NEW YORK'A UÇUYORUZ


Sürprizlere gebe, delirmiş bir ekiple Amerika'ya gidiyorum. Delinin ilki, genetik geçişle kızım Nil. Öteki, Rambo'nun karısına benzeyen saçıyla kankam Gülfem. Benim deliliğimi sorgulayan zati kör bakar.  Hah hah hayt... 


Buyur, deliler yola çıkıyor... 


Gözün çıkmasın Gülfem, şuna bak aynı! 


Şimdi bir saniye, mevzuyu ta en başından sulandırmamak için evvela sana biraz ABD vize sürecinden söz edeyim. Vize başvurusu için bizzat İstanbul'daki bu kartal yuvası konsolosluğa gideceksin. Ankara'dakini bilmem. Bu, İstinye sırtlarında.

ABD vize başvuru formu
Tabii öyle elini kolunu sallaya sallaya gitmeyeceksin. Önce internetten konsolosluk sayfasından yönlendirilen başvuru formunu dolduracaksın. İşte o form sinir bozucu, biraz uğraşacaksın. Ha bir de İngilizce. Forma ulaşmak için buraya tıkla


2011'de aldığım vizemin 2021'e kadar yolu var. Nil'de yeşil pasaport olmasına rağmen, vize almamız gerekiyor. Şimdi bak Amerika vizesi için türlü efsaneler uydurulur. Dinleme onları. Beni dinle. Eğer turist olarak gidip döneceksen, konsolosluktaki görevli bunu şıp diye anlar. Uğraştırmaz. Tak diye 10 yıllık vizeni onaylar. Yok işte orada dayın var ama burada işin gücün yok. Heee, bak o zaman zorlar. Dayıda kalacak da dönmeyecek mi bu, der. Reddeder. Niyetinden kuşkuya düşer. Seni didik didik eder, vermez! Ya da işte okumaya gidiyorum desen hem bunu ispatlamanı ister hem de İngilizceni test eder. Beğenmezse gıcık olur, uğraştırır.


Şimdi bu Amerika n'apıyor? Bakıyor Ev Bezgini'nin vizesi var. Eski kocasının, yani çocukların babasının var. E, Ata'nın da var. Bi tek küçük hanım mı kalmış? 


Hop ona da veriyor bi on yıllık. Allah seni inandırsın, sadece ama SADECE öğrenci belgesi ile başvurdu Nil. E bankada parası yok, malı yok, mülkü yok. Ne gösterecek adamlara? Yani demem o ki cicim, bu konsolosluğun vazifelileri billahi niyet okuyor.


Gülfem hatun zaten Amerikan vatandaşı olduğu için onun vizeye ihtiyacı yok. Yurt dışı çıkış pulu bile almıyor, her yere Amerikan pasaportu ile gidiyor. Direksiyondaki Asaf. Gülfem'in, insana iyi gelen sevgilisi. İyi gelmek mühim. Ne dangalaklar, yiyip bitiriyor kadınları ve aynı zamanda arkadaşlarını ay öff! Limana gidiyoruz.


Uçağımız Atatürk'ten ve British Airways. Ucuz olsun dedik, aktarmalı aldık. Londra'ya ineceğiz evvela.


Du bakim, ben iki kişi için gidiş-dönüş 1000 Dolar civarı bir para ödedim. O da taksitli olsun diye ProntoTour'dan aldım. 


Bu fotoğrafa illa bi şey yazmak gerekiyorsa:
- Ulan frijit Birijit, oyarım bak o gözlüğün ardından pörtlek bakan gözünü!
- Hadi ordan Oya Aydoğan'ın yandan yemişi. Senin efeliğin bana söker mi?


Havayollarında genellikle şöyle bir uygulama var. Eğer biletinde başka bir şey yazmıyorsa kural, bir kişi 23 kilogram valiz verebilir. Üstüne para öder. Tam 23 kilo yapmışım, helal. THY, New York uçuşlarında bir kişiye 46 kilo valiz hakkı veriyor, bunu da bilesin.


Koş koş koş, uçağa koş...


Uzun uçuşlarda, yolcuyu yedirip içirerek mest ediyorlar. THY bu konuda en iyisi. Fakat evvelce KLM, Delta ve şimdi de British ile Amerika'ya uçarken görüyorum ki, hemen hepsi iyi. 


Biz de iyiyiz. Tiplere bak, yamulmaya başlamışız. 


Niye yamulmayalım? Durmadan içiyoruz. Hah hah hayt...


Ve içtikçe güzelleşiyoruz. Şimdi Gülfem'in memelerine bak. Aslında öyle bi meme yok! İçine doldurduğu şalı ile yaptığı koca memelere kırılıyoruz... Brigitte Nielsen da memeleri ile meşhur katana gibi bir hatundur, Allah affetsin. 


Allah niye affetmesin ki zaten? Tek yaptığımız, bize verdiği şu güzelim ömrü tadınca sürdürmek... 


Ve bunun en şahane yolunun sürekli hareket hâlinde olmak olduğunu biliyoruz. Derdimiz, evlatlarımıza da bunu anlatmak. Nil de görsün. Ata epeyce gördü. Burası Heatrow. 4 saat sonunda Londra'ya iniyoruz. 


Aktarma yapılacak terminal ta öte yanda. Terminaller arasında işleyen metroya biniyoruz. 


Limanlar, tüm dünyanın imzasını attığı şahane yerlerdir. Her türden, her iklimden, mevsimle hiç alakası olmayan kıyafetler giymiş bir sürü insan görürsün. Adam kış ortasında şıpıdık terlikle Avustralya'dan geliyordur mesela, ay bizde kar vardır. Hah hayt, ne tatlı görüntülerdir onlar.



Heatrow, havacılık kurallarını sonuna kadar uygulayan ve yolcuyu zorlayan bir liman. İstanbul'dan rahatlıkla kontrolden geçerek bindiğin uçağa burada geçemezsin. Bütün çantanı didik didik eder, döker, minnacık bir sıvı bulsa onu illaki poşete koymanı ister. Al bak, kızların ikisi de o aramaya takıldı. Ben geçtim ne hikmetse...


Epey de zaman kaybediliyor burada. Yani demem o ki, Londra'dan uçağa bineceksen eğer, çantanda ya damlacık sıvı bulundurma ya da muhakkak kilitli poşete koy. Uçağın kaçar billahi.

Nur Banu Molla


Yolun geri kalanı 7 saat okyanus uçuşu. İlk defa okyanus geçen Nil, uykusunun arasında uyandı ve "Anne! Bu var ya, resmen Allah'a şirk koşmaktır! İnsan nasıl buradan uçup geçer? Olacak iş değil..." dedi. Sonra vurdu kafayı, yeniden uyudu. İstersen elli kere uç, okyanusun üstünden geçerken hissettiğin şey tamamen bu. 


boeing 747 400

Son olarak bize okyanus geçiren babayiğiti göstereyim istiyorum. Efem, bunun adı Boeing 747-400... 624 kişi taşır, 14 bin 200 kilometre uçar. Kafası müren balığı gibi toraman. Niye? Çünki orası 2 katlı. Bizim gibi fakirler çıkıp bakamıyor, üstte ne dolap döndüğünü bilmiyorum. Bir başka iki katlı uçak ise Airbus'ın A380'i. O bundan büyük. 853 kişi taşıyabiliyor. Param olunca, o da benim olucak. Binicem üstüne, vurucam kırbacı, vurucam kırbacı... 


Bu yazının finaline Nil'in çok sevdiği bu şarkıyı ekliyorum. Sen de seversin biliyorum. Ev Bezgini'nde kal. Bu aralar sıkça içerik üretip, ABD seyahatimi ve ardından çok ilginç bir coğrafyada, kapalı kutu bir ülkedeki maceralarımı sana anlatmaya hazırlanıyorum. Ay ben seni çok seviyorum ya! Sanki karşımdasın ve sana bunları nefes nefese anlatıyorum. Burada olduğun için teşekkür ederim ama çok çok teşekkür ederim... 

Cuma, Mart 11, 2016 tarihinde yazıldı.

13 yorum:

  1. pazar ygs'ye gireceğim ve bu yazınızı okurken çok mutlu oldum, moralim düzeldi. ben de sizi çok ama çok seviyorum. evde ders çalışırken sizinle dünyayı dolaştım. bu yüzden teşekkür ederim ^^

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kuzum benim, bahtına yıldız yağsın anne kuzusu...

      Sil
  2. Harikasın nur banu molla.. gıpta ile izliyorum ogulcugum azcik büyüsün sana takilacagim karışmam :) seviyorum seni ve her arkadaşıma tavsiye ediyorum inan ;) zeynep ö.bıçakçı. .

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bacım oğlanı da al gel. Kor bi çarşafa sallarız uyumazsa.

      Sil
  3. Asıl biz sana teşekkür ediyoruz . Evimizde otururken bize oraları getiriyorsun ve hayal ettiriyorsun ve itiraf etmeliyim harika yazıyorsun. -TED okuyorum bilirkişi olarak söylüyorum bak😇-
    Bu arada best fmde çalışırken seni tanimiştim iyiki de tanimisim sen hep yaz emi. :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yani öyle bi şey hissediyorum ki, hangi teşekkürü etsem az, hangi güzel lafı yazsam eksik kalacak. Evin mis koksun, ömrüne şans dolsun e mi!

      Sil
  4. İlk SF yazısı ile tanışmıştım Ev Bezgini ile nasıl bayılmıştım nasıl!! Valla ben de aynı şeyi hissediyorum, sanki karşımdasın da bana bunları nefes nefese anlatıyorsun ben de arada uyarıyorum dur dur nefes al diye :D Keyifle okuyorum, takipteyim, bir gün aynı seyahatte denk düşebilmek dileğiyle :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İyi sabahlar Tuğbacım. Ben de istiyorum beraber gidelim... Hattâ böyle bi şeyi ilk kez haziranda yapıcaz. Feysbuklardan falan iletişimde olursak, beraber de örgütleniriz. Öperim çok.

      Sil
  5. ya ne tatlısınız.. yazınızı okurken içimin genişlediğini, keyiften gözlerimin dolduğunu hissettim.. iyi ki varsınız.. hep olun, hep mutlu olsun.. sevgiler.. Betül

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Betülcüğüm, siz de benim gözümü dolduruyorsunuz. Dünyanın her yanındaki kadınlar! Anadilimizi konuştuğumuz, yürekten yüreğe birbirimize dokunduğumuz kadınlar! Sevgiler tatlım. Çok ama çok sevgiler...

      Sil
  6. Bitmesinden korkarak yazılarınızı okuyacağımı yazmıştım size daha önce,hepsini bitirdim ne yazık ki,lütfen yeni yazılarınızı daha çabuk yazın olur mu,yaşanılan şu kötü günlerde azcık nefes alabildiğimiz,kendimizi iyi hissedebileceğimiz o kadar az alan kaldı ki,çok tatlısınız,hep varolun sağolun (hazirandaki beraber tur olayını daha açıklayıcı yazarmısınız,katılmak isteriz) sevgiler,Levent

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sevgiler Levent... 23 Haziran-28 Haziran günlerinde Pegasus'un Üsküp'e giden ve Üsküp'ten dönen uçağından bilet aldık 15 kişi. Çoğumuz birbirimizi tanımıyoruz. İlgilenirsen bana nurbanumolla@gmail.com'dan ulaş. Tabii bu yoruma verdiğim cevabı görürsün.

      Yeni yazı konusuna gelirsek, ışığım sönük, dilim lal, kalbim kırık. Azıcık sükûnet vakti. Canlar yangında. Ben şimdi nasıl gülüp eğleneyim, benim bebelerimden daha küçükleri toprağa verdi analar. ben nasıl ediyim? :(

      Sil
  7. Yine her zamanki gibi enerji dolu bir üslup, İnşallah gezi ve arkeoloji üzerine TV programları yaparsın Nur Banu Molla. Bu arada Nil'in çok sevdiği bu şarkıyı 20'li yaşlarımda 46'lık bir kasete önlü arkalı dolmuştum. Aradan yüzyıllar geçse bile sevilecek şarkılar var, bu da onlardan sanırım...

    YanıtlayınSil