TUNUS'TA TALİBİM ÇOK



İnsan bir kere yerinde duramayagörsün, gideceği yerin önemi pek de kalmıyor. Böyle bir ruh hâli içindeyken, kendimi etrafımdakileri "Hadi Tunus'a gidelim" diye kışkırtırken buldum.

 

Afrika'yı çok seviyorum ama Kuzey Afrika daha çok Ortadoğu gibi. Afrika'yı hissedebilmek için içine inmek lazım. Fakat, Buazizi'nin kendini yakmasıyla başladığı iddia edilen Arap Baharı'nın yeşerdiği toprakları görmek çok cazip geldi ve hemen harekete geçtik. 


Tunus için 5 kişi örgütlendik, 4'ümüz THY millerimiz ile sadece 220'şer lira ödedik, diğeri biletini 1000 lira civarında bir bedele satın aldı. Aylardan Nisan'dı, günlerin 27.'si ve yıl 2013'tü. 


İstanbul'un Kadıköy Yakası'nda oturuyorsan, Atatürk Havalimanı için bir çakallık biliyorum, bana da Monur (Mehmet ve ikinci adını birleştirince böyle oluyor) öğretti. Otomobilini Merter Migros'a park et. Oradan metroya geç, tık hava limanındasın. Güzel taktik. 


Tunus'a uçuş süresi 2 saat 25 dakika. Bu fotoğrafta çok çirkiniz ama nasıl bir ekip olduğumuzu aktarmanın başka yolu da yok. 


Uçakta tuvalete giden Monur dönüşte yerine kurulduğumu görünce... 


ve doğal olarak korkudan ödüm çıtlıyor o heybet karşısında... Kartaca Hava Limanı'na indiğimizde eforik hâlimiz devam etti ve pasaporttan geçene dek oynaştık. Monur'un ebay'den 5 dolara satın aldığı va adını jimmy jib koyduğumuz çubuk, bana göre gezinin en en en eğlenceli ayrıntısıydı. Bu, anten gibi bir şey. Çekiyorsun açılıyor, uzuyor ve ucuna kameranı bağlayıp kimseciklere tenezzül etmeden kendi kendini fotoğraflayabiliyorsun. Neresinden baksan çok komik, hele poz verirken bakmak en komik. 


Bak böyle bir şey


Sonra bu hâle geliyor


Altına geçip böyle poz veriyorsun şapşal gibi. 


Nasıl gülmezsin ki, adamın biri, elinde uzunca bir boru, tavanda gezinen cücük kadar fotoğraf makinesi. Monur, cücük dediğimi duyarsa bozulabilir.   



Yine çubuk.



İndiğimizde "Sen önden git, biz paraları bozduralım" dedik Mehmet'e. Mehmet'i kapıda sigara içerken bulacağımızı sanırken, o, bir kafeye kurulmuş, tüttürüyordu. Tunus'ta açık kapalı fark etmez, her yerde sigara içmek mümkün. 
 

Europcar'dan Renault Clio kiraladık. 3 gün için 320 lira ödedik, 5'e bölünce kârlı oldu. 
Bir depo 46 Lira'ya doluyor. Tunus Dinarı ile Lira hemen hemen denk. Fiyat düşük olunca benzini içesimiz geldi. 


Paraları bu...


Aracımız bu...


Ve plakamız... Otomobili bulamayız diye. Ayrıca yerel plakaları fotoğraflamayı da severim.


Bu da ruhsatı. 


Şoförleri ben. Önce ben, sonra Monur. 


Gişelerde böyle bir sos reklamı var. Affedersiniz "Yiyem de Sıçam" temennisi gibi. Acı ya...


Bizdeki GPS'te Tunus yüklü değilmiş. Hammamet'i ıskaladım. 


Otomobille gidersen benim gibi ıskalama, turistik bölgesi için Hammamet Yasmine Zone'dan çık. Oteller burada. Bizim Kemer'e denk. Oteller çok ucuz. Vincci Flora Park'ta kaldık. Kişi başı günlük 40 liraya geldi oda+kahvaltı konaklamamız. 


Gayet de güzeldi. Ben odamı Esin ile paylaştım. 


Otelde internet ortak alanlarda. 


Mehmet, odalara ilk girdiğimizde üşenmemiş, Fransızca'ya benzer kelimeler zırvalayıp telefonuna yazmış ve önce Tuğçelerin odasını sonra bizi aradı. Gülcay, "Tuğçee, gel kızım bir adam Fransızca konuşuyor. Anlamıyorum" diye telefonu fırlatıp atmış. Sonra Esin ile benim odamı da aradı. Sesi duyar duymaz "Ne var lan" dedim. Deli.


Öğle vakitlerinde kendimizi hemen sokağa attık. 


Bizim fesli cepkenli satıcıların Tunus versiyonu. 


Medina dedikleri bir alış veriş merkezindeyiz. 



Bu bacı çöp sepeti. Elindeki çanağa sigaranı söndürüyorsun. Karnının yanında bir gedik var, oradan da çöpünü içeri atıyorsun. 



İlk yemeğimizi yediğimiz yerden fiyat listesi 



Celtia. Tunus birası. Şişeden içince güzel. Fıçıdan bastırınca ya da teneke kutudan bööyk. Biranı bitip yenisini isteyince garsonlar şaşırarak "Now?" diye soruyor. Galiba, yerli halk orta yerde alkol içemiyormuş, şaşkınlıkları bizim şişeleri üst üste devirmemizden olabilirmiş. Tuğçe dedi. 



Brik diye bir şey pişiriyorlar. İncecik hamur, İçinde ton balığı var. Yağda kızartıyorlar.



Ve Allah seni inandırsın, içine yumurta da kırıyorlar. Bir daha bulsam yer miyim? Hayır. Denedim öldüm mü? Ona da hayır. 



Ekipten bahsedeyim biraz. Soldan sağa gidiyorum: Tuğçe Akbaytogan, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdür Yardımcısı, fakülteden sınıf arkadaşım. Esin Güner, tanışalı 2 ay kadar oldu. İzmir'de Botaş'ta çalışıyor, endüstri mühendisi.  
Pembeli ben. Yanımdaki Gülcay Yağcı. İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde uzman, arkeolog. Ve Monur. Canım arkadaşım. Türkiye'nin en iyi seslendirme sanatçılarından. Aynı zamanda yönetmen, prodüktör. 





Esin'e Fatma'nın Eli motifinin hikâyesini anlatıyorum bileğimdeki bilezikten. Biraz da uyduruyorum tabii. Bu motif Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da çok yaygın. 



Burada elimi Fatima'nın eli gibi yapmaya çalışıyorum. 


Tunus'ta kapılar çok güzel. İnsanın açası, içine giresi, yeni dünyaları koklayası, sevesi geliyor. Allah, "arkası boşluk" kapılardan, ziyadesiyle korusun inşallah, amin. 



Faytona binmeden dönemezdik. 15 Dinar verdik. Ne kadar gittik diyeyim, 3-4 km kadar yormuşuzdur hayvanı, Allah affetsin. 


Monopod oyuncağımız burada da hizmetimizde. 


Sahiden çok güldük. 



Hammamet Marina'dayız. Birazdan Murat Boz'un Geri Dönüş Olsa şarkısının remiksi ile marinanın bangırdadığını duyacağız. 


Hammamet Marina...



Hayat güzeldir pozum.



Çok şapşal değil mi? Ben daha şapşalım ki bunun ne kuşu olduğunu hâlâ bilmiyorum. Monur atmaca dedi, bozmadım. Ne de olsa Laz. Bizim Lazlar kolunda atmaca gezdirmeyi pek sever. 



Gidersen Marina'da bundan ye. 10 Dinar falandı. Üzerine dondurma koydur ama, bu kremalı. 



İstersen bunlardan kirala. Bu velespitimsi araçların hemen arkasında Le Atrium Oteli'nin altındaki hediyelikçi, en iyisi.


Bu Necip. ATV kiralıyor. Beni Mehmet'ten istedi. Hattâ elimden tutup "Hadi gel" dedi. "Aaaaa, bak sinirleniyor ama Mehmet, kızacak şimdi" deyip, kendimi kurtardım. 



Mehmet, Necip bana "Hadi evlenelim" deyince biraz kızdı. "Bu Banu da bunların hoşuna gidecek gibi giyiniyor, adamlar beğeniyor tabii" diye kükredi. 


Yol fotoğrafları güzeldir. Yolda olmak daha da.



Eeee, 4 kadınla yola çıkarsan böyle karaborsaya düşersin. 



Muhteşem Yüzyıl seyrediyorlar. Ama sanırım eski bölümler bunlar. Süleyman pek cıvır henüz, sakalı kısa. Hürrem yok. Bir de Mustafa Sandal'a hayranlar. Ve elbette Murat Alemdar. Yani Kurtlar Vadisi ve Polat Alemdar. 



Esin ile Mehmet. 


Burası Bardo Müzesi. Her yer mozaik mozaik mozaik... Orijinal eserin üstünde yürüdük, arkeolog yeminimize yediremedik. Ama yaptık.


Bardo Müzesi'nde Monur'un çektiği enfes fotoğraf.


Elbisemi merak ettiğini biliyorum. Üsküdar Kapalı Çarşısı'nda, Seş Ayrıntılar Dünyası diye bir dükkân var, oradan alıyorum. 


Monur yakışıklı adam. İşine konsantre olmuş adamlar hep yakışıklıdır zaten. 


Yemenimin kenarındaki oyaları annem yaptı, 20 yıllık.


Esin'in Tunus'ta çekilmiş behce en güzel fotoğrafı bu.



Gidersen, Bardo Müzesi'nin bahçesinde çimenlere uzan.



Monur doğru açı ve ışık peşinde...



"Geç bakalım" diyor. Allah biliyor ya, ikiletmem.



Bu da Mehmet'in favori fotoğrafı. Hakikaten ardını merak ediyorum. Burada ardı merak edilen kapı esasen bir metafor. İnsan kaderinden ürküyor, yazgımda neler var diye durup düşünüyor. Kapılar öyle ulu, öyle anıtsal...



Bardo'nun bahçesi...



Bardo'dan çıktık. Kartaca'ya gidiyoruz. Şoförümüz Mehmet.


Ben fotoğrafçıyım bugün. 



Kartaca Müzesi...



Bu araç niye müzenin girişinde bilmiyoruz. Grafiti ile süslemişler. 



Kapıları çinilere işlemişler.



Hannibal'in kulaklarını çok çınlattık. 


Sonra Kartaca'nın antik tiyatrosunu ararken bunu gördük. Duvarı mı incire göre örmüşler, incir mi duvara uymuş, bilemedik. Ama tam bir uyum vardı, resmettik.



Kartaca'nın antik tiyatrosu tam bir hayal kırıklığı. Tiyatro binasının 3-5 basamağı orijinal, gerisi bizdeki herhangibir belediyenin yaptırdığı güdük yaptırdığı amfitiyatro gibi. 



Sidi Bou Said'deyiz. Hammamet Kemer'e denk ise, Sidi Bou Said Assos'tur, Şirince'dir. 



Kapılar kapılar kapılar...


Mehmet adama dedi ki: "Can u take my photograph with my wifes?" Çoğu yerde bize Mehmet'in eşleri muamelesi yaptılar. Takmadık. 



Tunuslu bir teyze. Tanımam etmem, ama yaşlıları çok çok çok severim.


Sıcak memleketlerde duvarların beyaz, kapı ve pencerelerin neden mavi boyandığını biliyor musun? Akrep girmesin diyeymiş. Akrep mavi rengi ateş gibi algılıyormuş.



Bambaluni diye bir tatlıları var. Hamuru yağda hızlıca kızartıp, toz şekere bulayıp eline tutuşturuveriyorlar. 1 Dinar. Yerken puf puf sönüyor insanın elinde ağzında. 


Küçükken, anneannem lalanga yapardı, aynı ona benziyor. Lalanga deyince Tuğçe, "Aaaa, lalangayı benden başka bilen biri daha" dedi. Tuğçe'ninkiler Midilli'den, benimkiler Rize'den. İkimizi şaşırtan ortak kelime lalanga. 



Sidi Bou Said'de çatı katlarda pek kafe yok. Bir tane bulduk, tünedik. 


Rakamlar konusunda şimdi sana bir şey diyemem bu listeye bakıp. Ama Tunus sahiden ucuz. 


Hava pusluydu. Fotoğrafların pek tadı yok o yüzden.


Sidi Bou Said'deki kafenin merdivenleri. Bu ışığı bulunca poz veriyorum, Mehmet ânı kaydediyor. 



Basamak aralarındaki işçiliğe dikkat et. 



Akşamı ettik. Tunus merkezde, Habib Burgiba Caddesi'ndeyiz. Bizim için Atatürk neyse, Burgiba da onlar için o. 



Cafe le Parnaesse'de oturduk. Bu salata. Tadı tuzu yok. Ortada yal gibi fasulye. 



Celtia birasının fıçıdan basılmış hâli. Iyyy, kremalı gibiydi köpükleri. Mehmet hepsini geri gönderdi. Parasını çatır çatır aldılar ama. 



Yemekle birlikte böyle bir sos getiriyorlar, tarator mudur nedir çözemedik, sorduk. Mayonez dediler, utandık. Bir numarası yok.



Bu kuskus. İrmikten pişiriyorlar, bulgur pilavı gibi. Üzerinde kuzu eti var. Acı. Güzel. İçmediğimiz biralarla birlikte bu yemeğe 150 Dinar verdik, değmedi. 


Ertesi sabah. Dün Necip'ten kiraladığımız ATV'lere binmeye gidiyoruz. Gece Monur gezdi. Sabah telefonları, kapıyı açmadı. Balkonuna tırmandım, pencereleri yumrukladım açmadı. En sonunda üç görevli eşliğinde kapıyı açtırdım. Ödüm koptu öldü mü ne oldu adama diye... "Mehmet laaaan!" diye seslendim. "Evet" dedi boru sesiyle ve açık banyo kapısından gördüm, küvetin perdesi oynadı. "Nerdesin oğlum sen" dedim" Suyun içinde uyuduğunu çaktırmama gayretiyle "Duştayım" dedi. Vallahi billahi Whitney Houston vakası olup, Türk medyasının manşetlerine oturacaktık: 

"Ünlü seslendirme sanatçısı Tunus'taki odasında küvette ölü bulundu. Polis, birlikte gittiği 4 kadını sorguya çekiyor. Ölüm nedeninin belirlenmesi için Monur'a otopsi yapılacak" 

Tövbeler olsun Allahım. A Memedim, ben kabinde, sen kargoda, nasıl gelecektik Türkiye'ye geri.  


Üç saat suda uyuyan adamın hâli pür melali... 



Nihayet ATV'lerimize kavuştuk. Sürerken video çektim, rehber Nebil kızdı. 



Tıkla, izle. 


Nebil çekiyor bunları...



Otomobil bile kullanmayan Gülcay, 2 buçuk saat ATV sürdü.  



Tuğçe, also known as Perikles. 



Esin. 



Ve en arkada Mehmet Onur. Bizi kolluyor. 




Bu da dönüş yolu. 


Dönüşte Nebil'in minibüsündeyiz. Araç öyle berbat ki, Tunus değil de Afganistan'da Kandahar'dayız sanki.  


Arap havaları çalınca 


bu hâle geldik. 


Son saatlerimizde marinada bu tekneleri gördük. 


Yetmedi içine girdik.


Doymadık fotoğraflar çektirdik.


Ben eksik kalır mıyım?



Mürettebata yardım ettim, yelken ipi bağladım.



Yalan be! Ben ne anlarım yelkenden, halattan. 



Ama bak poz ver dersen, işte orada biraz ihtisasım vardır. 



Son gecemizde yemek yediğimiz yer. Hammamet'te Al Kaala. Kebaplı mezeli bir sofra kurdurduk. Bu yemek güzeldi. Güzel de bir şarap açtırdık. 


158 Dinar ödedik. 

Oh sefamız oldu, Tunus bize çok iyi geldi. 

Maliyet notları: 

THY ile gidiş dönüş mil ile 220, normal bilet 1000 Lira civarı... 
Gecelik otel kişi başı 40 lira kadar. Oda+kahvaltı.
Araç kiralama, 3 gün için 320 Lira.
Benzin harcamamız, 46 Lira.
Yeme içme, kişi başına 150 Lira
Hediyelikti şuydu, buydu sana kalmış... 

Bana maliyeti 1000 lirayı aşmadı. 

İthaf notu:

Bu Tunus gezisini, 20'li yaşların başında geçirdiği trafik kazasıyla hayatına tekerlekli sandalyede devam etmek zorunda kalan ilkokul arkadaşım Mehmet Reisoğlu'na ithaf ettim. Gözüm gözün olsun Reisoğlu! 
Cumartesi, Mayıs 11, 2013 tarihinde yazıldı.

7 yorum:

  1. herkesin ismi bir gun lazim olur. bir gun, mutlaka.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O sizin beklentili temenniniz...

      Kim olduğunuz bizce malum. Açıkça yazaydınız da cümle âlem göreydi...

      Sil
  2. duvarın içindeki incir... sanırım "yaşamak" bu olmalı...
    bütün menfi zemine rağmen, inadına tutunmak,
    ısrarla yeşermek...

    masaüstü yaptım PC'me...
    makinene sağlık....

    YanıtlaSil
  3. Bu yazıyı da çok sevdim. otelde Monur' un Fransızca şakası da tam benlik. (sevdiğim insanlara şaka yapmayı sevdiğimdendir) Brik diye yediğiniz kızarmış hamura biz tatarlar çiğ börek deriz. ama içine antin kuntin şeyler koymayız. Bardo müzesindeki fotoğraflara bayıldım. Hele üçüncü fotoğrafta yüz ifadesi her şeyi anlatıyor. dedim ya "lie to me" mimikler, jestler her şeyi anlatır yalan söyleyemezsin. müze bahçesi fotoğrafları harika, anne oyalarını gösterdiğin fotoğrafta ise oyalar kadar dikkat çeken başka bir ayrıntı var...

    tekrar teşekkürler,

    Homeros7

    YanıtlaSil
  4. Yirmi gün sonra Tunus, Hamametteyiz. Güzel yazı olmuş. Giderken toparlayacağım notlarıma buradan işaretler koyucam. Yediğiniz tatlı ve Bardo müzesini..

    YanıtlaSil
  5. KIZ HELAL OLSUN SANA...

    YanıtlaSil
  6. Merhabalar,
    Bu resimler ve yorumlar gorunce gerçcekten gayet mutlu oldum.
    Lutfen bana email olarak siyahetlerin ve tunus uzerine daha fazla detayler yazarmisiniz?
    Ben fotorafcilik ve daha cok belgesel fotografcilik yapiyorum..
    contact@selimcherif.com
    www.selimcherif.com

    YanıtlaSil