NEW YORK'TA İLK GÜN


Dünyada berbat insanlar var. Fakat biz güzel çocuklar onlardan fazlayız ve iyilik herkesi kurtaracak. Bu inançla ABD'yi anlatmaya devam ediyorum...


Bu seyahatin pek kıymetli bir kahramanı var: Elvin. En sağdaki güzel sarışın. Gülfem'in ortanca kocasından kuzeni. Eğer Elvin olmasa, evini hiç tanımadığı hâlde bana ve kızıma da açmasa, nah giderdik. Dolar pahalı bir para cicim. Ya da bizim para, para etmiyor, diyeyim ben sana.


Bu kurban olduğumun çocukları, Elvin'in yavruları Lara Su ile Dalyan. Elvin bizi Lara Su ile limandan almaya geldi. Arabayı taa Long Island'a kadar Lara Su sürdü. ABD'de 16 yaşında ehliyet alabilirsin.


Elvin'in güzel evi bu. Ormanın içinde. Çok büyük bir bahçesi var. Hattâ ona bahçe diyenin gözü şaşı bakar, bildiğin orman.


Elvinciğimin bize ana kız yatalım diye verdiği yatak. İki dönüm falandı yatak sanırım.



Bu da banyomuz... 
Böyle normal normal gösterdiğime bakma. Gördüğümüzde kıçımız tavana vurdu sevinçten.




Evden bakınca yol taaa nerede görüyor musun... Çocuk olup bu bahçede büyümek ne şahane bir şeydir. Fakat emin ol, Elvin'in misafiri olup bu kar manzarasına karşı kahve içmek de öyle... Pek güzel pek...


Burası salon...



Burası televizyon odası...



Burası yemek odası...


Ha bura da mutfak...



Bu da üst kata çıkan merdiven. O açık görünen kapı, bize verdiği oda. Ay Elvin çok teşekkür ederim sevgilicim ya.


Manhattan'a doğru gideceğiz bugün ama evvela meşhur TJ Max'e bi dalalım dedik.


Zaten kadın milletine alış veriş deme!


Oradan çıkıp bu Hint marketine daldık ama aynı zamanda tepeleme Türk ürünleri ile dolu burası.



Hah hayt, otoparkındaki plakaya bak.


New York'a gelmeden evvel Expedia'dan bir araç kiraladık. 12 gün için 260 Dolar dolar ödedik.


Bak en sağdaki yıldız bizim evin yeri. Manhattan ile arası bir buçuk saati buluyor.



Evvela otomobilimize atlayıp Long Island'ın Connecticut'a bakan tarafını turladık. 


Sonra Manhattan'a gittik. Ay kız dağ taş çöp. Şeffaf poşettekiler geri dönüşebilenler.


Biz gelmeden evvelki gün bütün uçuşlar iptaldi vallahi. Öyle kış vardı buralarda. Şansımıza hava açtı ama yollar, kaldırımlar hep kar yine. Bazı araçlar mahsur kalmış öylece.



Bunlar hastası olduğum merdivenli New York apartmanları. NY'ta bana bi salaklık geliyor. Bu, hmmm dur düşüneyim, NY'a beşinci gelişim. Hep böyle hissediyorum. İçine işleyesim, hemhâl olasım, merdiveni, basamağı, taşı, tuğlası olasım, burada kalasım var. Çok seviyorum a ne var!



İkinci el giysiler satan bi mağazaya gittik. Bir şeyler aldık elbet. Bu fotoğrafta aldığımı değil, almadığımı görüyorsun. Bu ceketi almama Gülfem ile Nil mani oldu. Çok kızıyorum şu an onlara. Baksana ya ne güzelmiş. Ay en fazla da 10 Dolar falandı. 


Amerika'da olmak, başka bir ülkede olmaya benzemiyor. Neresinden tutsan başka bir his. Nil, sanırım bunu hissediyor...


Washington Square Park'ta bu deli dayıyı gördük. Kedilerle bozmuş aklını. 



Kedinin birini öte yanda demire bağlamış. Ay biz buna bi acıdık, karda kıçı dondu diye, hop çözüverdik ipini, ay ne olursa olsun canım! Kedi karda oturur muymuş?


Kediyi salıp oradan fıydıktan sonra acıktık. Yemek için pizzacıdayız.


Burası Bleecker Caddesi'ndeki John's Pizzeria. 1929'da kurulmuş, hakikaten güzel. 


Boynundaki ikinci elciden. Gözlüğünü Sirkeci'den, sevgilisi Asaf almış. Ay, öyle sevgililer istiyoruz biz de. Mis.



Amerika'nın kamyonlarını ve burunlu okul otobüslerini sevmeyeni döverler ya da en azından ben döverim. 



Buralar Soho'nun oralar. Yani, Manhattan'ın güney tarafı.



Nil, 40 Dolarlık saç kesim fiyatını görünce İsmek'ten sertifika alıp buralara gelip berberlik yapmaya karar verdi. 


Soho civarında Little Italy ve China Town var.


 Buraları yürüye yürüye hıphızlı turladık, durduk.



Kardeşim bir iki bi şey alalım dedik ama sana yemin billah ediyorum bak şu şapşik bere bizim para ile 700 lira civarındaydı. Utanmadan bi de 'winter sale' yazmışlar, hah hayt sevsinler.



Sonra ucuz bi dükkân bulduk. Bunlar tişörtler...



Bu kararsız Gülfem bütün ayakkabıları deneyip satın almadan çıktı şaşkın... Hah hah... 



Sonra başka bi ucuzcuya gittik, ay ne var, ne yok hepsi Çin malı...



Nil, Üsküdar İskelesi'nde 5 liraya satılan dandik şemsiyeleri burada 6.75 Dolara görünce herslendi. Surata bak! 



Öyle böyle diyip aylak aylak gezerek ilk günü akşamına kavuşturduk. Çok tatlısın lan New York!


Seni şimdi Maksude ile tanıştırayım. Maksude, Mimar Sinan Üniversitesi'nde tiyatro okuyan Nil'in yarattığı gıcık bir karakter. Benim uzaktan akrabammış. Bir miras ve vasiyet meselesinden ötürü bir süre benimle takılıyormuş... Aslında bi halt bildiği yok ama çok bilmiş, ukala ve yancı olduğu hâlde patron kesilen bir tip. Buyur izle ve tanış...


 Gecenin sonunda evde Elvin bize şömine yaktı, şarap açtık.


 Bi de komşunun köpeği Frankie'yi yedik. Evet pişirip yedik.



Nino, burada olduğu için çok mutlu. Hayat, her anneye, evladının hayallerine giden yolda aracı olmayı, ışık tutmayı nasip etsin. 


Günün özeti bu fotoğraflar ve aşağıdaki videoda...


Bu seyahat, Gülfem ile yapılmıyor olsaydı, biraz daha turist gibi kalabilirdik ama şimdi kendi evimizde gibiyiz ve arkadaşlarımızlayız. Devam et, ben anlatıp sen okudukça ne demek istediğimi anlayacaksın. Annemin lafı geldi aklıma: Bi yer, insanlarla güzel. Annemin lafını modifiye edeyim: HAYAT ARKADAŞLARLA GÜZEL... 
Seninle güzel! 

Cuma, Mart 25, 2016 tarihinde yazıldı.

2 yorum:

  1. Bloglar Yarışıyor ile siz de blogunuzla kazanmaya aday olun, blogunuzu tanıtın, promosyon ödüller kazanın. Sponsorlarımızın desteği ile bloglar arası etkinlik yarışmamızı 2016 yılı içerisinde yeniden düzenliyoruz. Detaylı bilgiyi websitemizden öğrenebilirsiniz.
    İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler!



    Web : http://www.bloglaryarisiyor.net
    Mail: iletisim@bloglaryarisiyor.net
    Tel : +90212 330 9707

    Bloglar Yarışıyor, Hemen Şimdi Siz de Katılabilirsiniz

    YanıtlayınSil
  2. Anlatım tarzınıza bayıldım. Oldukça samimi :) Bana göre NY'un kasvetini bu anlatım ortadan kaldırmış. İyi gezmeler, bol gezmeler :)

    YanıtlayınSil