EGE'NİN EN GÜZEL YERİ


Sence neresi? Bence neresi biliyor musun? Gel bak... 


Gülfem'e gidiyorum yine. Barbaros Köyü'ne. Çünki geçen gelişimde bana dedi ki, "Gel, 16 Haziran'daki doğum günü yemeğin benden, beraber kutlayalım..."


Ben de dedim ki, "Bacım o iş öyle olmaz. Sen yemeği ısmarla, ben de sana Foça'da bi otelde tatil ısmarlayayım." 


Evvela 13 Haziran'da Gülfem'in köyüne gittim. 


Bunlar Gülfem'in köpekleri Alfa ve Pritt... Pritt sokak köpeği ve çok yapışkan.  


 Alfa ise kendini Şamama sanan bir Alman kurdu... İllaki evde duracak şapşik. Çık bahçede dursana sen! 


 İlk geceyi Barbaros'ta köyde geçirdik. 


 Ertesi sabahın ilk işi yaz geldi diye bütün tüylerini değiştiren Alfa'yı elektrikli süpürge ile süpürmek. 


Ve bahçeyi sulamak... 


Bahçe sularken Alfa'nın hortumdan su içişine bi bak. 


Köyü, evi, bahçeyi, kediyi, köpeği birilerine emanet ettikten sonra Foça'ya doğru zeytinliklerin arasından yola koyulduk. 


Kıymetini bir değil bin kere bilmemiz gereken ve zilyor liraya satılan enfes taş evlerin yanından geçtik. 


Çam kokuları ile hemhâl olup


koylara göz kırptık... 


Gülfem ile çok iyi anlaşmamızın iki kadim sebebi var: 
1- Şükretmeyi
2- Ânı yaşamayı çok iyi biliyor oluşumuz... 
 

Hızlı yaşamışız, o benden çok. Büyük aşk acıları çekmişiz. Bazan sağlığımızdan olmuş, bazan para kaybetmişiz... 


Başkalarını kendimizden çok sevip yanlış kalplerde doğru aşkları ve en güzel zamanları heba etmişiz... 


Fakat bunlar bizi güzelleştirmiş. Şimdi buradayız. Sağlıklıyız, en çok kendimizi ve ânı sevmemiz gerektiğini öğrenmişiz ve hayat bizim... 
Burası Foça'da Club Mackerel... 


İkimizin arkadaşlığının bu çok pekiştiği günlerde, hayatın hikmetine ermiş iki bilge azize gibiyiz. 


Aldığımız her nefesin kıymetini biliyor ve sabahları yataktan, "Evet bugün de çok mutlu olacağız çünki hayatın bizden beklediği bu" diyerek kalkıyoruz... 


Ve her gece başımızı yastığa koyduğumuzda, "Çok şükür bugün de yüzümüz güldü, hak yemedik, karnımızı doyurduk ve sevdiklerimizle beraberdik" diye şükrediyoruz...


Bütün bunları hissedebilmek için çok paraya gerek yok. Nihayetinde tükettiğin 5 zeytin, bi lokma ekmek, bi bardak çay... 


Eğer kör değilsen ve gözlerin uzakları seçebiliyorsa hele, baktığın karanlıkları derhal yok et... 


Çünki hayat gerçekten ama gerçekten çok ve sonsuz güzel.  


Üstelik tekrarı katiyen yok.


Ne olacaksa hepsi burada. 


Gördün gördün! Göremedin yandın... 


Bu hissiyat ve bilinçten hareketle, yerimizde de durmamamız gerektiğini öğrendik. Gündüz Club Mackerel'in sahilinde yatıp yuvarlandıktan sonra gece Eski Foça'ya aktık...  


Foça o kadar güzel ki, sabah olsun gün aydınlansın, yeniden buraya gelelim diye plan yaptık. 


 Sokak kedilerini sevdik, sevindik...  


Ertesi güne gidecek olursak, bak buraları iyi oku... 


Eski Foça, gezip gördüğüm kadarıyla Ege'de ev alınacak, kiralanacak, tatil yapılacak en güzel belde...  


 Mesela benim en çok okunan yazılarımdan biri, Güneyli... Bok mu var Güneyli'de, Foça dururken?  


Gülfem de benimle aynı fikirde. Tez vakitte buradan bir ev kiralayıp bir ay tadını çıkarmaya karar verdik. Neden?


Çünki dondurması şahane...


Çarşısı şahane...


Kahvesi şahane... 


 Evleri şahane...


Sırf bu evlerin önünde güzel poz veriliyor diye bile olsa,  



Eski Foça'da ev kiralamaya değmez mi? 


Eski Foça, Türkiye gibi değil, Yunan adası gibi... Evlerinin önündeki masalara saksılar koymuş ve bu masalarda Olmeca şişeleri ile oturan şapkalı teyzeler gördüm ben... 


Ertesi gün Foça'dan yeniden Barbaros'a dönüyoruz. Köye... Şimdi buraya kadar Eski Foça'dan ağzım açık bahsettim ya, yazının başlığına da bakarak, Ege'nin en güzel yeri Foça mı diye düşünebilirsin. Hayır kardeşcim değil. Lütfen okumaya devam et. 


 Gülfem biraz da deli ya, beni Aliağa'daki gemi söküm tesislerine sokuyor. 


Çünki Barbaros Köyü'nde yıkık dökük iki taş ev almış ve bunların restorasyonunu yapacak. 


 Gemilerden çıkan malzeme ile ne yapabiliriz diye hayal kuruyoruz... 


Ve aynı günün akşamı, yani 16 Haziran'da, yani doğum günümde, yazının da başlığı olan, bence Ege'nin en güzel yerine gidiyoruz... 


Çok iddialı laf ettiğimi biliyorum lakin lafım aslında içinde bir iddia barındırmıyor...


 Burası, bana göre, Ege'nin en güzel yeri... Köyü değil, kasabası değil, şehri değil, YERİ... 


Burası Ildır'daki Agora Cafe... Ne babamın oğlunun yeri, ne de böyle yazayım diye bir para aldım... 


İçimden gelerek yazıyorum çünki hayatta çok ama çok az yerde bu kadar çok mutlu olmuşumdur. 


Gülfem de bunu bildiğinden, "Gel kız doğum gününü burada kutlayalım" diye beni davet etmişti... 


Sofralar kurdurdu... 


Zeytinler döktürdü... 


 Güneşler batırdı ve o gün sanki dünyanın en güzel ve önemli insanı benmişim gibi hissettirdi... 


Bütün bunlar yetmezmiş gibi Agora Cafe'nin sahibi Kaptan Hakan bakkaldan buluverdiği çikolatalı kek ile bana pasta hazırlayıp


ömrüme ömür, gönlüme gönül kattılar... 


Ben ömrümün en güzel doğum gününü, 2015 senesinin 16 Haziranında, duvarlarında Erythrai antik kentinden devşirme yazıtlar bulunan bu kafede



sevgili arkadaşım Gülfem ve mekân sahipleri ile kutladım... 
 

 Sence de, Ildır'daki bu kafe ve sundukları, Ege'nin en güzel yeri olmayı hak etmiyor mu? 


Ve Gülfem, 24 Ekim'deki doğum günü için benden gelecek koskocaman bir sürprizi? 


Teşekkürler hayat!
Teşekkürler Gülfem!
Teşekkürler yeni yaşım!



Ve bu yazının şarkısı da bu... Gülfem'in arabasında hep bunu dinledik, hep sana çalacağım şu ânı hayal ettim... Buyursunlar. 







Cuma, Eylül 18, 2015 tarihinde yazıldı.

6 yorum:

  1. Ne diyeyim, bu kadar da guzel yazilmaz ki...

    YanıtlayınSil
  2. Yazlığım Ildır'a 2 km mesafede. Günbatımının en güzel seyredildiği yerlerden biri.
    Foça'yı da çok severim ammaaa Ayvalık dendimi de akan sular durur.:)

    YanıtlayınSil
  3. Vallaha bayıldım billaha bayıldım.Önce kendimi bir ayıpladım kız Tuğba bu tatlış ablayı nasıl olurda bu kadar geç farkedersin diye sonrada yazılarının deliliklerinin hepsini bir soluk ile okuduğumda affettirdim kendi kendimi :) Ammaaaa bu yazı mest etti beni büyüdüğüm ve çocukluğumu takaların bağlı olduğu uffaacık limanında bıraktığım güzelim ballım Ildırımı anlattığın için sana sonsuz teşekkürler sen çook yaşa çook gez emi gez bizede göstermeyi unutma ben ofiste senin notlarınla can katıyorum ruhuma . Bir gün bir rotada buluşmak ve pedal arkadaşlığı yapmakta en büyük hayalim oldu bilesin . Gülücüklü yanaklarından öpüyorum izninle o yüce kalbin izin konusunda bonkör bilirim :) :*

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Seni döveriiimmm, nasıl güzel şeyler diyorsun bana öyle. :) Dünyanın ballarında yıkanası can dilli çocuk. :)

      Sil
  4. Ildırıya bidaha gittğinde el salla bana pembe çantamın kapar hoplaya zıplaya seni ve Barbaros Fatih'i kankini görmeye gelirim :) kendine cici :*

    YanıtlayınSil