BİSİKLETLE BELGRAD


Bisikletle Avrupa turumuzun son durağı Belgrad'da bizi nasıl bir sürpriz beklediğini asla kestiremezdim!


Temmuzun üçüncü günü Sombor'dan ayrılma vakti geldi. Tabela çok çılgın!


Jelen diye bir biraları var. Ondan içtik, hamburger yedik.


Bir otobüse zıplayıp kendimizi Novi Sad'a ve şehrin en ucuz bu hosteline attık. Sırbistan'da bisiklet yolu sıkıntı, sürücüler maşallah bizimkileri aratmıyor. Yusuf'a dedim ki, gel evlat, sonuna gelmişken başımızı ve canımızı belaya sokmayalım, Sırbistan'da bisiklete az binelim. 


Yola çıkmadan evvel bu video ile Sedona Bisiklet ve Ev Bezgini dostlarına seslendim.


Novi Sad'dan Belgrad'a geçmek için tren önerdim... 


Yusuf da kabul etti. Biletleri aldık.


Bisikletleri trene yüklerken aklım çıktı, Yusuf bu merdivenlerden düştü. Bisiklet ve demir basamaklar çocuğun bacağını yırttı.


Ah be oğul, güya yolda izde başımıza hâl gelmesin diye trene bindirdim ben seni!


Trende bisiklet için yer yok. Bisiklete para kesiyorlar ama sen nereye koyacaksın onu düşünen yok. Biz de böyle vagonun ortasına koyduk, ne edelim?



Yusuf'un bacağına pansuman yaparken anam bu heriflerden biri ne söylendi! Ömrümü yedi pislik. Ne diye bisikletle binmişiz... Bileti gösteriyorum, dayı bak para ödedik diyorum. Bana nee diye tersliyor beni.

 

Ulan trenleriniz zaten eski. Bak, 1980'de yapılmış.



Pislikten bok götürüyor.


Bütün koltuklar yırtık. Kafalıklar katran gibi yağlı.



Aylardan temmuz, havalandırma yok, kıçımızdan duman atıyor. Bu da yetmezmiş gibi, 


herifler fosur fosur sigara içiyor!



Sana yemin ederim, o yolculuk hiç bitmeyecek ve ben o trende vefat edicem sandım. Aklı olan Novi Sad'dan Belgrad'a trenle gitmez.



Nihayet kara demirli bir köprüden Belgrad'a giriyoruz.


Canını sevdiğimin Tunası, göründüğü yere yaldızlı boyalar sürüyor zilli.



Tam Tuna'yı gördüm sevindim derken bu yıkık binalar karşılıyor. Bu, 1999'da NATO tarafından vurulan Savunma Bakanlığı binası. Hani bunlar Kosova'yı çok darlamışlardı ya, e evvelinden de Srebrenitsa var... NATO sözcüsünün o gün bir açıklaması vardı, bak aynen yazıyorum: "Kosova'da şiddeti planlayanlar da, uygulayanlar da NATO'nun gazabından kurtulamayacaklar. Vurulan yerler tapınak falan değil..."



Novi Sad'dan çıkmadan evvel, Yusuf'un emniyet müdürü olan dayısı, muhakkak büyükelçiliğe uğramamızı tembihlemişti. Büyükelçi ile dostlukları varmış, uğrayıp selam götürmemizi rica etmişti. Olur dedik, büyükelçilik binasını bulduk.


Ay, iyi ki gitmişiz! Gencecik, dünya tatlısı, dost canlısı, şeker mi şeker Sırbistan Büyükelçimiz Mehmet Kemal Bozay bizi sevinçle ve muhabbetle karşıladı.


Yusuf'un kaza geçirdiğini de duyunca, "Katiyen gidemezsiniz, İstanbul'a dönene dek benim misafirimsiniz" dedi. Bizim oğlana ilaçlar temin ettirdi.


Bisikletlerimizi büyükçe bir minibüse yükletip dinlenmemiz için bizi doğruca Büyükelçilik konutuna yolladı. Yolda giderken bikinisiyle parkta yürüyen bu bacıyı gördüm, sana da göstereyim diye şaak çektim hemen. Çok Ortadoğuluyum Allah affetsin.




Konuta geldik. Diğer memleketlerin konutları da bu mahallede...


Hey maşallah, bizimki cayır cayır yanıyor.



Bahçe şahane. Sevgili büyükelçimiz ve ailesi sokak kedilerine kapılarını açmış, kimi evde, kimi bahçede, mis gibi geçinip gidiyorlar.



İşte en başta söz ettiğim Belgrad sürprizi bu oldu: Büyükelçilik konutunda muhabbetle konuk edilmek!



Beni bilirsin, öyle hamasi söylemlerim, milliyetçi hislerim katiyen yoktur. Sıfır! Her bayrağa bayılırım, her milleti, her dini severim. Kendimi de hep bunların bir parçası gibi hissederim. Fakat o trendeki eziyetten midir, büyükelçimizin müthiş tavrından mıdır nedir bilmem, bizim bayrağı görünce içim titredi. Burnum yandı. Bi şey oldu bana! Hem sıkıldım, ulan niye böyle oluyor diye, hem de sokuldum... Burası bana baba evi gibi geldi.



Mehmet Kemal Bey'in eşi Azra, bizi eşi kadar sıcak karşıladı. Benimle yaşıt, bir Boşnak güzeli Azra. Birleşmiş Milletler'de çalışmış vaktiyle. Şimdi kızları Lara ile birlikte burada Türkiye'yi temsil ediyorlar. Sana bi şey fısıldayayım: Bu kadar memleket gezdim, en güzel kızlar Bosna Hersek'te idi. İşte Azra da bunun kanıtı. Müthiş güzel bir kadın. 


Haksızsam, haksızsın de!



Marketlerden alıp parklarda yiyip 10 Euroluk hostellerde yattıktan sonra bu karşılama ve müthiş sofralar hakikaten yolculuğumuzun son durağına yıldız taktı.



Bozay ailesi ilk gece bizi evde bırakıp bir resepsiyona gittiler. Işıl ışıl yanan bahçede keyif yaptık.


Ertesi sabah yine müthiş özenli bir kahvaltı sofrası ile güne başladıktan sonra 



attık kendimizi Belgrad sokaklarına...



Şimdi ben bu memleketin insanlarına biraz kızgınım ya, işte ne bileyim kaba sabalar, yollar bozuk, tren eziyeti, tarihte ettikleri falan diyorum ama Belgrad güzel şehir. Bunu nasıl saklayayım, işte mal ortada!


Anam! Melih Gökçek robotlarından, şehrin en cafcaflı caddesine koymuşlar.



Hem de birden çok!



Su gibisiniz kuzum benim...



Bu caddenin adı Knez Mhailova. Bizim İstanbul'un İstiklal Caddesi klişesini aman hemen yapıştırayım burada.


Bu yavrum nasıl gayretle Ederlezi çalıyor ah bir görsen...




Knez Mihailova'da hangi güzel binaya başımı kaldırsam, 



hop arkasından bir vinç! 


Caddenin sonuna doğru yürüyüp 



Kalemegdan'a geliyoruz. Bildiğin Kale Meydan diye okunuyor.


Saat de sahat diye...


Kulenin aslı bu...


Kalenin girişi de şu...


Hava 273 derece falan... Abartıyorsam çorabım delinsin! Öyle sıcak. Billa.


Kalenin düzlüğüne çıkınca anam anam bir manzara karşılıyor, enfes...



Ama diyorum ya, Tuna bu cicim, öyle her nehre benzemez...



Geçtiği yeri cilalar, yaldızlar döker üstüne...



Niyetimiz bu sıcakta Belgrad caddelerinde erimek olmadığından, Nicola Tesla Müzesi'ne gidelim diyoruz.



Lakin cayıyoruz... Neden?



Çünki gerçekten sıcakta yürüyemiyoruz bile ve Belgrad'a bir daha gelmek için sebep bırakalım diyoruz.


En iyisi konuta geri dönmek


ve bisikletleri uçak için hazır hâle getirmek.



Kuzum çocuk, Sedonalarımızı demonte etti, büyükelçimizin aldırdığı havalı naylonlara güzelce sardı...


Bu yolculuk boyunca Yusuf ile tam bir ana-oğul ahenginde hareket ettik. Canım benim, bir tek kere önüme geçmedi, pedallara asılmadı, benim hızıma uydu, piti piti beni takip etti. Türkiye'den haset bisikletliler sponsoruma saçma mesajlar atıp "Ona niye sponsor oldun, o ne anlar, bana olsana" gibi gerzek şeyler yazarken, "Abla, bırak bu cahilleri" diye gazımı aldı hep. Dur yeri geldi yazayım, Ev Bezgini takipçileri, bu tur boyunca beni alkışlayarak yüreklendirirken, Sedona Bisiklet'in takipçileri saydı sövdü, hasedinden ikiye yarıldı, unufak oldu. Ne pis insanlarsınız kardeşim! Ben at gibi bisiklete biniyorum diye değil, insanda bisiklete binme, hep gitme, yeni yerler görme, dünyayı ve insanları sevme hevesi uyandırıyorum diye destek buluyorum, bunu hiç mi anlamıyor et kafanız?

 

Ayrıca, bisiklet yani bu! Nesini abartıyorsunuz? Bin git işte... İster günde 50 kilometre, ister 150 kilometre. Adamın teki 30 Dolarlık bisikletle Güney Amerika turu yaparken, bizimkiler binlerce liralık bisikletleri ile anca semtinde dolap beygiri gibi dönsün, bi de bana çamur atsın. Hadi ordaaan, hadi ordan!


Fakat işte beni en fazla bu kadar kızdırabilirsiniz. Durdum durdum, turun en sonunda ne olduğunuzu buraya not düştüm, sevdiceklerime de bir öpücük çaktım!


Tam İstanbul'a doğru yola çıkacakken, konuta bu velet geldi. Sevgili İnanç bu. İzmirli. 1 aydır gezmiş, tozmuş, Belgrad'da cüzdanını çarptırmış. Kuruş parası kalmamış. Büyükelçilikten havalimanına götürülmesi için yardım istedi.



Sevgili büyükelçimize ve ailesine teşekkürlerimizi sunarak hep beraber limana doğru yollandık.



Pazar günü olmasına rağmen evinden çıkıp gelen ve bizi götüren yakışıklı sürücü kardeşimize de sonsuz teşekkürler.



Artan paraları bitirmedim. Zira, uluslararası ilişkiler okuyan oğlumu staj için 2016 yazında konuk etmeyi öneren sevgili büyükelçimiz sayesinde bu paraları Ata yiyecek. 



Yusuf! Seni çok seviyorum çocuk...



Seninle yine böyle uçaklara binip, bu kez Dubai'ye annenin yanına gideceğiz. Söz!



Ve nihayet İstanbul'dayız...


Toplam 14 gün, iki Sedona bisiklet, 903,8 kilometre yol, biri sanal 5 ülke ve onlarca güzel anı ile yeniden memleketteyiz...


Lakin durmak yok! Yeni bir seyahat için vizede cimri davranan Avusturya yüzünden tekrar vize kuyruklarına gidiyorum... Çok yakında ondan da söz edeceğim.


Bu videoda, Belgrad maceramıza çok kısaca göz atabilirsin.


Buraya kadar bana eşlik ettiğin için yine çok teşekkür ederim. 


Ben yazdıkça, anlattıkça ve sen okudukça inan her şey daha güzel oluyor. 2016 yazı için yeni bir bisiklet turu planlıyorsam, bu büyük ölçüde senin de sayende, bilesin...


Buraya bir Goran Bregoviç iyi gitmez miydi sence?
Buyur, tadımız iyice yerine gelsin diye...

***
Ek: Ay bunu söylemeden nereye gidiyorum? Bu kadar günde yeme içme ve konaklamaya harcadığım parayı merak edersen, ki kesin edersin bak yazayım: Bin Lira! Rakamla da yazayım: 1000 Lira... Uçak 400 Lira... Vize ücreti 200 falan. İşte hepsini topla, bin 600 Lira civarı... Müthiş di mi, hadi durma! 
Gezmeyeceksek niye doğduk?



Çarşamba, Aralık 23, 2015 tarihinde yazıldı.

14 yorum:

  1. ben de 25 martta belgrad'a gideceğim ama 3 gün kalacağım. başka neler tavsiye edersiniz. gece hayatı nasıldır. çok pahalı mıdır ucuz mudur? şimdiden teşekkürler. ayrıca süper yazı ;)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Tuğçe merhaba,

      Ben biliyorsun Büyükelçilik konutunda kaldım. Fakat, konaklama ücretlerinin makul olduğunu öğrenmiştim. Booking.com'dan şahane bir otel bulabileceğini düşünüyorum. Gece hayatına gelince, ben pek gece gezgini değilimdir. Çıkarsam da sokaklarda sürterim. Belgrad'ın gece hayatına dair bildiğim şey, Avrupa'nın en renkli yerlerinden biri olduğu ve elbette çok ucuz. Nicola Tesla Müzesi'ni görmeden gelme, benim gibi. :) Şimdiden iyi eğlenceler.

      Sil
  2. Mediascope'de youtube programınızı izledim, buna istinaden tüm siteyi okudum, ince bi cesaret gelmedi değil :). Hatta bir arkadaşıma Yunanistan'ı bisikletle gezmeyi önereceğim.

    Yunan adalarında da hayat çok pahalı değil. Lesvos, Xios, Girit - Heraklion, Samos'tan oluşan bir rota ucuz olacaktır, Hellenic Seaways ile feribot ulaşımı da çok ucuz, bisikleti de alırlar. Bu rotayı önerebilirim. Vize problemi yok, ucuz kalamar ve ouzo keyfi yapmak da cabası.

    Bu arada blogu da çok beğendim, takipteyiz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Oy oyy, İbo uzo dedi. :)

      Sevgili İbrahim, biz bu sene 4 kız, bir otomobile buluşup, bütün Yunan kıyılarını dört dönmeyi planlıyoruz. Bisiklet için Baltık kıyılarını seçtim.

      Yunan adalarına vize nasıl yok a cancağızım. Çatır çatır vize alıyorsun :)

      Sil
  3. süper olmuş... cesaretinize hayran kaldım...

    YanıtlayınSil
  4. süper olmuş... cesaretinize hayran kaldım...

    YanıtlayınSil
  5. süper olmuş... cesaretinize hayran kaldım...

    YanıtlayınSil
  6. Muhteşem bir siteymiş, ben sizi nası daha önce keşfetmemişim. Bisikletle gezme olayınıza çok imrendim, hemen bi cesaret program yapacağım. Sedona ne iyi yapmış sizi seçmiş..
    Sevgiler,

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Berna,

      Ne güzel sözler ama bunlar! :) Lütfen yap ve git. Belki beraber de gideriz, a hayat bu, belli mi oluyor hiç! :)

      Sil
  7. Sen bakma hasetçilere, yolun açık, bahtın güzel olsun. Bu kadar güzel yerler geziyor, neşe ve eğlence ile vakit geçiriyorsun. Üstüne bir de enerji dolu sayfalar hazırlıyorsun. Bir özenmek vardır, bir imrenmek vardır, bir de kıskanmak vardır. Sedonacıların yaptığı düpedüz kıskançlık. Ben de kıskanabilirdim sizi. "Ulan amma geziyo, bi de ballandıra ballandıra anlatıyo gezdiği yerleri ... " diye. Ama bunun ismi kompleks olur, eziklik olur. Şükür ki başkalarının yaptığı güzel şeyleri kıskanmak gibi komplekslerim yok. Kedi erişemediği ciğere pis dermiş. Bisiklet, ucuz turlar ya da ucuz uçak biletleri ile, maksimum yer gezmek her babayiğidin harcı değildir. Bir de yolculuğun hesabını yapıyorsun ya, bayılıyorum; ah diyorum bir de TV için aynı formatta gezi ve arkeoloji programları düzenlese. Minimum harcamayla, maksimum keyif almak yetenek işidir. Mesela kesinlikle bu yetenekte olmadığımı biliyorum. Sanırım hasetçilerin kendi yeteneklerini fark etmedikleri sürece, bu saldırılara maruz kalacaksın. Önlemini buna göre alsan daha iyi olur diye düşünmekteyim. Mesela sloganın olan "Ev adamı öldürür" kesinlikle bana göre değil. Gezmek güzeldir ama ev huzur verir. Senin herhangi bir yolculuğunun 10 katı para harcayan birilerinin, senin kadar eğlendiğini kesinlikle düşünmüyorum. "Binlerce liralık bisikletlerle semtlerinde dolap beygirlikleri yapmak" çemkirmesinde içimin yağları eridi desem, umarım çemkirmek lafına takılmazsın, çünkü başka bir sözcük bunu karşılar mı bilemiyorum. Varsa söylerseniz düzeltirim.

    Tesla müzesine de yer verseydiniz çok memnun olurdum. Çünkü, dünyaya kattıkları ile çaldırdıklarını, bugün en az beş milyar insan kullanıyor.

    Milliyetçilik ve bayrak meselesine gelince, ben de milliyetçi olmadığımı düşünürdüm. Ama başka bir yorumumda da dediğim gibi bazı şeyleri anlamak bazen zaman alıyor. İnsan başkalarını kandırabilir, kendisini de kandırdığını zannedebilir. Ama gerçeklerle baş başa kaldığı zaman kendisini asla kandıramaz.

    YanıtlayınSil
  8. Bir de "Ederlezi" yi başta verseydiniz, okurken dinlemek daha bir güzel oluyor. Okuma işi bittikten sonra değil...

    YanıtlayınSil