VELONOTTE 2013 İSTANBUL


Pis huylarım var. Mesela bir şeye heves ettim miydi, canını çıkarana dek giderim üstüne. 

Bisikleti alalı 3 hafta olduğu hâlde yaklaşık 2 bin bisikletlinin katıldığı Velonotte'ye dahil oldum. 

Velonotte ne? 


Velonotte, İtalyanca bisiklet ve gece kelimelerinin birbirine tutuşturulmasıyla üretilmiş bir sözcük. Rus bir tarihçi var. Adı Sergey Nikitin. Güzel çocuk. Velonotte'nin fikir babası o. Müzisyen Gotye'ye benzetiyorum. Baksana şu ikisine: 



Bu bildiğin Gotye...



Bu da bizim Sergey kanka... 

Sergey demiş ki, geceleri bisiklete binelim, trafik azalmışken, kentin sessizliğini dinleyelim, tarihî noktalarını gezelim. 2007’de Moskova'da pedal basmışlar. Ardından Roma, New York ve Londra’da yollara düşmüşler. Bu sene İstanbul'da yapıldı. 

İstanbul'da maksat şuydu: Sultanahmet'te 23.00'te buluşulacak. Tam gece yarısı Divanyolu üzerinden Vefa, Unkapanı güzergâhı ile Eminönü, ardından Galata Köprüsü ve Bankalar Caddesi, Galata Kulesi, Dolmabahçe, Beşiktaş ve Ortaköy'e ulaşılacak. 03.30'da vapura binilecek, günün gelişi Boğaz'da karşılanacak. 

velonotte güzergah
Bu görseli inançlı bir siteden aldım. Mahrecini eklemiş altına. Neyse, enfes plan değil mi? 

Benim Ata'm ve Nil'im var. Onların ikişerden toplam 4 bisikletinin biri bizim kömürlükte ölü, biri annemin tavan arasında geberik, ikisi Güneyli'de yazlıkta Allahlık. "Nil, hadi Velonotte'ye gidelim" deyince, "E bisikletim yok anne" dedi çocuk haklı olarak. Bisikletim yok diye bir şey var mı? Kiraladık 35 liraya sarı bir tane... 


Taksi diye isim takıp dalga geçti Nil. 


Facebook'tan bir arkadaşım var, Cem Gencer. Bizim arka sokakta oturuyor. Kuzguncuk tayfasından. Onu da ayarttım. 


Üsküdar İskelesi'nde buluştuk. 


Vapura bindik. Vapur, bisiklete para almıyor.


Semih de geldi. Semih bizim radyodan. 


Aypon hep elde fiti fiti. 


Ve çocuklar gibi de şendik.


Başka bir bisikletli grup taa Çekmeköy'den pedal basmış. 


Eminönü'nde Berkan'ı bulduk ve Sultanahmet'teki kalabalık gruba saat 22.30 sıralarında dahil olduk. Berkan da radyodan. 


At Meydanı'nda buluştuk. 


Bisikletlerin yanıp sönen ışıkları ateş böcekleri gibi.



Flaş pis patlıyordu, bisikletin ışığından spot yaptık, bak ne güzel oldu. 


Nil Japon animeler gibi, canım benim. Parmağı kanlı bak. Tramvay yolunda düştü. 


Saat gece yarısını azıcık geçerken bisikletlere bindik. Beyazıt yönünde sürmeye başladık. 


Laleli'den içeri dalınca ara sokaklarda hızımız kesiliyor. Organizasyonda Açık Radyo'nun da katkısı var. Radyoda sanat tarihçiler, geçtiğimiz yerleri anlatıyordu. Ben en son Soğukçeşme Sokağı'ndan geçerken Çelik Gülersoy ile ilgili kısmı duydum. Sonra pil bitti. Dedim ya, fiti fiti. 


Okuldan mezun olalı beri gelip geçmediğim sokaklar. İstanbul Üniversitesi'nin arka tarafları... Vefa'ya gidiyoruz.

 
2 bin bisiklet bu dar sokaklardan geçti. Bir noktada grup ikiye bölündü. Ben de yokuş yukarı değil, yokuş aşağı seğirten uyanık gruba takıldım. Grup ikiye bölününce, biz yokuş aşağı inen yivildekler esas parkuru kaçırdık. Yani Galata'ya ve Bankalar Caddesi'ne gitmedik. Yürüdük gittik Ortaköy'e. 


Dolmabahçe'ye gelince polis durdurdu. Yayıldık sarayın saat kulesinin olduğu meydana. Bekle Allah bekle ki arkadakiler gelsin. Sonradan öğrendim ki, ooh, Galata ekibi vur patlasın çal oynasın müzikli danslı eğlenmişler Kuledibi'nde.  


Biz bekle bekle bekle, şiştik Dolmabahçe'de.


Sıkıntıdan fotoğraf çekip durduk.


Semih ile Nil daraldı.


Bizimkiler uyuyacak gibi olurken, arkada devirip uyuyanlar vardı bile o sırada. 


 Çocuk her zaman çocuk işte, gidelim anne gidelim. Lan nereye gidelim? Ben mi örgütledim bu işi? 


Bu da çocuk işte. Lastiğini kemirecek kadar bunaldı.


Sonra iki grup buluştu, Ortaköy'e geldik. Saat 03.30 suları. Ben ayrıldım, Sarıyer'deki radyoya doğru pedal basıyorum. Çünki pazar günü nöbetçisi benim. 

Ortaköy'den Sarıyer Hacı Osman Bayırı'na bisiklet sürmek önce korkuttu. Acemiyim ya daha mesafe uzun geldi. Ama iyi ki yapmışız. Gördüklerimi anlatayım.

Bir kere İstanbul uyumayan şehir diyoruz ya, sahilde her bank hemen hemen doluydu. Saat olmuş 05.00, insanlar yiyor, içiyor, eğleniyordu. 

Bilmediğim bir şey daha öğrendim. İstanbul bülbül dolu! Sabaha karşı, Emirgân'dan sonra, bunların saati midir nedir anlamadım. Bülbül korosu başlıyor ötmeye. 

Tarabya civarına geldiğimizde, güneş Kanlıca'nın ardından doğacağını müjdelemeye, gökyüzünün doğusu ışıktan çatlamaya başladı. Şafak vakti sahilde bisiklet sürdün mü hiç? Ben yapmamıştım. Sen de yap. Bunu yapmadan sakın öleyim deme. 

Hacı Osman Bayırı'nı nasıl çıkacaktık? Bu yorgunlukla? Berkan'a dedim ki, "Şu dışarı ses veren radyonu aç. Ve hiç konuşma. Konsantre olalım, basıp çıkarız"

Nah çıkarız! Yokuşun yarısında at gibi çatladık. Bisikletten inip elimizle çıkardık. Saat 05.38'de Berkan ile radyoya ulaştık. 



Üsküdar'da evden itibaren pedal bastığım mesafe. 41 km imiş. 


Sağ bacağımın sürüşten sonraki hâli...


Bu benim hâlim...


Bu da toramanın hâli. 


Elimde iki tekerlekli mavi bir bisiklet,  
Bir nohut oda Hacı Osman'da, 
Penceresiz bir odanın duvarlarında,
Ne işim vardı bu rüyada...

İyi ki oynamışım bu rüyada. Özdemir Asaf üstadın şiirini işime geldiği şekle soktum. Okusa kızmazdı ki, bir şiir de bana yazardı. 
Çarşamba, Mayıs 22, 2013 tarihinde yazıldı.

2 yorum:

  1. gece sürüşü hiç yapmadık İstanbul' da yaşarken. ama Beşiktaş' ta buluşup Belgrad Ormanları içinden Kilyos' a kadar gitmişliğimiz vardır. 4-5 kez dolaştık Belgrad Ormanlarında. Yürüyerek ya da araba ile gezemeyeceğin yerleri görebilmek çok güzeldi... bana on beş yıl önceki bu maceralarımı hatırlattığın için teşekkürler...

    Homeros7

    YanıtlayınSil
  2. Harika olmuş muhtesemsin arkadasim.iran'dan selamlar :)

    YanıtlayınSil