İZNİK'TE ZEYTİN TOPLADIM



Zeytin sevmeyen var mı? Evet arada bir çıkıyor ama ben onlardan değilim. Zeytinyağını da neredeyse içerim, buradan biç.  


Peki bu nimet nasıl toplanır? Merak ettim, 24 Kasım 2013'te İznik'e zeytin hasadına gittim. 


Kendi başıma değil elbette, Anadolu Dağcılık Kulübü ve Tamzara Tur'un ortak etkinliğinin peşine takılarak. 


Tura Kadıköy'den ekleneceklerin buluşma noktası yine Evlendirme Dairesi... 


Midibüsümüz taa Avrupa yakasından, Bakırköy'den toplaya toplaya geldi. 


Kadınlar yine ağırlıkta. Buna homurdananlar var, vallahi bak. 



Araç rahatsız olsa da kaptanımız gereksiz yere tek bir fren bile basmadı. 


Rehberimiz Şener, yol boyunca anlattı durdu. Emin ol tek kelime hatırlamıyorum. 


Bu Pınar. Midibüsteki yol arkadaşım. Bir önceki doğa yürüyüşü etkinliğim vardı ya hani, Kungul Dağı, hah oradan tanışıyoruz. 


Körfez'i geçmek için vapura bindik. Bu turuncu can simitleri, atv'deki Milyoner yarışmasında dört ya da beşinci sorumdu. 


Sabahın köründe çıktık tabii, karnımız aç. 



Çay sevmem ama vapurda bir iyi geldi ki sorma. Sandviç de güzeldi. 



Martılar da... 



Hava da... 
Bugün her şey pek güzel. Hadi Allah bozmasın...  



Vapurdan sonra yola devam. Bak, buraya iyi bak, iyi... 



Zengin bir abimiz, ırmağın menderes yaptığı yerdeki araziyi satın almış, enfes bir yaşam kurmuş burada... 



 Bu fakirler de "Aboo, eneee, vay anam vay" diye iç geçirdi. 


Menderesteki villaya doymayan bu arkadaş kayalara tırmanıp fotoğraf çekti. Beni biliyorsun, çok zenginlerin bu tarz yerlerini görünce üzerime zaten bir mallık geliyor. 


İznik yolları güzel... 


Yağından, kütüğünden, posasından, meyvesinden ve hattâ meyvesinin çekirdeğinden bile faydalandığımız güzelim zeytin ağaçları yol boyunca eşlik ediyor. 



Ve İnikli'ye hoş geldik!



Önce köyden bahsedeyim biraz. Bu kız, bakkalın yanındaki evin penceresinden bakıyordu. O parmak nasıl buruşuktur Allah bilir. Gruptaki herkes fotoğrafını çekti. 



Bakkalda teneke kutuda Uludağ gazozu buldum. Sen gördün mü hiç daha önce? Bizden kimse görmemişmiş. 


İnikli Köyü böyle bir yer. Yazık be!



Esas evler harcanmış, pis tuğla binalar dikilmiş. Sahiden yazık! 



O mavi ev, dibine gelince böyle...  



Ah şu evlere plastik doğrama takmasak... Ah ya!



Burası köyün meydanı. Aracı bırakıp, zeytin toplamaya gidiyoruz şimdi. 



Çirkin çirkin duvarlar, pis pis molozlar yolda. 



Evler terk edilmiş. 



Ha yıkıldı ha yıkılacak gibiler. 



Eğer satın almak isteyen olursa, rehberimiz Cevdet 35 bin liraya böyle bir ev "kapmış"
 

Ben de babama ballandıra ballandıra anlattım. Belki yaparız böyle bir delilik. Bilmem ki... Kısmet. 



Evlerin bahçeleri meyvelerle dolu...  



Köylüler gayet civelek zeytin topluyor... 



Civelek olma sırası bizde... 



Şener ağaçlara zarar vermeden nasıl zeytin toplanır, anlatıyor.  



Elindeki, tarak... Bununla dalları usulca sıyırıp, zeytinleri yerdeki örtülere dökeceğiz. Öyleşmiş usûlü... 



Şener, yerdeki bu bitkilere bakla dedi. Bence attı. Toprak havalansın diye mi ne dikiliyormuş. Tamam amaç bu olabilir ama bu bakla değil be! 


Ağaçlar delirmiş delirmiş. Hey maşşallah!


Zeytin toplamazsa ölecek hastalığına yakalanmışlar gibi daldık ağaçlara. 


Herkesin yüzünde bir tebessüm. Endorfin maymunu olduk. 


Pınar merdivene çıktı... 


Bazıları yerden çalıştı. 


Ben de onlardandım mesela... 


Çocuğunun saçını tarayan anne gibi özenli davrandık vallahi... Bu biraz da kentli beceriksizliğimizden olabilir. 




Güzelim nimeti usulca yerlere döküp...


Sonra yerden dikkatle topladık. Eziği büzüğü yaprağı sopayı hep ayırdım... 




Pınar marifetlerimizi fotoğrafladı... 


Kasadaki zeytinler böyle görünüyor. Rengârenk... 


 Bir tanesini alıp yiyormuş gibi yaptım. Sakın yeme ha, acı acı... 


Ve en sonunda ürünlerimizi aracımıza yükledik. Tabii ne ürün bizim, ne de araç. 


Sonra yeniden köye doğru yola koyulduk. Meydanın oradaki kahvede yemek yenecek. Açız.


Yolda bir evin kapısında bu elmaları bulduk. Helaldir haramdır düşünmeden hepimiz aldık ya da çaldık. İçimizden biri kızınca evin kapısını tıklattım. "Parasını ödemek istiyoruz, çok yedik" dedim. Kadın bir kasa daha çıkarıp koydu, "Helalü hoş olsun, alın bunları da yiyin" dedi. O kadının cömertliği gibi o elmaların tadını da unutamam. Yemin ederim bak böyle elma yemedim hayatımda. 

 

Meydana geldik. Her yer Roma'dan devşirme eser parçalarıyla dolu. E, Nikea'dayız. Sağda solda Rumların ve Romalıların izi çok. 


Bak, bu parça, eski caminin önünde duruyor. Zıvana deliği tepesinde... 



Bu parçanın ne olduğunu anlamıyorum ama bir tahminim var, sanki sütun başına yastıkmış da şimdi taştan sehpa olmuş gibi... 


Şener ile Cevdet ateşi yaktı. Köfteler burada pişecek. Az ilerdeki evlerin birinde de kadınlar bize etli pideler ve ekmekler pişiriyormuş.  



Yemek hazırlanırken köylülerden biri bir torba erik getirdi... Yemedim, aklım kaldı.



Aramızdan bazıları ekibe yardıma koyuldu. 



Dur hemen burada kendimi satayım, ben de hiç oturmam, hep yardım ederim. 



Bu Şener Laz... E ben da! 



Dolayısıyla, yemek hazırlayana kadar dedik güldük, dedik güldük, dedik güldük. Şener has uşak! 



Sıra geldi köfte pişirmeye. Pınar ve ben, ne çektik diye bakmaya oturduk... 



Mmhh... Köfteler müthiş müthiş!


Ayyyy, sıcacık ekmekler de geldi!



Yemesi çok iyiydi de yazması sahiden eziyetli oldu be!



Bizim Laz uşağı durmadı, "Muhlama edecoğum" diye tutturdu. 



Kaşarları rendeledi... 



Alüminyum folyolardan, çakma bir tava yaptı... Yağı eritti. 


Un mun yok ha, öyle muhlama mı olur!





Ama bir lezzetli oldu ki sorma, kapış gitti...



Bak bak bu benim elim... 


Allah affetsin, çok kocaman bir parçayı çektire uzata Agop'un kazı gibi lüplettim. Ohhh... 


O arada pideler geldi. Utanmadık, onlara da yumulduk. 


Bu herif, yayıldığımız kahvenin kahvecisi. Pis ağızlının teki. "Yazıcam seni" dedim. Orada tonla kadın mı varmış, misafir miymişiz, umurunda değil, sürekli sinkaflı küfürler ettiği yetmiyormuş gibi, yanımıza sokulan bir köpeğe de odunla girişti. Tabii, ben de ona... Pis!



Bu hâllice olan da muhtar. Zeytin topladığımız bahçeyi falan hep o ayarlamış. Belki para da kazanıyordur bizden, bilemedim... 



Sokaklarda böyle afişler var.  



Zeytin çulu ne demekse artık... 


Yemekten sonra kalktık, köyü turlamaya koyulduk... 


Yine güzel mavi evden geçtik... 


Bu teyze, güzel mavi evin teyzesi... 


Bu çoraplar da güzel mavi evin teyzesinin kocasının olmalı... 


Güzel mavi evin manzarası da bu... 



"Gel lan seviyim accık" demeye kalmadı, kaçtı namussuz... Mavi evin önü burası... 


Instagram'a böyle koydum... 


Az daha gidince yine güzel ve büyük evler gördük. Bakıma muhtaç... 



"Bacııııım, sakın evine sıva vurma ha" diye seslendim.



"Niçuuuun" etti bağa... Yani, neden dedi... Laz buralar hep Laz... 



Uh maşallah, tandır diyorlar buna. Aslında tandır başka bir şey de, ya hu ne dersen de! Bu mükemmel bir lezzet... 



Kış günü olacak şey mi ya? İnsan görmeyi istedikten sonra yaşadığına şükretmesi için ne çok sebep var.  



Evler bitti. Sürüler yamaçlarda... 



Ben yine en arkadayım. Hep mi böyle olur ya! 



Bazı insanlar diğerlerinden bir tık daha duyarlıdır, bir fark oluşturur. 



Grubumuzdaki kızlardan biri, köyün iki küçük kızına fotoğraf çekmesini öğretiyor, işte ayaküstü ne kadar öğretecekse. Ama uyandırdığı heves bile dünyalara değer. 



Yürümeye devam... 



Sonbaharın renkleri ne güzel... 



Köylülerin domates bahçeleri var yol üstünde... Evet yeşil ama domates...


Bizim Dersimli çift bir kasa aldı. Para almamışlar mı, zorla 20 lira mı vermişler, uydurmayayım şimdi ama öyle bir şey... 


Zeytinliklerin içine daldık... 



Köylülere rastladık... 


  Ayva da çaldık... 




Derken muhteşem İznik Gölü manzarasına vardık... 


Cevdet burada biraz anlattı... Hatırlamıyorum ne dedi, haytalık peşindeydim...  



Gördüğümüz şey, o yamaçta bir zeytin ağacı olmayı isteyecek kadar güzel... 



Al işte, canımı sıkacak bir ayrıntı. Avcılar burada da can almaya devam etmiş... Sivrisinek bile öldürmüyorum ben. Lafa geldi mi senden benden çok Allah'a yanaşırlar ama hani Allah'ın verdiği canı Allah alırdı? Buna itirazı olanın alnını karışlarım. Yürü git! Katil! Pis!



Uh, kocaman salyangoz. 


Moloz ve çöplere de gıcık oluyorum. Şimdi ben huysuz muyum, haklı mıyım, sen söyle... 


Derken o yoldan bu traktör ve römorkundaki köylüler geçiyor. 


Kadının bana bakışındaki duru mutluluğa bakıp "Huzur aslında tam olarak nerede lan" diye kendi kendime sorarken buluyorum kendimi... 


Huzur belki burada...


Ya da babamın dediği gibi çok çalışmakta... 


Obelisk'i biliyor musun sen, hadi boşver şimdi huzuru aramayı... Bu da yolumuzun üstünde.


Açıklaması da bu... Tıkla, büyür... 


Son olarak zeytinyağı fabrikasına gidiyoruz... 


Bu makine zeytinin yaprağını sapını çöpünü ayırıyor... 



Buraya döküyorlar zeytini...   



Yıkana paklana pıtır pıtır dökülüyorlar aşağı...  



Yaprakları nasıl ayıklamıştım oysa yerden alırken. Ne bileyim ben!



Böyle makinelerde zeytinler püre oluyor... Belki başka adı vardır, bilemedim...  



Bak püre makinesi bu... 



En son bu makinede ne oluyorsa artık, 


bu abinin önüne geldiğinde lıkır lıkır akıyor... İstersen akma, surata bak!


Bak böyle... 


Bizim uşaklar da sanki kırk yıllık Egeli Rum, bardağa doldurup içtiler yağı... 



Allah bereket versin...  



Ben de 5 litrelik bir tenekede yağımı aldım elbette... 


İznik İnikli'de bir muhteşem serencam...


Maliyet yazayım yine:
80 lira para ödedik, buna yemek ve yol dahil. 
Yağın litresi 7 lira. 35 liralık yağı kaşla göz arasında 40 liraya çakmaya çalıştılar, yemedim. 
Süt, yumurta, peynir falan aldım. Onlara da 20 lira falan verdim... 
Bi daha da olsa, ıımmmmm evet giderim... 
Cumartesi, Aralık 14, 2013 tarihinde yazıldı.

15 yorum:

  1. banu hanım eline, diline, kalemine, yüreğine ve de klavyene sağlık...
    bizim oralarda "iş" olarak olarak görülen zeytin hasadı, şehirlinin gözünde "haftasonunu reklendirmenin adı" sanırım:D

    ayrıca mezarlık fotoğrafı için kocaman teşekkürler... sanırım "huzur, dünyadaki imtihanından muvaffak olduktan sonra, ruhun uzun serviler altında dinlenmesi belki de..."... "rindlerin ölümü"nün sahibi yahya kemali de rahmetle analım yeri gelmişken....

    ömrün uzun, yüzün güleç, yüreğin mutlu ve umutlu olsun.....

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Son Saltanat,

    Hep güzel güzel yazıp beni yüreklendiriyorsun. Sağ ol.

    Huzura gelince:

    Buradaki imtihanında muvaffak olabilmek için biraz da dengine tevafuk edebilmek gerekiyor galiba. Ha, şeamet getirene çattıysan da kendi tekamülünle tevekkül ettiğin vakit, sahiden görüyorsun ki, cennet de cehennem de burada.

    Ne diyorum ben hu? Diyorum ki, dert etme, olan biteni Allah görüyor. :) Oh ne de güzel yapıyor...

    YanıtlaSil
  3. Verilen cevabı okurken "Elmalı Hamdi Yazır'ın Kur'an-ı Kerim tefsirini mi açtım acaba ben" sorusu beynime balyoz gibi indi birden :D

    Yüreğine, gönlüne, yüreğinin sesini emanet ettiğin kelimelerine ve içinin dışa dönük yüzü olan cümlelerine sağlık tekrar...

    Arkadaşıma sık sık; "ev bataklık gibidir, içinde kaldıkça seni kendine çeker" derdim.
    Bu sayfanın başındaki; "ev, adamı öldürür" sözünü gördükten , bir de muzip:) bir kalem ve hoş sohbet bir kelam erbabına da rastladıktan sonra, itiraf etmeliyim ki, müdavimi oldum sayfanın:)

    Gezmek güzel, içindeki çocuğu eğlendirmek hoş, yollarla arkadaş olmak büyüleyici ama gördüklerini ve yaşadıklarını kelimelere emanet etmek ve yazıya dökmek... sanırım burada tembelliğim ağır basıyor, hele ki yorulmayı ve ertelemeyi lügatinden silmeyi başaran "Banu"nun yanında :D

    Yazmanın zorluğu yanında, okumanın kolaycılığına sığınıyor ve kaçıyorum buralardan:)

    Yine bekleriz gördüklerini, kelimeleri dansa kaldırarak biz fakirlere sunuşunu....

    Mutluluk, huzur ve de saadet, her daim emrinize amade olsun.....

    YanıtlaSil
  4. okudukça insanın huzur bulduğu, kendini oradaymış gibi hissettiği bir muhteşemlik var mıdır yaaaa ?????(imla hatası yaptım galiba hahahaaa :D)
    süpersin....bir güne seninle başlarken nasıl kötü olabilir ki insan....günü kötü bitirirken de seninle bitirmek için çabalıyorum :)

    ağzına, yüreğine , emeğine sağlık.....

    o muhteşem kahkahaların hiç eksilmesin , hep mutlu musmutlu ol sen emiiiiiiii :)

    seviyorum ki ben seniiiii.....mucksssssss <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sultan Kadın,

      Belli ki radyoda da kulağın bende. :) Allah gülmelerden ve birbirimizden ayırmasın kuzum benim. Çok güzelsin sen.

      Sen olmasan, öbürü, diğeri, şuradaki, buradaki olmasa, hiçbir şey bugün olduğu gibi olmaz, hayat kakır kukur bir yer olurdu.

      Ben, bizi denk getiren tesadüflere ve hayatın minik oyunlarına, dönemeçlerine hem teşekkür hem şükrediyorum.

      Elimi bırakma...

      Sil
  5. Tam da şu anda bi baktım cevap gelmiş...hoşgelmişşşş....en gerilim olduğum anlardan birinde gelmiş kiiii Allah beni normale döndürsün istemişşş :D

    Seni çok pis takip ediyorum canımcım :) hatta '' ya bu kadın beni lezo falan sanmasın '' bile diyorum içimden hahahahaaa :D

    Kesinlikle bu tesadüf için bende hem şükrediyor, hem teşekkür ediyorum..Her ne kadar uzaklarda olsak da birgün karşı karşıya da geleceğiz inanıyorum....(bu ne lan şimdi sanki sen antartika da ben suudi arabistan da yaşıyorum hahahaa :D )

    gerçekten seni görmeyi, tanımayı çok isterim....

    Ben elini bırakmam o artık zor da , sen bizleri hiç bırakma beeee......

    YanıtlaSil
  6. Radyocu olduğunuzu bilmiyordum. Ama çok iyi bir metin yazarı olduğunuzu söyleyebilirim. Kısa, vurgulu ve en önemlisi içten gelen sözcüklerle fotoğrafları takip etmek, kişiliğinizi de ele veriyor. Dünyaya böyle insanlardan daha çok lazım ki, dünya daha güleç ve samimi olabilsin. Blogunuz başarılı bir çalışma. Eğlenceli ve gittiğiniz yerlere okuyucuyu da götürüyor. Başarılarınızın devamını dilerim.
    Homeros7

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya Homeros,

      Sana ulaşabileceğim tek bir ipucu vermiyorsun. Ama yazdıklarınla bende uyandırdığın his, sarıl şunu bi öp, sırtını tapışla. Yaa, anladın mı? :)

      Sağ ol. Hep buralarda ve oralarda ol n'olur...

      Sil
  7. Dün sözlük okurken geldim buralara... yazılarınız ve fotoğraflar hoşuma gitti. isminizi daha önce bilmezdim. tv izlemem, sosyal paylaşımların hiç birisinde hesabım yoktur. kesinlikle sizin gibi sıcakkanlı değilim. ama sözlerinizle de siz benim boynumu büktünüz...

    teşekkür ederim.

    Homeros7

    YanıtlaSil
  8. Bir de bu şarkıyı hediye etmek istedim...

    http://www.youtube.com/watch?v=ZMTk9YfkyL0

    Homeros7

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok ben boyun falan bukturmem. Cok sinirlensem feci kufrederim mesela. Kavga cikar. Ama guzel bir sey soyluyorum. Boyunlar niye bukule?

      Butun yazilarimi okudun. Hissediyorum. Sifrelerimi cozdun. Beni ele gecirdin. Bunaliyorum simdi ben. Adaletsiz bi durum bu. Ha, tamam, ben bu kadar aciga cikarirken kendimi bunu goze almistim ama Homer, senin gibisi de ilk kez denk geldi.

      Adil ol.

      Sil
  9. Adaletsizlik? Ben hayatımın her döneminde, herkese adil olmak, ismimi kendimle bütünleştirmek için çalıştım, çalışıyorum... Homeros, Hz. Ömer, Hayyam olan Ömer hepsinden bir parça buldum kendimde... Benim için başka tanımlamalar yapılabilinir, ama adaletsiz sözcüğü...

    Evet, güzel bir şey söylüyorsun.
    Açığa çıkarırken kendinizi, bunu göze zaten almışsınız, ihtimal ki hayatınızın hemen her döneminde popüler bir kişiydiniz. Çünkü sizin kişiliğiniz böyle... Üniversite kantininde hiç önemsenmeyen yalnız çocuklar vardır, bazen popüler bir gruba katılmaya çalışır, ama dışlanır, çünkü onun yeri orası değildir. Herkesin yerini bilmesi lazım.

    Hayır, henüz bütün yazılarınızı okuyamadım. Ayrıca kimse kimseyi ele geçirmemeli, geçiremez... Kim bunalmıyor ki ? Bana bunalmayan bir tane insan gösterebilir misiniz? Hemen her karesinde "Hayat Güzeldir" pozu veren biri bile bunu söyleyebiliyor mesela...

    Herkes yerini bilmeli...

    Homeros7

    http://www.youtube.com/watch?v=5auFeQXBqqk

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güneşli bir Likya gününden,

      http://www.youtube.com/watch?v=gUsrXi-xprU

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil