EFSANE KAZABLANKA


Dünyanın en güzel ülkelerinden birine Fas'a gidiyorum bu kez. Ah Fas! Ah Maroc!



17 Nisan'da başlayacak seyahatim için yol arkadaşı seçerken, bir değil iki kişi oldular. Esin ve Nesrin Abla ile gidiyoruz. 


Uçağımız Türk Hava Yolları. Ben millerimle aldım. 353 Lira vergi ödedim sadece. Kızlar kişi başı 1800 Lira civarında ödedi. 



Esin ile ön taraftaki koltuğumuzdan, bi adamın ayak kokusu yüzünden arkadaki boş yere kaçtık. 



Aslında THY bu paraları hak eder lakin 5 saatlik uçuşta 1800 Lira alıyorsan, "Planetim çalışmıyor, kusura bakma" diyemezsin. Zaten 10 saatlik Sri Lanka-İstanbul uçuşunda da bozuktu. Mesaj attım, "He he" dediler. Bir daha da arayıp sormadılar. 


Biz de can sıkıntısından uçaktaki yakışıklılara sardık. Bu Soner. İstanbullu sigortacı. Alanyalı arkadaşı İsmail ile 3 günlük kaçamak yapmaya gidiyorlarmış. 



Planet bozuk ya, uçağın rotasını takip edemedim ama Cezayir üstünde uçtuğumuz yerleri çok iyi kestirebildim. Anam o ne büyük ülke, uç uç bitmedi mübarek. 




Bunlar da böyle bayıldı tabii...


5 saatin sonunda Kazablanka'ya alçalıyoruz nihayet... 



İnince ilk iş, İstanbul'da Euro yaptığımız paraları Dirhem'e çevirmek. Duvardaki Kral VI. Muhammed ve yanında yavrusu Prens Hasan... 



 İkinci önemli iş kiralık aracımızı almak. Bende ehliyet yok. Var da İstanbul'da, poliste... Lazımmış, onlara verdim 6 aylığına. Kiraladığımız araç düz vites, Esin bunu süremiyor falan filan Fas'ta kalacağımız 7 gün boyunca tek şoför benim. Ağır işçilik. 
  


Niye tek sensin, otomatik arabayla değiştirsene dediğini duyuyorum. Biz de adama öyle dedik fakat bütün otomatikleri vermiş. Önden belirtmediğimiz için düz vitese kaldık... 



Hem 2 bin kilometre boyunca tek şoför kalmak hem de bunu ehliyetsiz yapmak! E biraz gerildim tabii... 



Zira, Fas'ta rüşvetçi polislerin bilhassa yabancılara pusu kurduğuna dair çok şey duydum... 


Lakin yapacak bir şey yok. Fast'tayız, tek şoförümüz var ve onun da ehliyeti yok. Vay anam maceraya bak! 



Fas'ın trafiğini merak edenlere şöyle söyleyebilirim: İstanbul'da araç kullanan biri, Fas'ta da kullanır. Net... 


Hattâ onların dilinde bile konuşmaya başlayabilir... Tıkla... 



Kazablanka'da niyetimiz Kral II. Hasan Camisi'ni görüp El Jadida'ya devam etmek. 



Bir yerde mola verip çilek suyu içtik. Tunus'ta da çok meşhur ve bol bir şey bu... 



Çilekten sonra II. Hasan'ı daha fazla bekletmedik. Ayıp. Dünyanın en uzun minaresi bu: 210 metre. 
  

  
Fas, bunu inşa etmeye 1980'de başlayıp 13 yılda bitirmiş. 



Bu avluya 80 bin kişi sığıyor. 



Caminin içine ise 25 bin kişi... 



Atlantik kıyısına kurulu II. Hasan Camisi, Kazablanka'da belki de en çok görülmeyi hak eden şey. 


Hasan'da çok oyalandık. Gün batımını 90 km güneydeki El Jadida'da yakalamak için basa bas gidiyoruz. El Jadida'da, Portekizlilerden kalma surlar var. Oğlum Ata 2 yıl önce UNESCO projesi ile bu surların onarımında çalışmıştı, oradan iyi biliyorum. 



Fakat maalesef gün batımını kaçırdık. Otelin olduğu sokak da hiç otel sokağına benzemediğinden kalacağımız bu binayı bulmakta biraz zorlandık. 

Riad Harmonie

Riad Harmonie'nin sokağı tipsiz ve dışı da ümit vadetmiyor ama içine girince ağzımız açık kaldı. 






Geleneksel bir Fas evi burası... 




Odamızın banyosu bu, hamam tadında... 



Tavan ve lamba işçiliği incecik, iğne oyası gibi... 


Kapısı, bacası, her yanı nakışlı, süslü. 



Akşam yemeğini, İstanbul'dan yanımızda getirdiğimiz öteberi ile hâllediyoruz. THY'nın küçük şaraplarından da çantaya atmıştık. Ohh, keyfe bak. 



Sabah olunca kahvaltı için alt kata, buraya indik. 


Tripofobi

Fas, tatlı yemeyi ve içmeyi çok seviyor. Kahvaltıda bizim akıtma dediğimiz krep gibi bu çok delikli şeyi yapıyorlar. Ayy, Tripofobi...  



Bunun içinde Fas çayı var. Yani bildiğin siyah çay ama bir koca tutam da taze nane ve şeker var. Evet, otomatik olarak şekerli. Sana, ister misin diye soran yok. 



Bana göre hava hoş. Çayla, kahveyle hiç aram yok. İster şekerli olmuş, ister zehir gibi acı. İçmem ki. Bunun tadına meraktan baktım. Güzel ama Allaçün...



Bu güzel otelin gecesine 240 Lira civarında bir para ödedik... 




3'e bölünce çok korkutmuyor işte. 



Hoşçakal Riad Harmonie...Bizi çok güzel karşıladın. 



Ve Sevgili Rachida, harika bir otelin var. Teşekkürler. 



Otelin kapısında bu kızlarla da selfi çektikten sonra, arabayı orada bırakıp, 



El Jadida sokaklarında kaybolmaya niyetlendik...




Lakin kardeşim tüyümüz şeytanlı, perimiz sevimli...



Ağız tadıyla bir kaybolmak nasip olmadı. Kendimizi Faslı bu ailenin evinde bulduk. 


Tıkla bak bize... 




Bu fotoğraf evin duvarından. 


Soldaki anne. Sağdaki ise kocası henüz ölen komşu. Fas'ta kadınlar dul kalınca beyaz giyiniyormuş. Esin'in burada bomba bir yorumu var: Fas'ta kocanın ölmesi iyi bir şey olsa gerek! 


zellij


Geleneksel bir Fas evi böyle. Sedir, bol desenli, zellij de denen duvar karoları, bol süslü döşemelikler... Bize kapılarını açıp, üstüne bir de sarılıp seven bu kadınları hiç unutmayacağım... 


Hatunlardan sonra esas ve önemli işimiz Portekiz surları... 

Mazagan

Sur içindeki mahallenin adı Mazagan... 


Girişte evvela çarşı ve 


harika çocuklar var... 


Kurban olurum ben size. Dolma yanaklı bebeklerim benim. 



Güzel çocuklarım... Dünyanın bütün çocukları... 



Çarşıda göz alıcı parçalar var ama biz esas hevesimizi Marakeş çarşısına saklıyoruz. 


Hemen dükkânların dibindeki sarnıca bakmadan olmaz... 


Bu sarnıç da Portekizlilerden...  



Ve içi beklenenden güzel... 




Sarnıca en az yarım saat vakit ayırmalı ve usulca oturup ışıkların su ile oynaşını seyretmeli... 


Bi şey söyliyim bak... Şu an fotoğraf elemekte sıkıntı yaşıyorum... 




Mazagan o kadar güzel poz veriyor ki, kıyamıyorum... 


Her bir kare rengiyle, 



olmadı açısıyla, bambaşka şeyler anlatıyor, aynı yerden çekilmiş olsa da... 




Bak buyur, aynı sandallar ve üçüncü kare... 




Mazagan 16. yüzyıldan kalma bir mahalle. Yani hemen hemen bir önceki seyahatimde gittiğim Dubrovnik ile yaşıt... 



Hindistan yolunda, Portekizli gemicilerin önemli bir durağı imiş. 




Ata'ya kalsa, bunlar şapşik... Taa oradan dolanılır mıymış? Geç Süveyş'in oradan, indir yükünü, karadan devam et diyor. Ama öyle olur muymuş. Sünni Osmanlı'ya para kaptırılır mıymış? Ayh bu çocuk beni öldürecek. 



El Jadida! 
Biz 3 Türk hatun, sana vurulduk, bilesin... 




Hele ben, avaz avaz şarkılar söyleyebilirim senin için... 



Derken, bir köşede hakikaten şarkı söyleyen gençlere rast geldim... 



Tıkla bak. Keyifleri daim olsun. 


Ah Fas! Ah Maroc! Sen şimdiden bizi gıdım gıdım kendine âşık ediyorsun ya be kuzum!



Bir sürü şehre âşık oluyorum ben... Sonra onları bırakıp geri gelince paramparça dağılıyorum... 



Fakat her aşkta biraz daha büyüyorum, güzelleşiyorum... 




Her aşkta şaşırtıcı ayrıntılar biriktiriyorum... Mesela kim der ki, surların dibinde bu fırına denk geleceğimizi... O demin gördüğün kedi de bu fırının... 


Biz gidiyoruz Mazagan... Bu hararetli kadın sana ne anlatıyorsa, onu iyi dinle... Kadınları iyi dinleyin... 



Çünki dünya kadınlarla güzel... 


El Jadida'nın özeti bu klipte... 


El Jadida'dan sonra tekrar yola koyuluyoruz... 


Haritanın 3 saat dediğine bakma sen... 5 saati buluyor o iş. 


 Fas'ın güneyinde, yerleşim birimlerinden çıkar çıkmaz iş çöle dönüşüyor. Ama bildiğin kumullu, kumlu çöllerden değil. Fakat nihayetinde de çöl işte. Bir şey yok...


Papayacı bir çocuğa denk geldik yolda. İnek gibi kemire kemire yedik bunu. Hep ağzımızın kenarları kesildi, yara olduk. Papaya, kavun gibi yenmiyor. Öğrendik. 


Papayadan başka bir de bu sürüyü sevmek için durduk... 


 Şu çoban hiç der miydi ki, Türkiye'den gelen üç hatunun biri, 


 en kınalı kuzusunu, kafasından kırmızı rujuyla öpecek... İşte demeye çalıştığım bu... Hayat olağanüstü güzel bir yer. O ruj duruyor mudur acaba hâlâ?
  

Ve nihayet 5 saat kadar sürüşün sonunda Marakeş'e giriyoruz. Denk geldiğimiz polisler durdurmadı çok şükür...  


Marakeş, tıpkı Hindistan'daki Jaipur gibi kızıl şehir... Otelimizden manzara bu... 


Ve Marakeş'te gün toprağa kavuşuyor... Dilimde bir şarkı... Tabii ki o şarkı. Evet evet... El Jadida surlarında delikanlıların söylediği hani... 


Teşekkürler Fas... Tadına doyulmayan güzel sevgili gibisin. Dur bakalım sende daha neler saklı? 


Perşembe, Haziran 11, 2015 tarihinde yazıldı.

8 yorum:

  1. Çok güzel bir gezi olmuş anlaşılan. Fas bambaşka bir yer gerçekten. Bir şehre, bir ülkeye aşık olmak ne güzel. Ne mutlu oralara. İnsanın dağ taş olası, o güzel sularda sandal olası geliyor bazen.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanın kuş olası, hiç durmayası geliyor. Dağ, taş yerinde kalsın.

      Sil
  2. Bugün bilgisayarımı açmaya hiç niyetim yoktu ama sonra bir bloggerıma bakayım belki ev bezgini yazı yazmıştır dedim. Yaklaşık 3 saattir de bir önceki bir önceki diye diye yazılarınıza doymaya çalışıyorum. Yetmedi ama artık uyku saati :) Bir gün en başa kadar gideceğim inşallah ve bir gün ben de bu kadar çok gezeceğim inşallah :) Sayenizde daha gitmeden bazı yerlere aşık oldum doğrusu.
    Bir de böyle genç görünmenizin sırrını sorsam size? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Ayşegül,

      Yazdıklarınla beni çok mutlu ettin ya... :) Sakın kapama bilgisayarı, yazmaya devam ediyorum.

      Genç görünmenin sırrı çok kolay tatlıcım: BOTOKS... Taa 30 yaşımdan bu yana. Hararetle öneririm. :)

      Sil
  3. Kullandiginiz dil ve gozlemleriniz cok guzel. El Jadida (yeni anlaminda) balikci kayiklari ve sarnici ile bana tatli bir nostalji yasattiniz. "Haritanın 3 saat dediğine bakma sen... 5 saati buluyor o iş." soyleminizin de arkasindayim :)

    Tesekkurler ve mutlu geziler.

    YanıtlaSil
  4. Daha once yorum yapmistim yunan geziniz hakkinda, bir kac sene onceydi... hicte hos seyler yazmamistim, bir kac yil gecti bu sayfa tekrar denk geldi, birseyler bakarken...

    Simdi yazdigim o yorum icin uzgun oldugumu hissettim, iyi ki benim gibi ergenlik ile yorum yapanlar yuzunden birakmadin yazmayi, sizin cok ozel bi enerjiyle dogdunuza eminim, sizi anlamayanlar asil basit ve bayaga olan...

    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu sayfada yazılanlara o kadar az kötü yorum gelir ki, belki de sen tektin. Güzel enerji diyorsun ya, işte o çoook güzel şeyler yazıp yüreklendiren dostlarımdan öyle büyük cesaret alıyorum ki, seni aklıma yazmadım hiç. Ama bu yaptığın yorumu katiyen unutmam artık. Çünki bi insanı sevmekle başlıyor her şey. Ben bütün hayata aşığım, sana mı yer yok? Gel şöyle, otur başköşelerimize...

      Sil
  5. Fas gitmeyi planlarken keşfettim sizi.Bir iki cümle ile kutlamak istedim sizi.Dilerim Neşeniz eksilmesin

    YanıtlaSil