BİSİKLETLİLER BURGAZ'DA



Bisikletli dostlarımla 2013'ü uğurladığım Burgazada partisi, akıllı uslu insanların havsalasına kolay kolay sığacak türden değildi. Neden mi? E hadi gel beraber bakalım ne oldu o gün adada? 


29 Aralık Pazar günü 10.50'de Kadıköy'den kalkacak Adalar vapuruna binmek için Üsküdar'daki evimden erken saatte pedallamaya başladım. Oh yollar bomboş... 


Önce markete uğradım. Sırt çantam tepeleme et, meyve, sebze ve kamp aletleri ile dolu. Bisikletin bagajında ise 9 liraya kaptığım çingene mangalı ve kömür var. Ben de zaten şu hâlimle çingeneden farksızım. Mangalın ayaklarına iyi bak Allasen. Ahahaha... 


10.30'da Kabataş'tan kalkan vapur Kadıköy'e geldi ve iskelede bekleyen biz Asyalılar vapura üşüştük. 


Vapur, bildiğin Velespit Şirket-i Hayriyesi'ne dönüştü... 


Fakat, bir eşya, dahil olduğu her yere bu kadar mı yaraşır? İnsanoğlunun uydurup kaydırıp icat ettiği en güzel alet, bence bisiklet. Herkesçe de... Anketler öyle diyor. 


Vapurun her tarafına dağıldık.  



Muhabbet derin... 


Dedim ya çok kalabalığız; bu gördüğün henüz hiç. 96 kişi akredite oldu tura. Vapurdan inerken sayacağız bakalım kaç bisikletliyiz.  



Burgaz'a daha önce hiç gitmedim. Biliyorum, çok ayıp. 


Bu abi bizden değil. Kim ki duk? Bilmem... 


Vapur yanaştı, adayı bisikletliler bastı... 




Kızlarımız pek havalı... 



Bu beyazlı Şafak. Şafak'a iyi bak. Bu turda ve aslında her turda numaraları çok. 



Biri bisikletini bırakmış, Mahsus Mahal kendisininkiyle birlikte onu da taşıyor. Mahsus tabii ki onun mahlası. 



Acep o unutulan bisiklet Sevilay'ın mı? Bu niye yaya?  



Anam anam anam... Bismillah! Çekirge sürüsü gibiyiz. Saydık, en az 100 bisiklet. Daha gelecek var Bostancı vapuruyla... 


Benim, Necla'yı görünce sevinmem ve bu kareye hapsolması muhteşem... 



Bunlar İbo ile Çeto. Soldaki İbo, Mart'ta bisikletle Çin'e gidecek. Çeto da Pedalşörler grubunun kaptanlarından. İbo'ya hep destek, tam destek. Ben de yakın zamanda Radyo Trafik'teki Bisiklet Yolu programında ağırlayacağım İbo'yu. Deli. 
Cigaralara takılma. 



Ve Mösyö Taner Aylar'ı takdimimdir efenim. Taner Abimiz, evet çok yakışıklı... 
Buraya bir not düşeyim: Sırtımdaki çanta eşek ölüsü gibi. Burak, Bostancı vapuruyla gelip yetişecekti. Çantayı benden alacaktı. Taaa nereden beri taşıyorum. Ama Burak ortada yok! 



İskeleden, adanın içine doğru sürmeye başlıyoruz. 


Yol yavaş yavaş yokuşa sarmaya başladı. Bu Münür... Münir değil, Münür. La Minör de diyorum. La Müdür de diyen var. İki şezlongu kendine asmış, adanın en yüksek noktası Bayrak Tepe'ye çıkıyoruz... 


Yol asfalttan toprağa döndü. Dikleşti, bizde de çatlamalar başladı. Bu Berkan. Bizim radyodan. 


Bu Ahmad. Benim bugünki kahramanım. Sırtımdaki koca çantayı aldı, en sonuna kadar taşıdı. Ölsem unutmam. Sağ olsun... 


Tırmandıkça manzara kudurdu... 



Sık sık fotoğraf molası verdik toprak yokuşta. Bu bahaneyle nefes aldık.



Bu Hüsniye beni çok seviyor. Sabahları radyoda dinler severmişmiş de aaa, bi de ben bisiklet turlarındaki Nur Banu değil miymişim aman da aman. Öpüp öpüp duruyor beni. :) 



Ahmet Kaptan... Çeto Kaptan ile bro bunlar. İyi çocuklar... 



Ah yine beyaz yelkenli! Hayır, San Francisco gezimdeki Beyaz Yelkenli şiirini buraya da yazmayacağım... 



Ağaç tam oturmalık, poz vermelik...  


İlk mola noktasına yaklaştık. Münür şezlongları hâlâ kaldırıp atmamış. Hayranım istikrarına. Ve eminim, o şezlonglara oturmaz, kızlara verir. Öyle centilmendir. 


İlk büyük mola.   



İç iç iç, su iç... Yanımdaki Necla. Dünyanın tatlısıdır. Bostancı-Kartal sahilinin bitanesidir. Uçar gider. Ama yokuşta tıslıyor. Niye? Cigaradan! 


Dik bir rampa daha kaldı. Ardından tepedeyiz.  



Yol kocayemiş dolu. Ahmet "Bunlar alkollüdür, çok tüketmemeli" diyor. 


Uf bunlar yenmez mi? 


Alkolü duydum ya, başladım soytarılığa...


Haydi yeniden pedala kuvvet... 


Canım Ahmad, çantam sırtında... 


Oh nihayet düzlükteyiz. Nefes nefese. 


Biraz da yalandan abartıyorum ha. Bu yokuşlar sürekli bisiklete binene leblebi çekirdek... 


Hele bu gruptakilere bu yokuşlar oyuncak. Canavar bacaklar bunlar... 


Bu Özgür... Beşiktaşlıdır, çok mert çocuktur. Düşse kaldırırım, düşsem kaldırır. Her anlamda... 



Tepede çok oyalanmayıp kendimizi aşağı salıyoruz... 


Hedef Marta'nın Koyu... Burası sola bakış. 


Bu da sağ tarafı... 


Tam koya inerken bi selfi patlattım. 


İniş zor. Buradan uçarak inen oğlanlara gıcık oluyorum. Benim ipincecik el bileklerim acıdı tangır tungur yoldan... 


Ekip dökülmeye başladı sahile... 


İnen yayıldı... 


İnen yayım yayım yayıldı... 


En fena ben yayıldım.


Münür, o şezlongları bize verir demiştim di mi? Yanımdaki Jale. 


Bu George Clooney, Münür oluyor. Evet, adam bi de yakışıklı... 


Ha söylemeyi unuttum. Kaşla göz arasında çantamdan bonus peruğumla gözlüğümü çıkarıp taktım. Esra da Noel Baba kukuletaları dağıttı kızlara. Kumpanyayı derhal kurduk. 


Sonra tabii kostümler elden ele değişti. Ben Esra'nınkileri taktım... 



Benimkileri herkes! :) Ama önce Mahir... 


O arada ateş hazırlıkları başladı.


Bu Savaş Abi... Gerçek abim gibi. Bana talip olan, beni ondan isteyecekmiş. "Ben vermezsem, olmaz o iş" diyor. 


Ahmaaaad, çok teşekkür ederim, o çantayı taşıdığın için, çok çok... 


Bu da Burak Efendi... Nihayet geldi. Çanta taşımadı, bari ateşi yaksın. Banane, elimi sürmem. 


Bu savaş Abi'nin ateşi. Fred Çakmaktaş stayla... 


Bu da benim bisikletle taşıdığım mangal. Gerçekten biraz gerizekâlıyım... 


Savaş Abi o arada bunu buluyor. Opel yazıyor üstünde. Kimbilir hangi afacan oğlanın masum parmakları ıınnn ınnnn sürdü bunu halının çizgilerinde... 


Sahilin kendi hâlinde köpecikleri var. Birimize hırr demediler ya hu... Bu şapşal ağzındaki taşı uzun süre tuttu. 



Tepesine çıkıp poz verdim, istifini bozmadı... 


Bu, akşamın karanlığına kadar yüzdü, oynadı... 


Bu, kurban olduğumun derin bakışlısı da onu izledi durdu... 


Burak hâlâ ateşi yakmaya uğraşırken, 


biz yavaş yavaş sadede gelmeye başladık... 


Bu, Şafak'ın sofrası. Adama iki taş yetiyor bu sofrayı kurmak için. Hop üstüne bir tahta, al sana sofra. Peyniri yalayarak, rakıyı damlatarak tüketir, geceyi tamamlar. 


Burak, Berkan'ı kendine yamak tuttu... 



Güya mangal yakacaklar. Allahım sinirlerim bozuluyor, hiç bakmayayım. :) 


Jale, patates salatasına girişti... 


Herkes sofrasını donattı... 


Burası güzel abilerin köşesi. Örgüt tamamdır, şşşş... :)


Bu, Yarlıganların masası. Sahilde atılmış bir pvc levha var. Onu kendilerine masa yapıyorlarmış her seferinde. Ben bi güzel ateşe attım onu gecenin sonunda, plastik şeyin sahilde ne işi var diye. Çok kızdılar. :) 


Oh, salata tamam... 


Taş mangallar muhteşem... 


Bu, Diskotek Şahin'in müzik sistemi. Münür elinde gezdirip seyyar DJ'lik yaptı gün boyu.  


O arada dev kamp ateşini de tutuşturdular... Bak, sistem Münür'ün elinde. 


Müziği duyunca ben başladım dans etmeye. Zaten şehir sürüşlerinde de hep Diskotek Şahin'in dibinden giderim müzikle gaza gelmek için. 


Hayat var ya, acayip güzel bir yer!


Ve Maria'nın Koyu da bisikletlerimizle cıvıl cıvıl... 


Nihayet bizim ateş de yandı, etler de pişti. 


Burak'a şu saate kadar surat astım, geç geldi, çantayı almadı, ateşi geç yaktı diye. Ama artık teşekkür edeyim bari. 


Berkan ile "Oh biz doyduk Allah artırsın" pozu vereyim derken, Kutgün aradan çita gibi uçtu, piç... :) 




O arada, ateşi hababam beslemek gerektiğinden, buna hiç mahal vermeyecek dev gibi bir kütük buldu oğlanlar. 


Sürüye sürüye getirdiler. 


Doymadılar üstüne çıktılar. Şafak'ın eşofmanı delindi. Bi ara poposu da tutuşuyordu ama bu, gecenin ilerleyen saatinde oldu.  

 

Özkan yine bir bütün ekmeği lüpletirken yakalandı. 


Necla, altıncı kocası Kasap Necmi'den öğrendiği hünerlerini sergiledi... (Şaka len)



Oh Sevilay ile Nuran da buraya yanlamış kendini... 


Karınlar doydu, 


ateşler yandı ya, 


e kudurma saati geldi... 


Tren yapıp, Münür'ün müziğiyle avaz avaz tepindik. 


Peruğu takan delirdi, takan delirdi, takan delirdi. Tıkla, bak. :)



Yetmedi, bira kapağının halkasıyla fake nişan yaptık Münür ile... Bu, benim Münür ile ikinci nişanlanmam. Adamın başka kadınlarla en az 6 uydurma nikâh, 4 kız isteme, 13 hülle nişanı daha var. Bir gün birinde patlayacak ama biz de bilmiyoruz, kimde. :) 


Sonra toplu fotoğraf çektirdik... 


Birileri daha yetişip kendini attı kalabalığın önüne... Ben bonus peruklu Gökhan'ın yanındaki Noel kukuletalıyım. 


Sonra baktım peruk yine bende. Birazcık devrildim oraya. 


Mahir geldi kaldırdı, bu kez onu süsledik. 


Mahir'e çok yakıştı. Savaş Abi, "Kadın olsan asılırdım oğlum sana" dedi. 


Allahım, bir peruk nelere kâdir! Kafasına geçiren bildiğin delirdi. Sıra Zilelioğlu Gökhan'da. 


Bunlar burada kimi gazlıyor, bilemedim... 



Şunlara bak. Allah sizi gülmekten ayırmasın... 



Aayyyh, beni de ayırmasın...  



Çetin Kaptan ile Burak...  



Çetin burada, "Gel lan buraya gel gel hele" diye kimi çağırıyor, meçhul.  



Dedim ya Hüsniye beni çok seviyor. :) 



Öbür taraftan da Münür geliyor. Feyk nişanlım. Hep salya sümük içinde bıraktı beni pisler. 



Jalecim ile de çok sevişiriz. Güzel bir kadın o... Burada 2 puan aldığı pozisyonu görüyorsunuz.  



Bir yanımda Ahmad, diğer yanımda Çeto, birinin soytarılığına gülüyoruz. Ne olduğu önemli değil ama bizim hâlimiz çok güzel. Arkadaşlar hep güzel.


Herkeste bir keyif, bir aksiyon! O kask niye kafada? 


Özgür yavaş yavaş tatlı bakmaya başlamış dünyaya. 


Benim elimdeki saatlerdir aynı bira kutusu. İçindeki imamın abdest suyu gibi oldu. Ay imam dedim! :P



Bacılar sofrasında da durum iyi görünüyor...  



Bu da hâlâ denizde. Doymadı yüzmelere. 



Islak ıslak pozlar verdi bi de ısrarsız. 


Toramandaki duruşa bak, yerim senin vakur hâllerini. 



Günün yavaş yavaş devrilmeye, 


ateşin ışığını iyiden iyiye belli etmeye başladığı şu saatlerde, 




karşıda Yassıada'ya baktım. 

Hayat ne acayip... Dramlar vakanüvislerin kaleminde katre katre tarihe not edilirken, o zamanlar yeryüzünde olmayan bebekler doğuyor, büyüyor, geliyor, o adanın önünde şimdi şenlik tertip ediyor... 
Dedim ya, çok acayip ve mucizevi bir yer. Ölülerden bize emanet belki de. Hakkını vermek lazım hayatın. 


Gün batmaya dönerken, ateşe karşı biraz uzandım.  


O arada Şafak'ı karısı aradı. Şafak çok tatlı adam. 


Ateşi kökledik iyice. Çöplerimizi de yaktık, tabii yananları. 


Üşenmemiş çaydanlık bile getirmişler ya, helal olsun. 


Yarlıganların sofra ateş başına taşındı. 


Şezlonga Burak yayıldı. 


Gökhan kimbilir hangi hinliğin peşinde... 


Çeto'da bir Süleyman havası var değil mi? Muhteşem Süleyman ya. Hindi gibi kabarmış adam.  



Ay bu da ben. Endorfin maymunu...  



Bu sofra tamamdır. Hep fıstıklarını çalıp yedim.  



Kutgün, besle oğlum ateşi. Plastikleri de yak. Kim yaktı bizim masayı derlerse seni öne sürücem. He he he...



Özgür, birazdan Forest Gump olup adadan aşağı koşacak. Vallahi bak, oldu bu.



Şu koca koca köpekler bir kere de hırlasa yarabbim! Yok! 



Doyurduk ama biz de onları. Burada öbür Burak işbaşında.  



Aaaa, skandal sevgili dinleyenler!
 Özkan, Çetin'in göğsünde, üstelik el ele, bu neyin uykusu, biz hiçbir şey anlamadık! 



Ortam müthiş di mi? Ahahahaha, uyuyanlara bak.  



Sevilay ve Ahmet çok tatlı bir çift. Uyumlu, tamam akıl... 



İki Burak'ın arasında dilek tutuyorum. Hayır işin güzeli, adaşsız da dileklerim oluyor. Allah'a hep şükrediyorum, aldığım her temiz nefes, yediğim her helal lokma için. Ve geceyi toparlayıp iskeleye iniyoruz...  



İskelede Ergun Pastanesi var. Pastanede de bu masaaltı kedisi. Tam yemelik. Boş geçmedim tabii... 



Burak kızdı, "Ya hu paraladın hayvanı" diye elimden aldı. Kedinin kameraya canhıraş bakışını Kutgün yakalamış. :) 



Ve nihayet Kadıköy vapurundayım. Geceyi, Kadıköy'den Üsküdar'a pedallayarak tamamlayacağım. 

Bak sana bir şey soracağım şimdi. Bütün bu macerayı okudun ve hâlâ bisiklete zerrece heves etmedin mi? 

Peki o zaman son kozumu oynuyorum. Bir de aşağıdaki şarkıyı dinle: 



Çarşamba, Ocak 01, 2014 tarihinde yazıldı.

26 yorum:

  1. Bravo hiç bir detayı kaçırmadan en ince ayrıntısıyla kendi akıcı tarzınla Burgazada vakasını anlatmışsın.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sağ ol Sonercim. :) Sarı sana çok yakışıyor adam.

      Sil
  2. Abla sen ne tatlı ne enerjik bir kadınsın yaa :) Bir kaç ay önce işe giderken radyoda bir rastladım sesine o gün bu gündür sesini duymadan gitmiyorum işe, bağımlılık yaptın resmen :) Kaç saat oldu bilmiyorum ama blogunu yalayıp yuttum, yüzümde sürekli bir gülümsemeyle.. Kalemine, enerjine, ağzına sağlık..Bundan sonra buralardayım haberin ola ;)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Canaaaaan,

      Bu yazdığın şey ile beni bir iki gün gazlayacak enerjiyi pompaladın tatlıcım benim. Hem radyoda dinle, hem burada oku ha? Eğer içimdeki yaşam coşkusu, sesimle ve kalemimle sana azıcık sirayet edebiliyorsa ah ne mutlu bana. Sana çok teşekkür ediyorum bitanecim.

      Hadi yürü git.
      Bugün çok istediğin bir şey, olsun!

      Sil
    2. Abla sirayet ne demek, sabah sıcacık yatağımdan, güzelim uykumdan istekle ve mutlulukla kalkma sebebimsin.. Pozitif bir enerjiyle gidiyorum ki iş arkadaşlarım buara bana "ne sırıtıyosun beeee" diyolar sürekli :)) Otobüste de deli muamelesi görüyorum büyük ihtimalle ama umrumda değil hıh. ;)

      Sil
  3. Şarkı hariç harika...
    Homeros7

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. ahaha... çok acımasızsın. :) al o zaman sana bunu çalıyorum:

      http://www.youtube.com/watch?v=eHQG6-DojVw

      Sil
    2. acımazsız değilim, sadece müzik konusunda fazla seçiciyim. teşekkür ederim Katie Melua - Nine Million Bicycles daha hoş. ismini ilk kez duysam da. sırf bisiklet ile ilgili olduğu için Pink Floyd' un henüz acemilik devrelerinden bir şarkı yollayayım o halde...

      yine de dediğim gibi yazıların bir içim su gibi okunuyor. tebrikler, teşekkürler içten anlatımın için...

      Homeros7
      http://www.izlesene.com/video/pink-floyd-bike/6826646

      Sil
    3. ah-haaaa! ben de bunu bilmiyordum. du du du programda da çalayım. acemi de olsalar
      yirin ben bunları yirin yirin. :)

      bi de şey ya, (umh, mahcup kafa eğişle) sen bana ne güzel şeyler söylüyorsun sevgili homeros ya.

      Sil
  4. acemi demeyelim aslında erken dönem syd barret' li yıllar diyelim.

    "lie to me" adında bir dizi vardı. insanların hangi yüz mimiklerinde, ya da jestlerinde ne demek istediği ile ilgili. bu diziden sonra insanların ağızlarından çıkan kelimelere değil de, yüz ve beden dillerinden doğruyu söyleyip söylemediklerini tartmaya başladığımdan beri, bazı insanlar bana acımasız demeye başladı, bazıları da güzel...

    Sesini duymadım henüz, ama yazın dilin ve fotoğraflarındaki yüz ve beden hareketlerin canlı, dinamik ve en önemlisi içten olduğunu kanıtlıyor. bu yüzden söylediklerim hoşuna gitmiş olabilir sevgili Nur Banu Molla, sen nasıl isen, ben de öyle cevap veriyorum. "Hayat Güzeldir Duruşu" gibi mesela...

    yağmurlu bir likya gününden ben de sana bir albüm yollayayım. yağmurlu havalarda dinlemeyi severim bu arkadaşı...
    Homeros7

    http://www.youtube.com/watch?v=avpnjx4yi2s

    YanıtlayınSil
  5. Burgaz adada benim de bir bisiklet deneyimim oldu ama benimki hüsranla sonuçlandı abla:) Bir arkadaşımla bisiklet kiralayıp adayı gezelim dedik. Kiraladıktan 10 dk sonra benim bisikletin lastiği büyük bir gürültüyle patladı :) Geri götürdük tabi sonra başka bir bisikletçiden kiralayalım dedik.Bu kez da arkadaşın bisikletinin arka zincir sistemi komple düştü.Ellerimiz simsiyah yağ içinde kaldı.Geçenlerden ıslak mendil dilenmek durumunda kaldık :)

    Ama bundan sonra kendi bisikletimle gitmeyi düşünüyorum. Hatta mümkünse size katılmak istiyorum. Ben de iyi bir bisiklet kullanıcısıyım ;) Ayrıca ben de Kadıköy çocuğuyum :)

    YanıtlayınSil
  6. hayat size güzel ...demiyceem biliyorum sevmediğin bi laf bu..ama biz uzaktayız..o yüzden yaşadıklarınız güzel.bizde orada olmak isterdik..kutluyorum sizi. o zaman şöyle düzeltiyorum... "sizin hayatınız güzel."

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yusuf, çok incelikli, zeki bir dostumsun. Bu radyoyu nasıl sevmeyeyim, seni beni birbirimize ekledi hep. Yaşasın. :)

      Sil
  7. selam, sanırım beni art niyetli biri sandın. seçimlerde oy kullanabilmen için adresini güncellemen gerektiğini söyledim sadece. artık bu mümkün olmayacak; hadi belki oy kullanmak umurunda değildi, kızının günahı neydi, hayatında ilk kez oy kullanacaktı, bu heyecanı çok gördün ona... o mesajımdan önce aslında daha derli toplu bir mesaj yazmıştım, bunu yayınlama diye de eklemiştim. oyunu da sırrı'ya ver lütfen şeklinde gülücüklü bi dileğim de olmuştu ama ne yazık ki tam gönderecekken elektrikler gitmişti. neyse. üzüldüm adresini güncellememiş olmana. sanki adresini öğrenip gelecek seni yiyecektim. iyi akşamlar gene de.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Mernis'ten bütün kimlik ve adres bilgilerimi edinerek, "Adsız" kimliğinle bana yazdığın ikinci yorum bu.

      Senin yüzünden oy kullanmıyoruz! Yeni adresimizi de öğrenme diye. Bunu bilesin.

      İkinci bilmen gereken, İstanbul Adliyesi'nde Bilişim Suçları ile ilgili savcılıkta hakkında dava açtım. Ya şirketimde çalışıyorsun, ya Nüfus Müdürlüğü'nde ya da noterde. Zira onların da Mernis'e girme ve kurcalama yetkileri var diye biliyorum. Buralarda çalışmıyorsan da bir bağlantın var. Bunu ben bilemem...

      Bak, ilk mesajı yazmışsın, doymamışsın, bir daha girip kurcalamışsın adres ve kimlik bilgilerimizi. Sana bir tek şey söylüyorum: ANNEN ÖLSÜN İNŞALLAH!

      İçimden koptu lan. Bu kadar laneti ister miydin? Almıyorum geri. Yan inşallah! Ahlak yoksunu. Sansar. Sürüngen!

      Sil
    2. Ha ayrıca şunu da söyleyeyim, zerrece korkmam ben, yok evimi öğrenmiş, yok kapıma gelmiş. Öyle kurgular yok kafamda. İtliğine güncellemedim adresimi. Yavşak biri öğrenmesin diye! Sen yani. Beni mi yiyecekmişmiş? Sen benim pabucumu ye hanzo!

      Ayrıca, beni tanırsın ya da tanımazsın, azıcık kafan basıyorsa, öyle itten köpekten korkmayacak biri olduğumu da sezmiş olmalısın. Ahlâksız, anan danan seni böyle mi yetiştirdi? Git milletin kimlik bilgilerini sızdır, sonra da sansar sansar yaz mı dedi isimsiz yorumlarda?

      Bakıyorum imlada falan hata yapmıyorsun. Okul okumuşluğun var besbelli. Hıyar! Onu da okumasan, mahalle aralarında asılı çamaşır iplerinden incir dalıyla kadın donu çalardın sen. Anladın mı lan? Sapık!

      Kıçın yiyorsa, delikanlı gibi, has kadın gibi adınla sanınla çıkaydın.

      (Allahım niye küfretmiyorum hâlâ? Evet bu benim küfürsüz metinlerimden biri. Hıyar! Al bi daha...)

      Sil
    3. Bu yazışmaya şahit olanlar için bu sanrsarın gönderdiği ilk yorumu da koyayım. Niye bu kadar dellendiğimi anlayınız. Şöyle yazmış 15 Ocak tarihinde:

      "selam, mernis ulusal adres veri tabanında adresin kapalı görünüyor ki 23 ocak tarihine kadar adresini güncellemezsen sen de kızın da oy kullamaz. (diğer çocukta sorun yok) belirttiğim tarihten önce muhakkak şimdi oturduğun ilçedeki nüfus müdürlüğüne, adına kayıtlı bir fatura veya muhtardan onaylı adres değişikliği belgesiyle gidip adresini güncelle. bunu yaparken faturanın 20 günden eski olmamasına dikkat et ki bi öncekinde olduğu gibi ceza yemeyesin. muhtarlık belgesi düzenleyeceksen iki hafta önce taşınmış gibi tarih at/tırt önceki adresinde, şu an yunan uyruklu biriyle evlenmiş tokatlı bi hatun yalnız yaşıyor. neyse, kolay gelsin. bol bol gez, bol bol yaz. takipteyim. imza: bir dost. :)"

      ***

      bi yakalarsam var ya, ağzının ortasına, alnının çatına iki şamar indiricem.


      Sil
  8. kim olduğumu söylesem; yazdıklarından utanır, kızarırsın. kalbin sıkışır, ben ne ettim diye başını duvarlara vurmak istersin. öyle ağır bedduaları, hakaretleri hakedecek bir şey değil yaptığım. ''annen ölsün inşaallah'' hayatım boyunca böyle nefret dolu bir bedduayı ne duydum, ne de böylesine maruz kaldım. olan olmuş artık, hakikaten çok şaşırttın beni. dur bakalım hayat, daha neler göreceğiz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Cevab veriyorum, veremiycem sanma:

      1- Kim olduğunu söyleyecek mabat yok sende.

      2- Söylesen de utanmam.

      3- Niye utanayım? Annen için saldığım intizar bana değmez. Benim annem mi? Ya da sen benim oğlum musun ki, bana çatsın?

      4- Annen iyi bir kadın olmamalı, senin gibi bir yılanı doğurmuş. Bu şekle getirmiş. Benim oğlum yaparsa, bana da söyleyebilirler.

      5- Ayrıca intizarın en okkalısını hak ediyorsun. Niye? Kızımı evde yalnız bıraktığım saatlerde, peşimdeki bir sapığın onu taciz etmesi ihtimali ile seni, ananı, dananı hepinizi bedduaya boğmak istiyorum. Ayrıca yakalarsam tık tık!

      6- Hayat sana-bana ne gösterecek delik faresi? Sen anca oralardan oynaş dur.

      7- Artık seni herkes biliyor. Sabah 91,2'deki radyo programımızda senden söz ettim. Cem Ceminay'ın da çok dikkatini çekti. Biz bunu uzatıp çekiştiririz artık.

      8- Tefrika ediyorum artık seni. Reytinglerimize de yaradın. Şapşal!

      9- Başa dönüyorum. "Kim olduğumu söylesem, ben ne ettim diye başını duvarlara vurmak istersin" demişsin. Emin ol, o sâfi etten müteşekkil kafan varken kendi kafacığımı zerrece acıtmam.

      10- Kimliğinin ortaya çıkması ihtimalini şimdiden kurgula. Adalet, hakkında hüküm verdiği vakit, hem radyodan, hem sosyal medyadan herkese açıklayacağım kim olduğunu...

      11- Salak!

      Sil
  9. hişt, kardeş... bana da öretsene mernisden karı kız adresi bulmayı. nolur la, nolur... :)

    YanıtlayınSil
  10. önce neden ''adsız'' yazdığımı belirteyim, sonra kim olduğumu söylerim. kimliğimi belirtmeden yazdığım ilk yorum, sandığın gibi adresini güncellemen gerektiğini söylediğim ilk yorum değil. evvelinde, san francisco yazına şu mesajı bırakmıştım…

    okudum tane tane, fotoğraflara uzun uzun baktım, inan 1,5 saatimi aldı. çok keyif aldım, teşekkürler, muchas gracias. bu arada alcatraz filmlerinden; ne olur önce benim en sevdiğimi izle: birdman of alcatraz, alkatraz kuşçusu! sevgiler, hürmetler. (Adsız 23 Ekim 2013 11:30)

    Sevgili Adsız, ama niye Adsız? Tane tane okuduğun, anladığın, gördüğün, dinlediğin, tanıdığın için teşekkür ederim; beni, seni tanımaktan alıkoyduğun için de sitem... Söz veriyorum, ilk filmim kuşçu olacak. Yine gel olur mu? (Nur Banu Molla 23 Ekim 2013 21:14)

    sonrasında sen, yukarıdaki yorumla karşılık vermiştin. eğer gönderilen yorumların ''ip'' adreslerini görüyorsan, sonrasında yazdığım (adres konulu) yorumlarla aynı ''ip'' adresine sahip olduğunu görebilirsin. yok göremiyorsan, şikayet için başvurduğun bilişim suçları biriminden bu bilgiyi edinebilirsin.

    insan bir işe saf duygularla girişince, hele ki muhatabını (eski bir) arkadaşı biliyor/sanıyorsa aynı saf duyguların muhatabında da karşılık bulacağını düşünüyor. ilk niyetim, sırf seçimlerde oy kullanabilmen için adresini güncellemeni sağlamaktı. sonrasında, mutlu olacağını düşünerek, bir mektup yazmak veya yeni yıl tebriği göndermekti niyetim. üni.den ayrıldıktan sonra nadiren internet üzerinden görüştüğüm bir arkadaşıma bi bayram tebriği gönderdiğimde, kendi deyimiyle, dünyalar onun olmuştu. hâlâ bile yazışıyoruz… adresini yapmanı söylediğim ilk mesajımı aldığında kötü niyetli biri olduğumu düşünmeni şimdi az biraz anlıyorum, ancak; ''Ve benim kapım da sonuna kadar açık. Benim bütün kapılarım herkese açık. Gönül kapım da öyle... Gel gel, gir şöyle...'' diye, herkese kapısının açık olduğunu söyleyen kişiyle (Nur Banu Molla 8 Kasım 2013 00:29) aynı kişi misin, şüphedeyim doğrusu!

    (devamı var, 4000 karakterden fazlasını kabul etmiyor)

    YanıtlayınSil
  11. seninle bir interaktif sözlükte tanışmıştık, sabahın köründe aldığım ilk mesajınla başlayan arkadaşlığımız; hem sözlük üzerinden hem de gmail üzerinden çokça yaptığımız sohbetlerle devam etmişti. o zamanlar depresif bir dönemden geçiyordun ve benden başka konuşabilecek pek arkadaşın yoktu sanırım ya da bende öyle bir intiba bırakmıştın. ''of felaketi'' diye sözlüğe eklediğin, elim bir hikayesi olan şiire yazdığım yorum için, önce bana, ama daha çok – şimdi, ÖLSÜN İNŞALLAH- dediğin anneme can, ciğer iltifatlarda bulunmuştun, seni ne iyi yetiştirmiş diye. benim yerime onu öp, demiştin. bunlar daha bir şey değil, benim için ve özellikle annem için öyle şeyler yazmıştın ki eğer gmail’de hâlâ onları saklıyorsan, açar okur, ve utanmaya başlarsın. (hoş artık dün yazdığımdan sonra bile, nefret kusmaktan, çirkinliklerine yenilerini eklemekten beri durmadığın için, bu yazdığım da havada kalacak, biliyorum) 2011 yılının sonlarına doğru, ben hastanede tedavi görürken, evimize hırsız girmesi, bilgisayarımın çalınması ve 45 günlük ağır bir tedavi sürecinden sonra, net’teki hesaplarımın hiçbirinin şifresini hatırlayamadığım için, sohbet ettiğimiz e-posta hesabım dahil hiçbir hesabıma ulaşamadım, ulaşamıyorum. yoksa, o –özellikle annem hakkında- yazdıklarını bir bir şuraya yazabilirdim; şimdi anımsadığım o ifadeleri, sırf ben bir şey katmamış olayım, diye yazmıyorum. eğer hafızan az biraz iyiyse, o yazdıklarını elbette ki hatırlarsın veya gmail arama kutusuna, eğer silmediysen, ''abla, ablacığım'' gibi ifadeleri yazarak arama yaparsan rahatlıkla onlara ulaşabilirsin. bunlar, sana, hitap şeklimdi. ne yazık şimdi bana.

    imdi!.. bunları; bak ben aslında düşündüğün gibi kötü biri değilim, e artık kim olduğumu biliyorsun, lütfen, n’olur bana dava açma veya açtıysan o davanı geri çek vs. düşüncelerle yazdığımı sanıyorsan yanılıyorsun. açtığın davanı takip etmeni, sonuna kadar gitmeni istiyorum; burada şahsıma yönelik ettiğin o çirkin hakaretler için ben sana dava açmayacağım, belki farkında değilsin ama senin yaptığın bir suç. üstelik süreklilik arz eden bir suç. kapiş? ama dava açmayacağım, öyle küçük hesapların adamı değilim; bu konuda seni, çirkinliklerinle baş başa bırakıyorum.

    (devamı var)

    YanıtlayınSil
  12. benim yaptığıma gelince, mernis’ten arkadaşım olduğun zannıyla adresini sorgulamam suç değil ve bunu kimseyle paylaşmadım; belki de tek hatam, önceki adresinde yunan uyruklu biriyle evlenmiş bir kadının yalnız yaşadığını söylemem oldu ki onun da ismini yazmadım –senin deyiminle kimlik bilgilerini sızdırmadım- ve ister inan ister inanma ki derdim değil, ilk mesaj yazdığımda ‘’bunu yayınlama lütfen’’ diye bi cümle eklemiştim, ama elektrikler gittiği için gönderememiştim, birkaç gün sonra yazdığımdaysa o uyarıyı yazmak aklıma gelmemişti. neyse, şu son yazdklarımı da, bak ben rahatım, sıkıntı etmiyorum, bilesin ha diye yazmıyorum. ‘’Kimliğinin ortaya çıkması ihtimalini şimdiden kurgula. Adalet, hakkında hüküm verdiği vakit, hem radyodan, hem sosyal medyadan herkese açıklayacağım kim olduğunu... ‘’ diye yazdığını okuduğumda eteklerimin tutuşacağını sandın galiba. buna istemsiz güldüm. hâkim karşısına ilk çıktığımda 13 yaşındaydım, şimdiye değin 7 kez yargılandım. (mezopotamya çocuğuyum, has diyarbekirliyim) zararı karşılamam şartıyla (kırıp, dökmüştüm) davamın düştüğü bir davayı da saymazsak hiçbir hüküm giymiş değilim sözünü ettiğim davalardan. bu davadan havanı alacağından adım gibi eminim. velev ki öyle olmasın, ben senin yaşın kadar feleğin çemberinden geçmiş biriyim. en ağır cezayı alsam bile -emin ol- bu beni zerre kadar kızdırmayacak.

    ben isterem belâyi; çü ister belâ beni. (fuzûlî)

    senden, yapacaklarından korkmuyorum, elinden ne geliyorsa yap, sonuna kadar. belki bir haberin daha öznesi olur, şöhretine şöhret katarsın sayemde. radyo programında da bol bol kulağımı çınlat, dinlemeyeceğim ama bana bile eğlenceli geliyor bu. sosyal medyadaki şu -tek- adresimi de, burayı okuyup, tamam kendini ona tanıttın, bi geçmişiniz var da sen kimsin kardeşim, biz de tanıyalım diyenler için ekliyorum… http://friendfeed.com/kibarserseri

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sen apaçık hastasın. Sana dair zerrece bilgi, anı, şu, bu yok kafamda. Arkadaşım falan değilsin. İnsan arkadaşını unutur mu? İki satır laf ettiysek, bu, sana benim mernis bilgilerimi sızdırma hakkını vermez. IP'lerini göremiyorum. Savcı edinecektir bunları.

      Yok 7 kere yargılanmışmış da feleğin çemberinden geçmişmiş de... Bi de üstü kapalı bana gözdağı veriyor. Sen masum falan değil, bildiğin yılansın. Yargılandığı davaların birinde, kırıp döktüğü yerlerin bedelini ödetmişler. Bak bak bak! İcabında kırar dökerim diyor bana. Sefil!

      Annen için ne dediysem o... Ama bir miktar esnetebilirim. Zira sen hastasın. Ananın, hasta kişiliğine edeceği ne var? Bunu bilemeyiz.

      Seni hatırlamıyorum böcek. İyimser ya da kötümser alıngan tüm yargılarını al ve uza.

      Kimliğini açıkladığını söylediğin şu uzun mesajlarda kimliğini açıkladığın falan yok. Ben seni tanımıyorum, hatırlamıyorum. Sosyal medyadaki tek hesabım diye linkini verdiğin şey de rumuzlu mumuzlu bi hesap. Adın sanın yok. Yiyorsa adını yaz. Babam çok merak ediyor, bilesin. Kardeşimin henüz haberi yok.

      Senin kim olduğunu bulduk: Hiçbir şeysin sen. Yazık lan sana!

      Sil
  13. Şu kargaşanın son yorumunu yazayım. Klavye faresinin kim olduğunu bulduk. Bulma yolum bende kalsın.

    İsmi Cihad Dernek. Diyarbakır Sur İlçesi Nüfus Müdürlüğü'nde çalışıyor. Telefonla çat diye ulaştım. İnkâr etmedi yediği haltı. Hakkında, Grandiozite ve Kronik Nitelik Kazanmış Psikotik Bozukluk tanıları olan biri. 28 yaşında... Yaklaşık 3 yıldır takıntılı biçimde beni izliyor. Arkadaş olduğumuzu iddia ediyor. Sur Nüfus Müdürü'nü arayıp şikâyet ettim. Müdürüne de yediği haltı inkâr etmemiş. Müdür Bey, "Ben haddini bildirdim. Toplu iğnenin ucu kadar rahatsızlık verirse beni ara" dedi.

    Deli, deliliğini bilicek arkadaşım! Bi deli, kendini sanmıycaksın!

    Dur şu Burgazada yazıma bi de Cihad Dernek etiketi atayım da, arayan bulsun seni. Pis!.

    Dava açarsam havamı alırmışım ha? Senin havanı alıcam ben daha dur.

    YanıtlayınSil
  14. Harika bir paylaşım. sanki video çekimi olsaymış daha az uğraştıracakmış gibi.Bu ne çok fotoğraf!. :)) Güzel bir etkinlik. tebrikler.

    YanıtlayınSil