BİSİKLETLE VİYANA


Sedona ile Viyana'dan başladığım bisiklet turumun ikinci günü için benimle gelir misin?


24 Haziran 2015 Çarşamba günü niyetimiz tüm gün Viyana'da pedal çevirmek ve ertesi sabah buradan tüymek...


Yusuf kuzumun bisikletinde ufak bir sıkıntı oldu. Gidon, yerine tam oturmadı. Tamir için bir bisikletçiye gittik. Esnafın şahanesi ya da dümbeleği her memlekette var...


Şahanesine denk geldik. Tam oturmayan gidonu yerine takıp, "Hayır, bunun için ücret ödemeye gerek yok ama bi siftah atabilirsin" mealinde sözler sarf eden o gâvur kardeşi çok sevdik. Burada "gâvur" kelimesinde mana arayanın kalbini kırarım. Arayan, evvela kendi kazıkçı komşusuna baksın. Din, insan olmak için hiçbir şeydir...


Tam burada, sana o dükkândan çektiğim şu bisikletin fiyat etiketini göstereyim, 2 bin 849 Eu, uy anam...


Bisikleti tam istediği ayara gelen Yusuf, tamirat işleminden sonra şımardı...


Eh madem uçmayı öğrendik, ne duruyoruz?


Karlsplatz'a gidelim evvela dedik... Şuradan sağa dönelim...


Hoop geldik. Bak ya! Şu bisiklet denen icadın yakışmadığı bi tek yer var mı?


Kırmızı iç donunu sevdiğimin çocuğu seni gidi!


Otur bakem, çekem bi foturafını...


Sen de beni çek...


Çıt çıt çedene türküsünü söyleyip tepinirken hem de...


Yusufcumla bu meydanda epeyce vakit geçirdik. Viyana daha önce gelmediğimiz bir başşehir ve biz acele etmeden buranın tadını çıkarmaya bakıyoruz.


Neden acele etmeden? Çünki biliyoruz ki, bu bisiklet turunda Viyana ile tam hemhâl olamayacağız. Zaman az. Bir sürü eksik, gedik kalacak. Madem öyle, vardığımız her noktada içimiz geçene dek takılalım,


yerel figürlere denk gelelim ve eksik kalanları bir sonraki sefere bırakalım...


Bu kafayla Karlsplatz'dan ayrılıp Belvedere Sarayı'na sürdük...


Lakin, Belvedere'den önce niyetimiz karnımızı doyurmak...


Ve bu esnada denk geldiğimiz her incelikte, yaşadığımız İstanbul ile bu şehri mukayese ettik...


Aslında bunu yapmak hiç iyi bir şey değil. Zira, İstanbul, coğrafi yapısı sebebiyle dünyanın birçok şehrine fark atabilecekken, bizim insani güdüklüğümüzden ötürü hep geride kalıyor...


Bu gerilikten kasıt, hamasi bir zafer beklentisi değil, sadece insanca yaşama arzusu...


İnsancadan kasıt, kadınların vura vura öldürülmediği, yayalara yol verildiği, sükûnetin patırtıya galebe çaldığı, ruhların aydınlandığı, pedalların döndüğü, çarkların işlediği ülkelere duyulan özlem...


Yoksa ben biliyorum ki, benim ülkem ve şehrim, tanrının özenip bezenip haritalara kondurduğu bir yerde...


Fakat insanım biraz hırt!


Atlayıp şu kiralık bisikletlere gitsen ve içinde, taa en derinde bir yaşama sevinci barındırsan, seni anlamaktan bîhaber, öylece bakabilir... 


Hadi öylece baksın da, canıma da kast etmesin. İnsan en azından, bisikletle giderken kıçımdan biri geçirir mi diye ürkmemek istiyor. Nasıl anlatacaksın ki koskoca İstanbul'a bunu? Hayatın dinginliğini, güzelliğini, hoşgörüyü? Nasıl?


Kafada bu kurtlarla Belvedere Sarayı'ndayız...


Bizim gibi bisikletle gelen bissürü tip var. Parka bağlamışlar. Kimininki çiçekli...


Şu anne evladı ile burada olmak çok acayip... Düşünüyorum ben şimdi... Ben ilk bebeğimi doğurduktan bir yıl sonra bu dünyaya gelmiş...


Yani tam olarak annesi olacak yaştayım... Ve bu çocuk, şimdi hem beni kollamak, hem de Avrupa'da bisikletle gezebilmek için bana eşlik ediyor.


Doğurmadığın bir şey tamam mı? Her zaman doğurmaya gerek yok...


Annesi doğurmuş zaten. Sen sev, ablalık et, yola çık, yoldaş bil... Gerisi kendiliğinden geliyor...


Ömrümün en güzel fotoğraflarını kaydediyor...


Canım Yusuf...


Ne demek istediğimi tam olarak sana anlatabilmem için bu videoyu izlemeni rica ediyorum...


Belvedere'in bahçesinde şöyle bir yayıldım ben... Yayılmak lazım... Vikipedi'den Belvedere okumaya benzemez orada yayılmak...


Yayılınca dizimdeki yarayı gördüm. Demincek düşmüştüm... Düşmeden olmazdı zaten...


Düşeceksin ki yeniden kalkasın...


Yeniden kalk ki, düşmeler korkutmasın...



Her düştügünde acil servise koşarak yaşanır mı şu dünyada?


Öyle olsa, evvela hayal kurmayı bırakır insan...


İşte biz onlardan olmadık ve biri 20'lerinde, diğeri 40'larında (orta yaşlı demek istemedim kendime) iki insan, hayallerimizin peşinde turluyoruz...


Bizim hayallerimizi süsleyen bir sürü şey, aslında onlar için gündelik, sıradan işler. 


İnsan hâliyle bozuluyor karşim!


Benim yaşadığım hayat, yani İstanbul'daki, bir sürü insanın hayallerini süslerken, ben Avrupa'nın herhangi bir yerindeki sükûnete imrenebiliyorum...


Üstelik Allah bilir, Viyana'dan çıktıktan sonra nelerle karşılaşacağım? İlk defa geçeceğim kırsal yerlerde beni neler bekliyor olacak? Bu gördüğün fotoğrafta Yusuf ile biraları takır takır devirdiydik bak şimdi hatırladım...


Bira içtiğimiz yerin kapısındaki parkta en pahalı bisikletler bizimkilerdi. Billa bak...


Anlatmaya çalıştığım şeyin ihtivasını şu videoda biraz daha derinden hissedebilirsin...


Viyana'nın ortasından Tuna akıyor... Tuna etrafında da güzel parklar var.


 Ve bu parklarda cillop bisiklet yolları.


Buralarda mest olup kendimizden geçtiğimiz doğrudur...


Fakat yeniden seleye zıplayıp

 

şehrin içine daldığımızda şunu da gördük ki,


bizim İstanbul'daki bisikletçiler olsa, burada nah bisiklete biner!


Bak anlatayım neden?


Çünki aşırı kural, kaide var. İstanbul'un sürücüleri gibi, bisikletçileri de biraz Tarzan ya...



Bunca kuralın içinde bizim biraz kafamız karışabilir. Sonra da ekleriz sırıtarak: "Biz Türküz abi, bize bi şey olmaz..."


Bak bunlar da Türk... Burası Viyana Üniversitesi. Türkiye'de bir üniversite kazanırsan, buraya da kayıt yaptırabiliyorsun. Ama evvela dil sınavında başarılı olacaksın ve babanın da biraz parası olacak. Öyle boş beleş eğitim bile yok anacım ve evet dünyanın her yerinde bu böyle...


Yusuf'un anacığı ile babacığı Dubai'de yaşıyor. Kendisi de bir yıl kadar İskoçya'da okumuş. Bu yüzden İngilizcesi yağ gibi... Medeni cesareti kaymak...


Abla hadi bu sene de seninle gelicem dese, yok sen gelme demem... Yusuf ile her yere giderim...


Bira içmeyi de en az İngilizce kadar iyi biliyor...


Ve ablasının fotoğraflarını çekmeyi de... Ev Bezgini ile yola çıkmanın en birinci şartı, kamera eline yapışık yaşamaktır. Kuzu bunların hepsini yaptı...


Şimdi sana Viyana'da pedallayarak geçen günümüzün özetini göstereyim... Tıkla bu videoya lütfen...


5 saat 10 dakika bisiklet üzerinde kalmışız... Toplam 36 kilometre gezmişiz. Saatteki hızımız ise 7 kilometre imiş. Evet biz buna tam olarak ekâbir turu diyoruz.


Bu fotoğraf, Tuna boyundaki bisiklet yolundan... Punk's not dad? Babamla ne alakası var?


Teşekkürler Viyana. Sen saysan da ben bunu saymıyorum. Muhakkak yine geleceğim...


Ben bu yazıyı yazarken arkada Sertab şu şarkıyı söylüyordu...

"Her şey ne kadar hızlı, her şey ne çok, 
Oturup ince şeyler düşünmek için vakit yok...
En son ne zaman baktın gökyüzüne?
Ne zaman geldin göz göze biriyle?
Ben yine yollara, düştüm yine zorlara... 
Her korkak hem gözü kara, uçlardan uçlara...
Ben yine taşlara vurdum deli başımı 
Sürüklüyorum kendimi tesadüf aşklara...
Yanmışız ama hâlimiz duman yetmiyor zaman aman aman aman..."




Perşembe, Kasım 12, 2015 tarihinde yazıldı.

7 yorum:

  1. "Yayılınca dizimdeki yarayı gördüm. Demincek düşmüştüm... Düşmeden olmazdı zaten..."

    Ne demiş Nâmık Kemal: "Yere düşmekle cevher, sakıt olmaz kadr ü kıymetten..." Keşke klonlama teknolojisi olsaydı da seni, fikirlerini, hayata bakışını çoğaltabilseydik. Seni anlamak, etrafında olmak ve arkadaşın, kardeşin, kankan olabilmek çok güzel bir şey. Bu bir ayrıcalık. Yani böyle yazınca, tekrar bir okuyunca sanki bir fikir ve bilim insanından bahsediyor gibi olmuşum. Aslında evet... Çok fikirsiz insan var. Parti kursana sen.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Din kurucam. Boş beleş müritler dini... Gezmeyen, içmeyen, gülmeyen giremez. Hadi karşim hadi!

      Sil
  2. Yine mükemmel anlatmışsınız, nasıl da özendim. Çok ama çok güzel işler yapıyorsunuz, yaşam enerjisi katıyorsunuz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sağ ol tatlıcım. Yüreklendiriyorsun. Hep... Teşekkür ederim.

      Sil
  3. Bunu okuduktan sonra iyiki viyanda yaşıyorum dedim kendimce:) Harika olmuş tebrikler

    YanıtlayınSil
  4. Viyana ,oldukça büyük caddeler, yürümekten gebereceğiz sanatsal değerler :)

    Heryer Mozart..çikulatası bile var yani:) Bir tatlısı vardı güzel, milföylü..birde tavuk şinitzeli ...Sanat seviyorsan,müze seviyorsan,opera seviyorsan( biletler aylar öncesi tükeniyor) viyana tam senlik..

    Sevgiler

    Burç Dura

    YanıtlayınSil
  5. Punk is not Dad! "Babamla ne alakası var" a 5 dakika güldüm! :))) Güzel bir rota ve güzel bir yazı! :)

    YanıtlayınSil