bu şekilde kapatıp günebakan gibi diziyorlar. İstanbul'a gideyim, deniycem.


Sonra biraz alış veriş yapıyoruz. Karadeniz'in güneyindeki kaptan babama, kuzeyinden götürdüğüm bu denizci şapkası çok yakışacak.


Ve bil bakalım ben burada ne yapıyorum? Tek cümlelik bir dublaj revizyonu geliyor. Sesi kurtaracak şey yatak örtüsü. Gülfem buna bir kere de İzmir'deki evinde şahit olduğundan, "Ohh ne güzel, ben de istiyorum öyle battaniye altından yapacağım bir iş" diye kahkahalar atıyor. Serseri...


 Son günün sabahı marketten aldıklarımızla şişen valizler hazırlanıyor. Sana buranın ucuzluğunu market alışverişimle anlatayım. 3 litre vodka, bir şişe konyak, 2 şişe Cider, 3 çeşit peynir, 4 küçük paket ödül köpek maması, 10 kutu kadar lakerda ve balık konservesi için bizim parayla 100 Lira ödedim. Limanda dikkat et, 5 litre alayım dersen, açarlar valizini. Odessa limanı çok sıkı...


 Dönüşte limana yine beleş gidiyoruz. Hani parfümcü Zafer vardı ya, hah o bir arkadaşını yönlendiriyor. Acayip mütehassis olduk bu durumdan. Sağ ol Zafer. Sen de sağ ol Eren...


 Ve nihayet limandayız...


 Çek-in,


 otobüs,

 
 merdiven,


son bakış derken...


Hop havadayız...


 Uçak selfisi yapalım dediğimizde pörtleyen ışıkla baş edemeyince, onu yemeye karar veriyoruz...


Ve Ukrayna Havayolları'nın sandviçlerini de... Dönüşümüz ekonomi sınıfı. Lakin yine de yiyecek iki lokma bir şey veriyorlar ve parayla değil...


 Odessa seyahatimin minik bir klibini bu videoda sana göstermeye çalışayım...


Hoşçakal güzelim Odessa... Zerrece üşümemen, aç kalmaman, canını sıkmaman lazım senin. O kadar güzel, narin, incelikli bir kızsın sen...Benim güzel kızım...


Sana Martin Tilman'ın Odessa'sı ile veda ediyorum... Beni yine çağır olur mu!




Perşembe, Aralık 24, 2015 tarihinde yazıldı.

2 yorum:

  1. Bu kadar çok peynir sevipte, Hollandaya gitmemek olmamış ama :)

    Burç Dura

    YanıtlayınSil
  2. sanki oradaymışım gibi hissettim :) bir gün Denizli'ye de beklerim. ben bu konuda bir yazınızı göremedim henüz :)

    YanıtlayınSil