ÇİZMENİN SERSERİSİ NAPOLİ


İtalya'nın hakkaten en serseri ve aynı zamanda en dramatik bölgesine gidiyoruz. Napoli ve Pompeii. Dram dedim bak. Ah ulen Vezüv!


ProntoTour ile İtalya turumuzun son gününde, Roma'dan ayrılan otobüsümüz tıngır mıngır aşağı doğru yollandı. O kafası kopuk dağ, Vezüv. Hayın.


Şoförümüz Marino. İngilizce ile arası bozuk şahane bi adam. Prima, bella, bellisima gibi şeyler söyleyip ay hindi gibi kabartıyor beni. Fakat yüreğimizi hiç kabarttığı yok. Direksiyonda çok güvenilir.


Yolda güzel şaraplar satan bu İtalyan'ın dükkânına uğradık. "Sen gördüğüm en yakışıklı İtalyansın." dedim, bana gayet pahalıca trüf mantarı sosu hediye etti hah hah hayt... 


Evvela Pompeii'ye geliyoruz. Dikkat ettiysen 2 i ile yazıyorum. Tek i ile yazılanı modern şehir, 2 ile yazılan antik. 


Soldaki yeşil şortlu, turun yakışıklı ve dost canlısı rehberi İnanç. Gruba Pompeii anlatıyor. Hava, abartıyorsam çorabım delinsin, bin derece falan. Bir-iki derece fazla dediysem bile 988'dir. Hoffff...


Pompeii, 24 Ağustos 79 tarihinde Vezüv Yanardağı'nın patlaması ile lav yığınının altında kalıyor. Böylelikle ne oluyor? Bi kazıyorsun ki, aaa şehir olduğu gibi korunmuş. 


Ata, anlattıklarım karşısında, arkeologlara saygılarını sunuyor. Çünki Pompeii, bak yürekten söylüyorum, insanı bütünüyle büyüleyen, olduğu gibi kalmış ve şahane kazılarla ortaya çıkarılmış çok romantik ve aynı zamanda dramatik bir yer. 

 

Pompeii'ye gidince, bu köpecik gibi taşlaşmış bedenler göreceksin. Evvela şunu düzeltelim. Bunlar taşlaşmış beden değil. Bunlar, dağdan hurra diye inen lav yığını altında kalan canlıların poff diye buhar olmasıyla, o yığının içinde bıraktıkları hacimden alınan alçı kalıplar. 


Şaşırdın di mi? Şaşırma. Pompeii'de millet birbirini hoplatıyodu da ay o yüzden Allah belalarını verdi diye zevzek zevzek konuşanlara tak kapağı.


Benim yazımı bırakıp gitmeyeceğine söz ver ve bu belgeseli lütfen izle.


İzlersen, hacı gibi durmadan niye Pompeii'ye gelip gittiğimi anlarsın.


İki yıl önce de gelmiş ve şurada yine iştahla sana buraları anlatmıştım. Kentte kazılar sürüyor. Keşke beni de alsalar bi sezoncuğuna...  


Ata, Pompeii çıkışında Bartolo ile buluştu. Kimdir Bartolo, anlatayım. Çok şeker bi hikâyeleri var. Bu Bartolo, İstanbul'dan trene binmiş, Eskişehir'e gidiyor. Bir arkadaşı davet etmiş. Ata da o trende. Bartolo'nun interneti yok. Şarjı az. Kıvranıyor. Ona buna soru sorarken, bi tek Ata İngilizce konuşuyor vagonda. Bununla internetini paylaşıyor. Eskişehir'i anlatıyor falan. Trenden indiklerinde de anlıyorlar ki aaaa, Bartolo'yu davet eden kız, bizim İtalyan'ı ekmemiş mi? Ekmiş... Ata da çocuğa sahip çıkıyor falan... Hayat ne tatlısın be gözüm. Şimdi ikisi Pompeii'de.


Pompeii'den sonra Napoli'ye gidiyoruz. Pronto'nun otobüsü, şahane manzaralı bu tepede duruyor. 


Napoli'nin sahili güzel. 


Bu sıra sıra apartmanların altında güzel pizzacılar ve makarnacılar var.


Feysbuk'ta, sence bura nere diye sordum. Marmaris, Salacak, Kartal falan diyen çıktı da bi tane Napoli çıkmadı. Nasıl çıksın? 


Napoli'de bu meydandan falan geçerken dikkat edeceksin. Niye? Motorlu kapkaççılar varmış.


Napoli'de, estetiksizliğin şahane bi estetiği var. Sen bu lafımı düşünedururken, ben Sophia Lorenli bi film hayali ile yanıyorum bilesin. 


Çocukken annem seyrederdi. Bu balkonlu ve çamaşırlı evlerde aşk yaşardı zilli. Annem diil be, Sofiya... 


Napoli caddelerini yer yer bok götürdüğünü görebilirsin. Hiç kuzeye benzemez. Kendi havasında bir serseridir Napoli ama candır can. 


Turun nihayete yaklaştığı sekizinci gün sonunda ProntoTour misafirleri mutlu... Herkes kaynaşmış, arkadaş olmuş, yemiş, içmiş, gezmiş, paylaşmış vaziyette, kazasız belasız İstanbul'a dönmeye hazırlanıyoruz. ProntoTour'un İtalya turları için tıkla... 


Kazasız belasız demişken, sevgili Marino'nun bunda payı çok büyük. Grazie bello Marino!


Ve sevgili İnanç! Bilgine, diline, nefesine zeval gelmesin dostum. Seninle yolculuk çok güzeldi. 


Uuu, anne paşası! Sen, her gittiğimiz yerde aklın, fikrin, nezaketin, merhametin, komikliğin ile yolculuğumu şenlendiriyorsun. Ayağına taş değmesin oğul...


Şimdi sen bu şarkıyı dinlerken, ben de sana böyle bir tur için ne yapabilirsin, onu anlatayım... İlki, kıştan plan yap. ProntoTour sayfasını takip et. Vize dahil, senin hiçbir şey düşünmene gerek yok. Türlü türlü fiyat seçeneklerinden sana uyanı seç. Katıl. Rehber seni İstanbul'da limanda alır, tekrar limana teslim eder. Konaklamalar, oda ve kahvaltıdan ibarettir. Diğer öğünler dışarıda yenir. Rehberine güven. Seni şehrin en ucuz ve lezzetli yerlerine götürür. Türkiye'ye getireceğin hediyeler dahil hemen her şey için Duty Free'den ziyade, gezdiğin şehirlerdeki marketlere bak. Bu, masrafını yarı yarıya azaltır. Daha ne diyeyim. Ondan sonrası Mambo Italiano! Hadi öptüm. Yeni yazılar yazıcam sana. Kaybolma. 


Pronto Tour




Perşembe, Mart 10, 2016 tarihinde yazıldı.

6 yorum:

  1. Bak saçım önüme aksın sevgilimi beklemiyorum senin yazıları beklediğim kadar benim Sophia Lorenimm 😍❤️

    YanıtlayınSil
  2. Cok guzel bur yszi olmus, cok eglenceli eglendirici harika

    YanıtlayınSil
  3. Onların Sophia Loren'ı, bizim Türkan Şoray'ımız:) İlk gördüğümde fena benzettim. Bu arada en merak ettiğim yerlerden birini yazmışsınız. Sayenizde oturduğum yerden uçuyorum:)

    YanıtlayınSil
  4. Gerçekten çok güzel ..Gezdiğiniz yerler,anlatımınız,resimler,bilgilendirme...Yanlız biraz daha geziniz ve de bizi gezdiriniz lütfen..

    YanıtlayınSil
  5. Uzun süredir ev bezginini takip etmiyordum, e-posta adresime otomatik gönderilen beğenebileceğim google yayınları sayesinde uzun bir aradan sonra yine okudum. Her zamanki gibi harika ama bu kez kısa bir yazı olmuş; bence Nur Banu Molla, radyoculukla blog yazarlığını birleştirerek TV için gezi ve arkeolojinin de içinde bulunduğu program hazırlasa daha çok kişiye yüksek enerjisini aktarır. Nasıl ucuz bilet aldığından tut da, nerede kalınır, ne alınır, ne yenilir, ne içilir, nerelerde, nasıl pazarlık yapılır gibi bloglarda söz edilen konular yine bulunmalı elbette. Bunun için %100 uyum sağladığı bir kameraman bile bence yeterli. Sizi TV'lerde de görmek isteriz Nur Banu Molla. Daha çok kişiye, daha çok enerji lazım bu memlekette...
    Bu arada alçı kalıpları alınmış bedenler hakkında zevzek zevzek konuşanlar, aynı zamanda Herodot'un Tarih kitabında sözünü ettiği Lidya'nın kurucusu Atys'in oğlu Lydos ve Vergillius'un Aenias Destanında sözü geçen, bugünkü İtalya topraklarına göç eden Lidya'lılar hakkında da zevzek zevzek konuşuyorlar haberin olsun. (Kur'an'da adı geçen Lud kavmini, Atys'in oğlu Lydos ve dolayısıyla Lidya ile bağlantısını da kurmaya çalışmak belki de saçmalamakla eş değer görülse de, inkar edebilmek için de aksinin ispatı gerekmektedir.)
    Saygılarımla,

    Size daha önce de hep Pink Floyd linki gönderdim, ama ne yapalım konu ile bağlantısı bir yana, 17 yaşından beri favori olan müzik grubumdur.

    https://www.youtube.com/watch?v=VRPZIhEcfcM

    YanıtlayınSil