PİNOKYO'NUN FLORANSA'SI


Pinokyo ne güzel çocuktur di mi? Ah sen bi de onun memleketini görsen!


Venedik'ten yola çıkan Pronto Tour otobüsü, tıngır mıngır, yaklaşık 300 kilometre aşağıdaki Floransa'nın yolunu tuttu.


Erkence çıktığımız için güneşin de etkisiyle yolda bizimkiler mır mır uyuklamaya başladı. Rehberimiz İnanç ise hiç durmadan İtalya ile ilgili ne biliyorsa anlattı durdu.


Ata, ben ve turun en genç katılımcıları ise haylazlık derdine düştük.


Ve nihayet Floransa'dayız.


Sevgili İnanç ilk bilgileri verip grubu yönlendirdi...


Hemen daldık sokaklara...


Ayy Duomo Katedrali'ne bak. Bu, onu ikinci görüşüm...


İlkinde de çok etkilenmiştim ama vallahi rehberli gezmek bir başka oluyormuş...


Hiç bilmediğim şeyler öğrendim... Bi kere 700 yıllık falan. Off çok eski. Floransa Katedrali, Santa Maria del Fiore diye iki ismi daha var.


Bu katedral de diğerleri gibi önemli bir piskoposluk merkezi olduğundan, hıristiyanlıkla ilgili ne varsa sanki duvarlarına montelemişler... İnanç dedi ki, "Bakın şu yukarıda kafasında üçgen olan ve bize bakan Tanrı'yı gördünüz mü?"


Ay tövbe bismillah, ben daha evvel de görmüş ama hiç aklıma getirmemiştim oradan Allah bakıyor diye... Allah tependen baksın diye komikli beddua ettiğim çoktur ama şimdi böyle görünce bi ürperme geldi. O bedduayı revize edeyim ben.


Çoluk çombalak hep şaşırdık hâliyle...


Burası Piazza della Republica. Yani işte bildiğin Cumhuriyet Meydanı... Floransa, böyle bir sürü büyüklü küçüklü meydandan kurulu. Hemen hemen bütün eski İtalyan kentleri bu şekilde.

 

Bu atlıkarınca hep burada duruyor. İster otur seyret, ister bin. Her şekilde çok güzel.


Bu, aynı yerde 2 yıl önce çekilen fotoğrafım.


Burası ise Senyörler Meydanı. Yanımdaki Bulgar cepçi. Fotoğraf çektiriyorum, soytarılık yapıyorum diye insanlara indiragandi yapıyorlar. Nereden biliyorum? Oracıktaki Pinokyo satan dayı söyledi...


Pinokyo, Floransalı yazar Carlo Collodi'nin evvela hikâye olarak yazdığı sonra günlük gazetede tefrika ettiği ve nihayetinde romana dönüşen eserinin kahramanı. Pinokyo çocuklar tarafından o kadar sevildi ki, kendi yazarının dışında bir çok el tarafından tekrar ve tekrar kaleme alındı ve onlarca filmde, oyunda, eserde yeniden karşımıza çıktı...


Yalan söylemenin bir çocuk için en fena şey olduğunu, umarım ben de Ata'ya anlatabilmişimdir. Ata'ya çok iyi anlattığım bazı şeyler var ve bunları tek tek hatmettiği, sindirdiği, huy edindiği için çok mutlu ve müsterihim. Mesela, saygı ve kim olursa olsun evvela sevgi... İnanç ile o kadar iyi anlaştılar ki...

 

Sadece İnanç ile değil, bütün Pronto Tour misafirleri ile. Ama onlar da o kadar güzel insanlardı ki, sanki tek tek özenle seçilip bir araya getirilmiş bir gruptuk... Bak o arkamdaki yakışıklı Davut... Tam 400 yıldır orada duruyor. Tabii bu orijinali değil. Bire bir replikası. Aynı şekilde sağ taraftaki Herkül ve Cacus'un heykeli de kopya...


Bu, Senyörler Meydanı'na ismini veren Senyörler Sarayı. Yani idare merkezi.


Floransa deyince, rönesans, Michelangelo, Da Vinci, Dante, Machiavelli, Boticello, Vespuci gibi isimlerden söz etmezsek olmaz. Çünki, Avrupa'nın yeniden ayağa kalktığı bu dönemde, anılan isimlerin hepsi çok önemli. Adamlar sanki birbiri ile kıyasıya bir üretim ve yaratım mücadelesine girmişler gibi hiç durmadan çok ve önemli eserlere imza atmışlar.


Yeniden Davud'a bakalım mesela... Mikelanjelo, bunu 26 yaşında falan yapmış. Yapıldığı andan itibaren kıymeti çok bilinmiş. 1800'lü yılların sonunda demişler ki, "Bunu buradan kaldıralım, yerine bir kopyasını koyalım." Orijinali Accademia Müzesi'nde.


İnternette dolaşan bir fotoğrafta, sanatçının ayrıntıcılığına dikkat çekilmiş. Buyur ben de sana göstereyim.


Ve bu da Davud'un bakışları... Roma yönüne baktığı söylenir. Neden? Çünki Floransa tarihinde kilise yanlısı ve krallık yanlısı grupların mücadelesi vardır ve Davud Vatikan'a bu sebeple kızgın bakar.


Ata, Machiavelli'yi görünce, "Ooo, bizim reyiz" diye geçti hemen önüne, çaktı bir selfi. Amaca ulaşmak için her yol mübah düsturunu devlet yönetiminde de benimseyen felsefenin sözcüsü, carcarcısı, bayraktarı Makyavelli'yi ben pek onaylamıyorum. Yani, bunu bilsin isterim.


Fakat Ata'ya göre, Makyavelli'nin Prens adlı eseri, uluslararası ilişkiler disiplininin ilk ciltleşmiş hâli. Sonra daha da ileri götürüyor savını: "Olmasaydı, olmazdık" diyor. Aaaa başıma gelenler!


Bu Rönesans meselesi, öyle iki heykele baktım geldim demekten daha öte, derinlikli bir mevzu. Oturup okumak lazım. Bu kadar adam nasıl buradan çıkmış, nasıl bunca esere imza atmış, nasıl böyle heyecan yarıştırmış, bilmeli. Bi de şey var tabii, anaları bunlara hamileyken ne yemiş, biz de ondan tüketelim, bilim adamları bi zahmet bunu da buluversin. Bak burası Arno Nehri...


Bu da o köprünün gece hâli. Fotoğrafı ben çektim billahi, hemen öyle gündüzden geceye nasıl geçtik deme. Davud'un elini göstericem diye arakladığım fotoğrafı burnuma sokup adımı da hırsıza çıkarma. Köprünün üzerindeki dükkânlar hep kuyumcu. Ay biliyo musun, bu nehir 1960'larda taşmış, ne var ne yok silip süpürmüş.


Floransa'ya ilk gittiğimde bu şekilde bir trafik tabelası görüp deli gibi anlamını bulmaya çalışmıştım. Ay meğerse bunlardan onlarca varmış...


Sevimsiz tabelaları bu şekilde dikkat çekici ve yine turistik birer figür hâline getirmişler.


Sana Saiful'u göstereyim. Duomo Katedrali'nin hemen dibindeki bir restoranda çalışıyor. Mesaisini bitirip giderken çektirdim bu fotoğrafı. Bangladeşli Saiful'un çok memleketlisi var İtalya'da. Bunlar güneyden deniz yolu ile İtalya'ya kaçak göçek yollarla da gelmeyle çalışırken ah tekneleri batıp batıp durmuyor mu içim parçalanıyor. Akdeniz'in dibi, kaçak mülteci mezarlığı... Tişörte dikkat!


Ne zaman Pink Floyd muhabbeti açılsa, aklıma bu karikatür gelir.


Bak aynı tabeladan bir fotoğraf daha varmış hadi bunu da göstereyim...



Ev Bezgini, Pronto Tour ile Floransa'da videomuzu da buradan izleyebilirsin... Takipte kal. Yarın Roma'ya doğru gidiyor olacağız. Öptüm.





Pronto Tour




Pazartesi, Ocak 18, 2016 tarihinde yazıldı.

3 yorum:

  1. Nasıl bir kalemin var senin yaa..:)

    YanıtlayınSil
  2. Köprü..2.dünya savaşın da tek bomba atılmayan köprüdür...Hitlerin sanat eserlerine verdiği değeri biraz tarih araştıran kişiler bileceklerdir.. Floransada , şehir içinde 1872 yılından kalma müthiş bir trimusu yapan bir yer vardı..kesinlikle yenmeli,türkiyede bir daha zaten yemiyorsunuz :)

    Burç Dura...

    YanıtlayınSil
  3. Tişört özellikle ahanda dedirtiyor. Bir de bink loy. Rönesans meselesine gelince, şöyle bir görüşüm var. Bu konuda eğitim almış birisi olarak ister katılır, ister katılmazsınız. Akademisyen değilim, bu konuda akademik eğitim almış bile değilim, ama farklı bir çok kaynak beni bu görüşe yönlendirmektedir: "Haçlı Seferleri, yağmacılığın dışında, aynı zamanda, kültürün ve özellikle bilimin de, doğudan, Avrupa'ya göç etmesine vesile olmuştur. Bugün Vatikan'ın arşivinde bulunan binlerce el yazmasının, haçlı seferlerinde çalınan el yazması kitaplarla dolu olduğunu düşünmeden edemiyorum. Nasıl ki Troya Savaşı'ndan sonra (Yaklaşık M.Ö.1200) dört yüzyıl karanlık çağ geçiren Ege Dünyası, Homeros'tan sonra kısa bir süre içinde gelişerek, (bugünkü felsefe, demokrasi ve cumhuriyet'in kuruluşuna öncülük edecek kadar gelişerek) Sokrates öncesi "Yedi Bilgeler"e ışık kaynağı olmuştur. Rönesans da temellerini Haçlı Seferleri'ne dayanan yağmacılıktan ve hırsızlıktan almıştır."
    Saygılarımla,

    YanıtlayınSil