GELİBOLU'YA BİSİKLETLE

Bisiklete başladığımda, bir gün pedal çevirerek Gelibolu'ya gidebilir miyim diye merak ediyordum. Radyoya istifayı basıp ömrümün sahibi olunca ilk işlerimden biri bu hayalimi gerçekleştirmek oldu. 


Bir yol arkadaşı bulmalıydım.

radyo trafik

Kısa süre önce Radyo Trafik'teki Bisiklet Yolu programımda konuk ettiğim bisikletçilerden Vahap Deniz Aydın severek kabul etti. Beraber plan yapmaya başladık. 


Niyetimiz 19 Haziran Perşembe günü yola çıkmaktı ama yağmur engel olunca 22 Haziran Pazar gününe sarktık ve bu zamanı daralttı. Vahap işe dönmek zorunda olduğundan İstanbul-Tekirdağ arasını otobüsle geçmeye karar verdik. 

Sedona 700

Sedona'nın 700 serisi bisikletlerinden biriyle çıkıyorum. 

Kale Seyahat

Esenler Otogarı'na gittiğimizde bir sürü şirket iki bisikletli olduğumuz için bık bık etti, "Yer yok" dedi, almadı. Kale Seyahat hiç arıza çıkarmadan "Buyrun gelin" dedi, teşekkür ediyorum onlara. 



Vahap bisikletleri bagaja yerleştirdi... 



Ve yerimize kurulduk... 



Kısa süre sonra Tekirdağ'dayız... 

bike route

Rotamız Tekirdağ üzerinden Barbaros, Kumbağ, Uçmakdere, Mürefte, Şarköy, Yeniköy, Kavakköy, Güneyli... Toplam mesafe 113,26 km. 


Performansı iyi bir bisikletçi bu parkuru tek günde tamamlayabilir ama benim için zor. Çünki tırmanışlar var. İki gün bana tamamdır. İlk gün 70,2 km ile Şarköy'e...



İkinci gün 47,2 km ile Güneyli'ye... 


Tekirdağ'dan hemen sonra Barbaros kavşağından ayrıldık. 

Canon 600 D

Kavşakta bu fotoğrafı çektirdim. Elimdeki makinenin havasına kanma. Ben şapşal olduğum için kartını unutmuşum, bütün turu iPhone ve GoPro ile kaydetmek zorunda kaldık. Bir de Vahap'ın Sony Experia telefonu... 


Biraz sonra karnımızı doyuracak yeri bulduk.


Sağlam bir şampiyon kahvaltısı hazırlattık. 


Kumbağ çıkışından itibaren rampalar başladı. 

Kumbağ Mezarlığı

Kumbağ Mezarlığı... Bugün ona, yarın sana...


Ama henüz bize değil. Çok şükür...  


Ve yol çok güzel... 



Hayat da... Ödüm kopuyo ölücem diye.


Pedalımıza basalım... 


Rampa yer yer zorluyor... 



Hababam su içiyoruz. Su içince ne oluyor? 
Çok basit: Su bitiyor.


Tırmandıkça manzara büyülüyor.



Ama bizim millet öküz. Basıyor çöpünü hiç acımadan. 



Şuraya bak ya! Yuh!


Öğle sıcağı yaktıkça, gölgelerde su molası veriyoruz sık sık... Tırmandığımız yol da yol hani. 


Bazan acı çekiyor 



ama çoğunlukla keyfimizi cilalıyoruz. 



Yolda bu it yavrusunu gördük, pek haraptı. 



Vahap yakalayıp daha makûl bir noktaya, insan içine götürmeyi planladı ama o buna izin vermedi. Aklımız kaldı. 

Kumbağ

Kumbağ bitti. Uçmakdere'ye kadar rampa tırmanmaya devam. Yani 23,57 km mesafede 968,25 metre tırmanışımız var. 


Aralarda nefes almaya durdukça yol arkadaşıma ihtimam gösteriyorum. 


O da benim bol bol fotoğrafımı çekiyor. 



Eğer yola bisikletle çıktıysan, hiç duymadığın sesleri duymaya, hiç görmediğin şeyleri görmeye hazır ol. 


Aynı zamanda bu senin kendi içine de bir yolculuk. 


Zirveleri zorlayıp


her tırmanışın sonunda 



gözlerini nefes nefese bu enginlere diktiğinde


bir boru, iki teker üzerinde kas gücüyle bunu yaptığın için kendini daha çok seviyorsun. 



Ama yol bu. Tıpkı hayat gibi. Ne çıkışı bitiyor... 
  

Ne de her zorluğun önünde karşına çıkan müthiş sürprizli manzaralar... 


Bu yolda karşımıza çıkan çok güzel insanlar da oldu. Bu genç arkadaşlar gibi. Damlacık suyumuzun kalmadığı bir tepede, bütün mataralarımızı buz gibi sularla doldurdular. Su gibi aziz olsunlar inşallah. 


Birazdan bir de çeşme bulup suları havaya savurduk.


Ben elimi, ayağımı, yüzümü, kollarımı her yerimi yıkadım. 

Bisikletçi yanığı

Ayaklarım sandaletin deliklerinden ibiş gibi yanmış. Bisikletçi yanığı rezalet bir şeydir zaten. 


Karasinekler su ile ıslanan cildime vantuz gibi yapışıp acayip bir saldırıya geçtiler. Kendimi bisikletime dar attım. 

Uçmakdere

Gittikçe gittikçe, yamaçlar dikleşmeye, tepeler sivrilmeye başladı. 


E coğrafyanın bu kadar müsait olduğu yerde de yamaç paraşütü yapılır tabii. 



Ama ben tırsarım öyle şeylerden. Çok izolesin, çok yüksektesin, olaylar iraden dışında gelişebilir. Ya da işte ne bileyim, insan bilmediği şeyden korkuyor. 



Ama millet çatır çatır uçuyor Uçmakdere tepelerinde. 


Sonra da taa o aşağıdaki düzlüğe iniyor. 


Kumbağ tarafından bu yamaç paraşütü yapılan yere tırmanmak evet mümkün. Bak, ben bile yaptım. Ama ama ama... Paraşüt tepesinden Uçmakdere Köyü'ne inen dimdik ve upuzun bir rampa var ki, hah işte onu geri çıkacak bisikletlinin elini öperim. 


Yani Kumbağ-Uçmakdere yönü bisikletle tamam... Ama Uçmakdere-Kumbağ yönü... Allah!


Ve muazzam bir inişin ardından düzlükteki köye geldik. 


Köyün girişi güzel. 


Kadınlar her yere ıhlamur sermiş. 


Oturacak bir yer bulup


Vahap'ı yandaki bakkala gönderip 


getirdiği bu müthiş mönü ile karnımı doyurdum. Vahap çok tatlı bir çocuk. Centilmen, hesap ödeme işleri tam ayarında. Bir o, bir ben.  


Kahvenin camında Keşanlı DOÇEK'in etiketi var. Onlara yakın tabii, buraları hallaç gibi attırıyorladır. 


Gece Şarköy'de kalacağız. 40 km kadar rampada pedalladıktan sonra kalan 30 km düz. Buna çok seviniyorum. 


Uçmakdere'den ayrıldıktan sonra dikkatli olmak lazım. Deniz kıyısına paralel uzanan bu tepelerden aşağı takır takır taş yağıyor. 


Burayı hızla geçmeye bakıyoruz. 

Gaziköy

Taş dökülen dağlar bitince yol çok tatlı. Deniz, yeşil, güneş... Ayy... 


Önce Gaziköy... 

Hoşköy

Sonra Hoşköy... 7 km sonra Mürefte'deyiz inşallah. 


Hoşköy gerçekten çok hoş bir sahil kasabası. 


Evler güzel... 

Hoşköy Feneri

Bu fener güzel... 


Hattâ o kadar güzel ki, Vahap, "Bi yerlinin kızını alıp buralara mı yerleşsem" diye hayallere daldı. 


Bense, gölgeme bakıp insansız gölgeleri düşündüm... 
"Olmayan insanların gölgeleri var. Üstelik bilmiyorlar insansız olduklarını. İnsanlarını yitirmişler de haberleri yok. Dolaşıyor yerlerde gölgeler. Hem de insan sanıyorlar kendilerini"* 

Mürefte

Ve nihayet Mürefte'deyiz. Gün devrilmeden Şarköy'e ulaşmalıyız. 


Dedik ama pek öyle olmadı. Ben bunu kaptım. 


Vahap da bunu... 


Cafe sahipleriyle vıdı vıdı lak lak, vıdı vıdı lak lak, akşamı ettik. 



Oysa karanlıkta şehir dışı yollarda bisiklet sürmek hiç akıllı adam işi değil. Bu müthiş tembelliğe imza atan iki şapşalın, GoPro'yu monopoda bağladığı sırada mal gibi bakarken nasıl yakalandığını görüyorsun sevgili okur.  



Bu Vahap tip bi herif. Kafenin tuvaletine gitmiş. Yığınla odunu görünce, "Ulan erkek milletine kereste muamelesi ediyorlar" diye düşünüp işemekten vazgeçmiş. Birayı mesanesinde Şarköy'e kadar taşıyacak şimdi. Eh!


Mürefte'den Şarköy'e gece yol böyle. Bütün ışıklarımızı yaktık, çaktırdık. Bir gözümüz sürekli arkamızda ama nasıl basa bas geldik Şarköy'e, görmeliydin. 

Şarköy

Küsuratlı yazsaydınız da inandırıcı olsaydı... 


Mürefte'de iken internetten 25 liraya bir pansiyon bulmuştuk. Şimdi onu arıyoruz. 

Şarköy Elif Pansiyon

O sırada su bayisi Hasan diye birine adres sorduk. "Boşverin o pansiyonu, Elif iyidir" dedi. Biz de itaat ettik. Buranın gecesi 30 lira. 


Hemen sokağa attık kendimizi. Karnımız çok aç. Ama Şarköy çok patırtılı. Ben gürültü dinlemek istemediğim için merkezden içeri doğru sokulduk. 


Bu hizmet bisikletlerinden Şarköy'de çok gördük. 


Oralarda bir yerde böyle bir lokanta bulduk. 


Ay bulmaz olaydık. Hayatımda yediğim en beter lahmacundu. Gürültüden kaçayım derken arkadaşımla birlikte kendimi ishal riskine sürükledim. Düşünsene!


Ertesi sabah çok iyi dinlenmiş olarak uyandım. Bisikletçi yanıklarıma bak. 
Şarköy bombok bir yer. Şarköy'ün bence en iyi şeyi Elif Pansiyon. 



Bahçesi nane dolu. Koparıp koparıp yedim. 


Ve sanki Trakya'da değil de Napoli'deymişiz gibi, böyle renkli cümbüşlü, yaşayan bir bina... 


Şarköy'den ayrılırken bu bisikletçiye bir uğradık. 


Dede, bisikletlerimize bir tornavida marifeti ile minik ayarlar çekti, iyi hissettik. 



Komşusu bu emekli öğretmen hanımefendi bahçesinin kayısılarından ikram etti. 



Dede 81 yaşında. Bizden para da almadı. Zorla siftah bıraktık.


Sağlam bi kahvaltı ettik. 


Yola koyulduk. 


Şarköy'den çıkar çıkmaz bismillah yine rampalara tosladık. 


Şarköy'den Yeniköy'e kadar 13,27 km kadar tırmanmalı yolumuz var. 


Ve hava dünden daha sıcak. 


Çok sıcak...


Yolumuz düne göre daha kısa. Ama sıcak rahat vermiyor. 


Ne kadar korunsak da cayır cayır yanıyoruz.


Suları içe içe bitiriyoruz.



Helvatepe Yangın Müdahale Ekibi, bizdeki yangına yetişip mataralarımızı dolduruyor. 


Yollarda bunlardan 4-5 tane gördüm.

Erimiş asfalt

Sıcaktan asfalt eriyor. Eriyen asfalt bisikleti ya kaydırıyor ya da hızını kesiyor, tutuyor. 


O sıcakta mola verdiğimiz bir çeşme başında bu otomobil de duruyor. Evet bunda bir şey yok. Yani bundan niye söz ediyorum? Çünki otomobilin direksiyonundaki izansızın başkanı, kurt köpeğini bagaja kilitleyerek taşıyor. Pis herif. Ay yapmayın diyene kadar gazladı gitti. 


Bizim eve mesafe şu tabeladan itibaren 29 km. Ha gayret. 


Burası Kavakköy'e iniş. 


Saros Körfezi'ni ilk gördüğümüz yer. 


İnsanın içine yaz geliyor.


Baksana bizim oğlana. Bu fotoğrafı Ayfon ile tek karede yakaladım. Ne güldük. 


En sevdiğim renk.  

Kavakköy

Yol o kadar güzel ki, inmeye kıyamıyoruz. 5 saatte tırmandığın bir yol, 20 dakikada bitebiliyor. Bisiklete binmek çok acayip gönül işi... 


Ve o tepeden aşşağı kendimizi bi saldık... Kavakköy'deyiz.


Bu Kavakköy'ün deresi.


Bu Kavakköy'ün delisi...


Bu da Kavakköy'ün efesi...


Kavakköy'ü mutlaka gör. Demedi deme bak. 


Kavakköy'den Güneyli'ye son 21 km...


Tatlı rampalar var.


"Hadi yorulmamış gibi bakalım panpa"


O da ne? Çok affedersiniz öküzün biri emniyet şeridinde tersten geliyor. Bizi gördü, hâlâ geliyor. Sağımız bariyer, kaçacak yer de yok. Benim bu fotoğrafı çektiğimi görünce yanımıza kadar geldi, durdu... "Niye çekiyorsun fotoğrafımı" dedi. "Hadi kardeşim hadi" dedim. "Al şimdi onu g.tüne sok" dedi bana. Laf altında kalır mıyım? Valide hanım sultanlarının bundan daha çok hoşlanabileceğini izah ettim. Sonra da pedallara asılıp kaçtım. Piç! 


Duble yol çalışması burada sürüyor. Çok az yolumuz kaldı. Bunları da geçinceeee...



Hooop yaşasın. Güneyli'deyiz!



Tekirdağ'dan Güneyli'ye kadar bol rampalı rumpalı bu rota üstünde iki gün bisiklet sürmek, benim için zaferdir, önemli bir gelişmedir. Zevktir, keyiftir. Oh maşallah. 


Burası benim terasım...


Bu, terasımdan günbatımı...


Bu, Vahapcığıma tahsis ettiğim diğer evimiz...


Bu, sahilimiz...


Bu, şımarık şımarık sahile inişimiz...

  

Bu kırmızı yemenimiz...


Bu da akşamki balık soframız. Yemeği Orhan Motel&Restoran'da yiyoruz. Hesapları ödemeyip babama yazdırıyorum. Sebebini birazdan göreceksin. 


Ertesi sabah uyanır uyanmaz denize indiriyorum Vahap'ı. 


Onun telefonu suda da çalışıyor...



...muş! 



Bunları çektikten sonra bozuldu. Hah hah hayt...


Denizden sonra Gelibolu merkeze gidiyoruz. Vahap İstanbul'a dönecek. 11 km'lik ana yoldan değil de 16 km'lik köy yolundan götürdüm. 


Eriğe daldık yolda. Ama zehir gibi ekşiydi. 


Çanakkale Boğazı. Sağ tarafımızda da Saros Körfezi var. 



Gelibolu ritüellerimi gösterdim Vahap'a. Kırıntı Büfe'de ayran, 



hamburger, 



Zafer Çiftliği'nde peynir helvası...


Vahap, şansına hemen bir otobüs buldu. Uyumuşum beklerken. 


Bu kez Kamil Koç ile seyahat edecek. Ben biraz daha kalacağım.



Canım benim. Ertesi sabah işe gidecek. O monopod ile ne oynadık ya hu!


Vahap gitti. Aha da böyle kaldım. 


Gelibolu

Allah'tan Gelibolu acayip güzel bir yer. Bastım pedala, bastım deklanşöre...


Hamzakoy

Hamzakoy'a geldim, yüzmedim...



Yüzme işini Güneyli'ye geri dönüşüme, gün batımına bıraktım... İnsan burada ölmez mi? 


Ve o gece kendime yine bir duble rakı ısmarladım. Yine Orhan Restoran'da, yine babamın hesabına 


Ertesi sabah kalktım, temizliğe girişeceğim. Manzara bu. 



Ay yanık izlerime bak... 



Bunlar da eldivenden...


Önce odamı kırkladım. Annemler henüz yok. Evi onlara tertemiz cillop gibi yapıp bırakmak niyetim. 


Bak burada fazla domestik takılıp ajitasyon yapmayacağım ama ellerimin hâli buydu iş bittiğinde. İşte bu yüzden yiyip yiyip hesapları babama yazdırdım. :)

 

Akşam Orhan Abi'de NTV'de bir zamanlar aynı dönemde çalıştığımız yapımcı arkadaşım Oğuz'la karşılaştım. O da Güneyli'den bir ev satın almış. Çete büyüyor. Sevindim. 


Ve ertesi sabah, bu kez Orhan Abi'nin eşi Nesrin ile kahvaltıdayım. Nesrin'i İtalya yazımdan tanıyabilirsin. 


Ve bugün artık benim de İstanbul'a dönmem gerekiyor. 


Aslında kalasım var ama geziko.com seyahat sitesi ilham veren gezginler diye bir liste yapıp beni de akşam yemeğine davet etmiş. Hadi bakalım, bu Talk And Travel etkinliğine nasıl gitmezsin? Çok cazip. En az Güneyli kadar.



Hoşçakal Güneyli. Bir ay kadar sonra, Atina dönüşümde, bu kez Esin ile birlikte sendeyiz inşallah...


Dönüşüm Ulusoy otobüsü ile. Biz bisikletçiler birbirimizi her yerde buluyoruz ya, Küçükçekmece Bisiklet Grubu'ndan sevgili Furkan da otobüste...  


Yolda Vahap'tan bu mesaj geliyor. Benim efsane Micra Esenler Otogarı'nın orada bir yerde ya... 


Bana sürpriz hazırlamış ayy... 



İstanbul temalı bir ayraç ve anahtarlık. Nasıl ince bir düşünce... 


Nasıl güzel bir yol arkadaşlığı... Nasıl güzel bir kardeşlik. Nasıl nasıl nasıl... Bu yola tek başıma çıkamazdım. İti kopuğu patlak lastiği kazası şusu busu her şeyi olabilirdi. İşinden izin aldı, benimle pedala bastı, ekmeğini bölüştü... Vahap! Çok teşekkür ederim benim bisiklet kardeşim. 


Bu yazı, Deniz'in şarkısı ile bitsin. Çünki canım öyle istiyor... 

*Gölgeli fotoğraftaki şiir alıntısı, Aziz Nesin'den... 
Salı, Temmuz 08, 2014 tarihinde yazıldı.

20 yorum:

  1. harika olmuş ayağına eline diline saglık...parkur hosuma gıttı en kısa zamanda aynı yollarda olacam inşallah :)

    YanıtlaSil
  2. tebrikler çok güzel bir tur ve çok güzel kareler ve teşekkürler bunları bizlerle paylaştığınız ve bizlerede aynı duyguları yaşattığınız için

    YanıtlaSil
  3. Her yazında olduğu gibi ortalarında mesaj attım sana. Bu yazının sonunda da Ali Express'ten bagaj ve çanta bakmaya başladım.

    Bu sene iş anlamında çok güzel bir başarı sağladım ama planladığım Doğu Karadeniz turunu haliyle iptal etmek zorunda kaldım. Hep yollardayım ama performans yapıyorum. Spor amaçlı. Uzun bir tur yapmadım. Yaptığım en uzun tur 150 km'yi geçmedi. Bu şekilde bir gezi, doya doya, doğayı görerek, etrafından izole olmadan keyfini çıkara çıkara bir dolaşamadım gitti. Onun için yazın çok iştah açıcı. Sitenin adı gibi insanı evden bezdiriyorsun. Ev de güzel ama her şey kararınca. Ev bir yerde dursun. O dursun orada. Dönebileceğin bir yuvanın olduğunu bilmenin verdiği huzur başka ama aklı ve kalbi farklı coğrafyalar aramak isteyen birisi için resmen kamçılayıcı bir yazı olmuş. Rahatından memnun olanları da düşündürür inşallah. :) Aynı rahatlık yollarda da var çünkü.

    Eline, kalbine, aklına sağlık Nur Banu Molla!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senden umutluyum. Uçmakdere'den Kumbağ'a gitsene. :)

      Sil
    2. Meğer biz ne güzel bir tura çıkmışız annem :)

      Sil
    3. Meğer biz ne güzelmişiz kuzum...

      Sil
    4. anasına bak oğlunu al :D kan bağı olmasına gerek yok ki; anneler evlatlarını kokusundan tanır :)

      Sil
  4. Sonunda bana da bisiklet aldıracaksınız. Yazı bitmesin diye ağır ağır okudum. Harikasınız!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sonunda mı? Hemen şimdi alalım... Şimdi diilse ne zaman? :)

      Sil
  5. ilk defa bir kadının blogunu sıkılmadan okudum, başarılar.

    YanıtlaSil
  6. Sayende gençliğimi bıraktım Kumbağ-Uçmakdere arasındaki anırtan rampalarda. :) Gecenin bir saatinde faunanın egzotik hayvanat seslerine eklenen yusuf yusuf sesleri eşliğinde tırmandırdın bana o yolu. Ahanda bu yazı her şeyin müsebbibidir.

    Benim gibi gaza gelip gençliğinizi bırakmayın o yollarda, ben yandım siz yanmayın :)

    NBM yeni seyahatler, yeni yazılar bekliyoruz..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anlatsana, sana ne oldu o bayırlarda?
      Gençliğimizi bir dahaki sefere beraber harcayalım çocuk...

      Sil
  7. Hem güzellik, hem temiz kalp, hem gezginlik, hem bisiklet aşkı ve daha sayamadığım niceleri tek bir insanda nasıl toplanabilir ya ? Multitalent gördük de bu kadarına da pes!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok tatlısınız kardeşcim. Tıpkı nefes alıp vermek gibi, hayat gibi...
      Beni bu saatte (sabaha karşı, 04.16) sevindirdiğiniz için de 400 sevap point zırank diye hesabınızda. Güle güle kullanın. :D

      Sil
  8. Kendim gezmiş gibi oldum, teşekkürler.

    YanıtlaSil
  9. Cok keyifli anlatmışsınız.Kaleminize sağlık.Guzel Gelibolu`ya selam olsun.

    YanıtlaSil
  10. Mürefteli olmama rağmen, Şarköy'ü yazın kesinlikle görmenizi ve buna göre yorum yapmanızı söyleyebilirim..

    Sevgiler

    Burç Dura

    YanıtlaSil